Anasayfa » GÜNDEM » Taslak hazır, ya biz kamu işçileri?!

Taslak hazır, ya biz kamu işçileri?!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 4688 sayılı yasada yapılacak değişikliğe ilişkin hazırladığı Kanun Tasarısı Taslağı bitti ve Bakanlar Kurulu’na sevk edildi.

Taslak memurlara ne getiriyor?

1- Sanıldığı gibi grev hakkını resmi olarak tanımıyor! Kamu sendikaları ile yapılan görüşmeler sonrasında, kamu işçilerinin patronu konumundaki hükümet, elbette sınıfsal olarak kendisinden beklenen tutumu alıyor ve grev hakkını gasp ediyor. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun kararlarına kesinlik kazandırılarak greve zımnen yasak getiriliyor. Tahmin edileceği üzere bu hakem kurulunun bileşimi de hükümet ağırlıklı olarak oluşturuluyor.

2- Taslakta toplu sözleşmenin tarafları olarak öz itibarıyla Hükümet ve Memur-Sen tarif ediliyor. 4688’ye bağlı olarak istihdam edilen memur statüsündeki kamu işçilerinin kanuni haklarını düzenleyen bu taslakta “Kamu İşveren Heyeti” adına 7 kişi ve “Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti” adına da 7 kişiden oluşacak bir genel toplu sözleşme düzeni tarif ediliyor. Taslak bu haliyle yasalaşırsa, bu KESK’in (232.083) ve T. KAMU SEN’in (394.497) toplam 626.580 üye sayısına karşılık 3 üye ile, 515.378 üyesi olan MEMUR SEN’in ise 4 üye ile temsil edileceği anlamına geliyor. Bu, hedeflenenin tam bir “al gülüm ver gülüm” düzeni olduğunu gösteriyor. Patron-hükümetin “al gülüm”, Memur-Sen’in “ver gülüm” diyeceği bir sınıf işbirliği ve memurlar için tam teslimiyet düzeninin işletilmesi hedefleniyor.

3- Mevcut taslak, burjuva iş hukukunu küresel temelde düzenleyen ILO’nun toplu sözleşmelerin çoklu yapılması ilkesinin dahi gerisinde. Sendikal konfederasyonların bunu yapmaya ne kadar gücü ve mecali var ayrı konu; ama mevcut taslakta biçimsel olarak dahi, konfederasyonların kendi üyelerinin çıkarları için ayrı grev ve görüşme yapma hakkı bile yok. “Bunun uluslararası sözleşmelere aykırılığından” dem vurarak şikayetlenmek de anlamsız, çünkü küresel kapitalizm yerel tekelci burjuvazinin, isyan etmedikleri müddetçe işçilerin üzerinde tepinmesine serbestlik tanıyor.

4- Taslakta her sendikanın kendi üyesi adına TİS yapma ilkesi de buharlaştırılıyor. Hizmet kolu toplu sözleşmelerinin ancak yetkili sendika ile yapılması buyuruluyor. Buna göre üye sayısı az olan sendikanın biçimsel olarak masaya oturmasına dahi gerek kalmıyor. Memur-Sen (bir diğer deyişle hükümet) ne derse o…

5- Yerel yönetimlerde toplu sözleşme yasaklanıyor! Taslakta açıkça “Bu kanun hükümlerine göre toplu sözleşme sayılmamak ve o kuruluşlarda çalışmakta olan kamu görevlilerine ödenecek mahalli idare tazminatını belirlemek üzere kurumsal sözleşme yapabilirler” buyuruluyor. “Kurumsal sözleşme” olarak tarif edilen sözleşme “iş lütuf eden” statüsünde olan idarenin “uygun görmesi” şartına bağlanıyor. Anlayacağınız, yerel yönetimlerde yapılan kurumsal sözleşmeler sadece “mahalli idare tazminatı” adı altında ücret artışına hapsediliyor. O da “işveren” lütfederse… TÜM BEL-SEN şu ana dek 406 belediye ile 18.000 kamu emekçisini bağlayan toplu sözleşmeler imzalamış durumda. Taslak bu şekilde yasalaşırsa bu toplu sözleşmeler fiilen yok sayılacak ve kazanılmış haklar gasp edilecek.

6- Taslakta “örgütlenme özgürlüğü” falan yine “hak getire”… Şu ana dek sendika üyeliği yasaklanan tüm kamu emekçilerine yasak devam ediyor. Yasanın 15. maddesinde sendika üyesi olamayacaklara ilişkin kapsam “100 ve daha fazla kamu görevlisinin çalıştığı işyerlerinin en üst amirleri ile yardımcıları” ile “kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli” dışında aynen korunuyor. (Bürokrasi geleneği uyarınca 100 ve daha fazla kamu görevlisinin çalıştığı işyerlerinin amirleri zaten kadrolaşma politikaları nedeniyle AKP’li, ya da başka bir hükümet işbaşına gelirse onun adamı olacaklar; bu yöneticiler devlet adına düşünüyor ve davranıyorlar.)

7) Taslak felsefe olarak zaten TİS kapsamını mali ve sosyal haklarla sınırlandırılıyor. Siyasi, kültürel, özlüğe ilişkin, mesleki hak ve talepler TİS kapsamında değil. Yine AİHM vb. küresel burjuva mahkemelerin taahhütlerinin dahi gerisinde bir hüküm daha. Yetmiyor, açıkça “maaş ve ücret sisteminde değişiklik öngören talepler toplu sözleşmenin kapsamı dışındadır” denilerek iş iyice absürt bir hal alıyor. Kısacası enflasyon zammı dışında (ki enflasyon zammı her zaman gerçek enflasyonun altında yüzdelerle verilerek kamu işçilerinin süreklileşmiş yoksullaşmasına yol açar) hiçbir hüküm masada dahi değil…

Sonuçlar:

1- Bu taslak hükümet ile Memur-Sen’in ortak taslağıdır. Memur-Sen’e üye olan, bilinçleri bu burjuva ideolojik sınıf işbirlikçiliğiyle zehirlenmiş kamu işçilerine yaklaşan krizde acı ilaç içirilecektir. Azınlıkta kalan sendikasız ve diğer konfederasyonlara üye işçiler için de aynısı geçerlidir.

2- Bu taslak “–mış gibi yapma” taslağıdır. Hükümet kamuda çalışan memur statüsündeki işçilerle TİS yapıyormuş gibi görünmek istemektedir.

3- Kamudaki yeni TİS düzeni küresel kapitalizmin gerekleriyle uyumludur. Yasanın çıkartılışında bir “sosyal diyalog” mekanizması işletilmekte, sözde konfederasyonlarla “tartışılmakta”, en sonunda patronun dediği-istediği neyse o yasalaşmaktadır. Görünen ucubelik, bizzat sınıf dengelerinden kaynaklanmaktadır.

4-Çalışma yaşamının demokratikleşmesi” boş ve kof, hatalı ve yanlış bir taleptir. Her bir sözleşme ve bizzat TİS sisteminin kendisi patronun dayatmasıyla oluşur. Bu bir güç mücadelesidir. Kamu emekçileri kendi gücünün farkında değildir, dolayısıyla mevcut durumda güçsüzdür. Patronun düdüğü çalmaktadır.

5- KESK yönetiminin “basın açıklaması” ile bu durumu “eleştirmesi”, diğer konfederasyonların yönetimlerine tekraren birlikte mücadele çağrısında bulunması inanılmazdır. T. Kamu-Sen ve Memur-Sen yönetimleri çizgilerinin, karakterlerinin gereğini yapmaktadır, yapacaktır. Anlaşılan KESK yönetimi de karakterinin gereğini yapacaktır, yapmaktadır.

6- Türkiye’de burjuva kamu, bir sistem olarak uzun zamandır çözülüyor ve yeniden yapılandırılıyor. Neoliberal küresel düzenlemelerin gereği olarak memurlar, ayrıcalıklarından giderek soyunarak çıplak kamu işçileri olarak patronlarla (burjuva hükümetle) uzun zamandır karşı karşıyalar. Örgütlü bulundukları sendikalar, bugüne dek performans ölçüm kriterlerinin yerleşikleşmesine, toplam kalite yönetimlerine, çalışma biçimlerindeki parçalanmaya gerekli direnişi göstermediler. Yeni kamu işçileri kuşağı ile birleşik bir sınıfsal mücadeleyi örmediler. Milliyetçi ve dinci neoliberal sendikalar karakterleri gereği kamudaki dönüşümün payandası oldular. Sol bir geçmişe sahip, bugünse liberalleşmiş bir sendikal çizginin temsilcisi olan KESK ise gözlerini kapayarak geçen yılların hiç yaşanmamış olmasını hayal etti. Geldik bugüne… Kamudaki son kalelerin düşürülmesi için hükümet esaslı bir saldırıya hazırlanıyor. Kapitalizm işçi sınıfını çözerek ilerliyor. Kamuda istihdam özel biçimleriyle kural-dışı olmaktan zaten çoktandır çıktı, bugün geriye kalan güvenceli pozisyonların da buharlaştırılması hedefleniyor. Kimse artık “TİS hakkı kazandık” diye sevinmiyor, herkes büyük felaketin arifesinde olduğunun farkında.

7- Bu öğrenilmiş, öğretilmiş, alışılmış çaresizlik sürgit devam edemez. KESK’in “Konfederasyonumuz taslak TBMM alt komisyonlarında iken görüş ve önerileriyle müdahalede bulunacaktır” , “Her şeye rağmen yasa taslağı Meclis Genel Kuruluna bu haliyle gelir ise illerden yöneticilerimiz Ankara’ya gelecek ve yasa Meclis’te görüşüldüğü sürece Ankara’da olacaklardır” , “Yöneticilerimiz Meclis’e yürüyecektir” , “Tüm illerde de merkezi alanlarda oturma eylemleri yapılacaktır” açıklamaları geçiştirme açıklamalarıdır. Zamanı-tarihi belirsiz, hiçbir hazırlık yürütmeksizin yapılan “KESK, GREV yapacaktır” açıklaması, zevahiri kurtarma açıklamasıdır.

8- KESK, KESK’li kamu işçilerini dünyadaki emsallerine benzer bir militan mücadele içerisinde yönetecek bir yapıda değildir. KESK yönetimi, kendi tabanının güvenine dahi sahip değildir. Sınıfın gücü bir sendika yönetimine devredilemez. Saldırıyı karşılayacak, KESK‘i de ancak bunun sonucunda ittirecek olan sınıf bilinçli kamu işçileridir. KESK’in içerisinden, mücadelenin ateşini büyüterek geleceğe yürümek için sınıf bilinçli kamu işçileri kendilerini, etki alanlarını azim ve inatla çoğaltarak, meclis ve komite örgütlenmeleri ile eylemli bir sürece hazırlanmalıdır.

En temel sonuç:

Bu taslak, “İşçiler, işçi sınıfı yok!” dediğimiz burjuva anayasanın yapım sürecinin bir unsurudur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*