Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Taşeronluğa karşı bir mücadele mevzisi: Süreyyapaşa Hastanesi’nde direniş çadırı

Taşeronluğa karşı bir mücadele mevzisi: Süreyyapaşa Hastanesi’nde direniş çadırı

Süreyyapaşa Hastanesi’nde çalışan üç sağlık işçisi taşeron tarafından işten atıldı. Süreyyapaşa’da ihale süreci yakın zamanda sonuçlanmıştı ve ihaleyi alan taşeronun ilk icraatı da, işçilere kazanılmış haklarından feragat etmelerini de içeren sözleşmeleri dayatmak olmuştu. Taşeronun bu ilk hamlesini işçiler örgütlü duruşla püskürtmüş, kazanılmış haklarını koruyarak, sendikal örgütlülüklerini fiili olarak yeni taşerona da kabul ettirerek karşılamışlardı. Mutfakta çalışan üç işçinin işten atılması ise taşeron adına yeni bir güç sınamasıdır. Atılan işçilerin işten atılma gerekçesi geriye dönük haklarından vazgeçmemiş olmalarıdır. Yani kazanılmış haklarından vazgeçmemeleri, kölelik koşullarında çalışmaya razı olmamalarıdır.

Burada taşeron firmanın ve elbette asıl patron olarak hastane yönetiminin yapmaya çalıştığı Süreyyapaşa işçilerinin örgütlülüğünü test etmektir. Dev-Sağlık-İş’te örgütlü taşeron sağlık işçileri ise bu saldırıya direniş çadırı kurarak yanıt verdi. Artık Süreyyapaşa işçilerinin taşerona karşı mücadeleleri direniş çadırının kurulmasıyla yeni bir evreye geçmek zorundadır.

Taşeronluk sistemini kaldıracağız!…

En temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için işçilerin emekgüçlerini kapitalistlere satmak dışında bir çareleri yoktur. Bu zorunluluk ve çığ gibi büyüyen işsizlik, üretim ve emek organizasyonlarındaki esnek örgütlenme modelleri, işçiler arasındaki rekabet çalışma koşullarını ve ücretleri her geçen gün aşağıya doğru bastırmaktadır. Kapitalistler artıdeğer sömürüsünü azamileştirmek için işçi sınıfını işsizlikle yani açlıkla terbiye ederek kuralsızlık ve güvencesizlik anlamına gelen esnek çalışma rejimini dayatmaktadır.

Taşeronluk sistemiyle tekelci burjuvazi; kolektif hareket etme yeteneği gelişkin bir sınıf olarak işçi sınıfının örgütlenmesini, sınıf olarak hareket etmesini engellemeyi, sendikal örgütlenmesinin koşul ve olanaklarını ortadan kaldırmayı, işçi sınıfını parçalayarak, kuralsız ve güvencesizlik kıskacına alarak atomize etmeyi hedeflemektedir. İşgüvencesini ortadan kaldırmayı, işçi sınıfının sınıf olarak tarihsel kazanımı olan kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla mesai ücreti vb. vb. gibi haklarını yok etmeyi hedeflemektedir. Öte yandan sağlıkta taşeronluk aynı zamanda sağlık hakkını yoksayan sağlıkta neoliberal dönüşüm politikalarının da bir parçasıdır. Zira sağlığın metalaştırılması, sağlık hizmetinin üretiminde de artıdeğer sömürüsünü azamileştirmeyi koşullamaktadır.

Taşeronluk sistemi asgari ücretle çalışmak demektir. Her yıl ihaleyle alınıp satılmak, kıdem tazminatı hakkının gasp edilmesi demektir. Fazla mesai ücretlerinin olmaması, yıllık izin hakkının olmaması, 12 saati aşan çalışma süreleri demektir. En başta da işçinin aynı işyerinde çalıştığı işçi arkadaşlarıyla arasına örülen bir duvar, tek kişilik bir hücre sistemi demektir. Taşeronluk, aynı zamanda sesini çıkaranın, kölece çalışma koşullarına itiraz edenin hemen kapı önüne konabildiği, herkesin kendi bacağından asıldığı sistem demektir. Ve herşeyi göze alarak örgütlenme hakkını kulanan, sendikalılaşan, sınıf olarak kolektif mücadele araçlarını kullanan işçileri, tıpkı Çapa’da, Bedaş’ta, Samsun Gazi’de, Balcalı’da, Süreyyapaşa vb. vb. olduğu gibi işten atma demektir. İşçi sınıfını bireye doğru çözen, kölece çalışma koşullarını norm haline getiren, artıdeğer sömürüsünü misliyle katlayan, işçi sınıfının sınıf olarak hareket etmesinin önünü kesmeyi hedefleyen taşeronluk sistemi özcesi her türlü güvencesizliğin ve kuralsızlığın kural haline geldiği sistemdir.

Taşeronluk sistemiyle tekelci burjuvazi ve kapitalist devlet neyi hedefliyorsa işçi sınıfı olarak, taşeron sağlık işçileri olarak, fiili meşru mücadelemizle bu hedeflerin üstünü çizmeli, sınıf kavgasını yükseltmeliyiz. Emeğin korunması mücadelesi aynı zamanda neoliberal politikalarla, üretimin ve emeğin esnekleştirilmesiyle işçi sınıfının parçalanmasına karşı işçi sınıfının yeni durum içerisinden sınıflaşması mücadelesidir.

Sağlıkta taşeronluğa karşı mücadele büyüyor!…

Taşeron sağlık işçileri Türkiye’nin birçok yerinde Dev-Sağlık-İş’te örgütlenerek taşeronluk sistemini fiili, meşru mücadeleleriyle gerilettiler. 20′den fazla hastanede Dev-Sağlık-İş’in örgütlenmesi ve taşeron sağlık işçilerinin yürüttüğü mücadelenin sonucu olarak açılan muvazaa (hile) davaları taşeron işçiler lehine sonuçlandı. Mahkeme kararlarıyla asıl patronun (sağlık bakanlığının) taşeronla ilişkisinin muvazaalı (hileli) olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen sağlık bakanlığı, çalışma bakanlığı ve davaların açıldığı hastane yönetimlerinin üç maymunu oynamaları elbette bizleri şaşırtmıyor. İşçi sınıfı, hukuki olarak kazanılmış haklarını bile (ki bunların kazanılması süreci de işçi sınıfının mücadelelerinin bir sonucudur) ancak sınıfın eylem gücünü ortaya koyarak, gerektiğinde sınıfın en eski mücadele aracı olan üretimden gelen gücünü kullanarak fiilileştirebilir.

Süreyyapaşa’daki direniş çadırı sadece atılan üç işçinin direniş çadırı değil. Çünkü bu saldırı, Süreyyapaşa’da atılan üç işçi şahsında sendikal örgütlülük hakkını kullanan Süreyyapaşa’daki tüm taşeron sağlık işçilerinedir. Yukarıda belirttik test edilen Süreyyapaşa işçilerinin örgütlülüğüdür. Bu saldırı püskürtülemediğinde, atılan işçiler işe aldırılamadığında, direniş pasifize olup sönümlendiğinde taşeronun saldırıları boyut değiştirecek ve taşeronluk sisteminin gerek koşullarını, yani sendikasızlığı, güvencesizliği ve kuralsızlığı dayatacaktır.

Süreyyapaşa’daki direniş çadırı sadece atılan üç işçinin, sadece Süreyyapaşa’da örgütlü taşeron sağlık işçilerinin direniş çadırı değil. Çünkü bu çadır, sağlıkta taşeronluk sisteminde sağlık işçilerinin fiili meşru direnişleriyle açılan fiili ve hukuki gediği büyütme mücadelesinin artık yeni bir mevzisidir. Sağlık işçileri her ihale sürecinde kazanılmış haklarını savunmak ve yeniden kazanmak için savaşım vermek zorunda kalmaktadır. İhale masası işçilerin boynunda hep demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. İşçilere her ihalede kıdem tazminatı haklarının gaspı için giriş çıkış yapmaları dayatılmakta, birikmiş hiçbir haklarının olmadığı imza altına alınmaya çalışılmaktadır.

Şimdi bir adım daha atmanın taşeronluk sistemine karşı mücadelemizde bir eşiği aşmanın zamanıdır. Sağlık işçilerinin kaderi hastane yönetimi ile taşeron firma arasında imzalanan ihaleyle belirlenemez. Süreyyapaşa’da ve daha bir çok hastanede Dev-Sağlık-İş’te örgütlenen sağlık işçileri fiili, meşru direnişleriyle bunun savaşımını veriyorlar.

Samsun Gazi hastanesinde, Adana Balcalı’da, Kocaeli devlet hastanesinde, Çapa’da ve daha birçok hastanede bu mücadeleyi yürütüyorlar. O halde her direniş çadırı, her mevzi tüm sağlık işçilerinin, Süreyyapaşa’nın, Çapa’nın, Okmeydanı’nın, Lütfi Kırdar’ın, Taksim İlkyardım’ın, Samsun Gazi’nin, Balcalı’nın,… direniş mevzisidir. 150 bin taşeron sağlık işçisinin, taşeronluk sisteminin kaldırılması için mücadele veren işçilerin, işçi sınıfının direniş çadırıdır. Olanaklarımızı, koşullarımızı zorlayarak varolan direnişleri buluşturmalı, taşeronluğa karşı yürüttüğümüz mücadeleyi ortaklaştırmalı, sınıf dayanışmasını direniş mevzilerini güçlendirecek şekilde eylemli destek halkalarını oluşturarak göstermeliyiz.

Süreyyapaşa’daki direniş çadırı işçi sınıfının direniş çadırıdır!

Taşeorunluk sistemi kadrolu-güvencesiz tüm işçileri hedef tahtasına koyuyor. Tekelci burjuvazinin kıdem tazminatı hakkına göz diktiği, taşeronluk sistemini revize ederek modernize köle işçi pazarları olan özel istihdam bürolarıyla her sektörde, nitelikli-niteliksiz her türlü emek için çok daha yaygınlaştırmayı hedeflediği bir dönemde, taşeron sağlık işçileri içinde örgütlenerek taşeronluk sisteminde gedik açmış, taşeronluk sistemini hastanelerde fiili-meşru direnişleriyle kısmen işlemez hale getirmiş olmalarıyla ileri bir çıkış yaptılar. Taşeronluk artık sadece vasıfsız emeğin sözkonusu olduğu sektör ve birimlerde değil, tüm işkollarında üretimin ve emeğin esnek örgütlenmesinin temel unsurlarından biri olarak devrededir. Sağlık işçilerinin haklı olarak yükselttikleri sağlıkta taşeron olmaz sloganına işçi sınıfının farklı farklı bölüklerinden de karşılık gelmekte, taşeron işçiler örgütlenerek güvenceli iş talebini yükseltmektedir.

Taşeronluğa karşı yürütülecek mücadele işçi sınıfının tüm bölüklerinin birlikte (özellikle aynı işyerinde kadrolu-taşeron ayrımı yapmaksızın tüm işçilerin birleşik mücadelesi yaşamsaldır. Süreyyapaşa sağlık işçilerinin çadırı da Süreyyapaşa’daki doktorun, hemşirenin, bilgi işlemcinin, hastabakıcının, temizlik işçisinin, yemekhane işçisinin çadırıdır!) yükselteceği bir mücadeledir. Ve bu cephede açılmış bir direniş mevzisi de işçi sınıfının direniş mevzisidir.

Sağlık hizmetinin odağında doğrudan insanların sağlığı bulunmaktadır. Ve bu hizmetin sağlıklı, güvenlikli, insan sağlığını tehlikeye düşürmeyecek bir şekilde yapılabilmesi ancak tüm sağlık çalışanlarının birleşik emeğinin sonucu olabilir. Sağlıkta taşeron sadece sağlık işçilerinin değil hastaların da, sağlık hakkını savunanların da gündemi olmak zorundadır. Süreyyapaşa’da, Çapa’da açılan direniş çadırlarının, artık günleri ayları saymaktan yılları saymaya doğru geçen Samsun Gazi Devlet Hastanesi’ndeki direnişin, mahkeme kararını uygulatmak, kadrolu işe dönüşü sağlamak için Kocaeli Devlet Hastanesi’nde süren direnişin, Balcalı’nın ve tüm sağlık işçilerinin direniş ve eylemleri işçi sınıfının kadrolu, güvencesiz tüm bölüklerinin direnişleri, mücadelesi olmalıdır.

Sağlık hizmetinin üretiminde yer alan doktorundan, hemşiresine, temizlik işçisine kadar tüm sağlık işçilerinin sorunları sağlıkta neoliberal dönüşüm politikalarının, sağlığın doğrudan sermayeleştirilmesinin, bir azami kar alanı haline getirilmesinin bir sonucudur. Sağlığın bir hak olarak tanımlanması da sağlık çalışanlarının sağlık hizmetinin üretimini kolektif bir çalışmayla sağlıklı ve güvenlikli koşullarda, en iyi şekilde yerine getirilebilmeleri de ancak tüm sağlıkçıların ve sağlık hizmetinden yararlanan işçi ve emekçilerin sözünü söyleyebilmeleri, kararları birlikte alabilmeleriyle yani işçi demokrasisiyle mümkün olabilir. Bir direnişi başarıyla sürdürebilmek de yine işten atılan işçilerin, Süreyyapaşa hastanesinden çalışan taşeronundan doktoruna tüm sağlık işçilerinin, sağlıkta bir kutupta azami kar, diğer kutupta sefalet politikalarının hedefi olan hastaların, sağlıkta neoliberal dönüşüm politikaları ve taşeronluk sistemine karşı olan herkesin sorumluluğudur. Bu sorumluluk aynı zamanda direnişin nasıl sürdürüleceği, neler yapılacağı konusunda söz söyleyebilme ve birlikte karar alabilme hakkıyla yani işçi demokrasisiyle birlikte vardır. Direnişin tüm bileşenlerini kolektif özneye dönüştürmek, güçlü bir sahiplenicilik ve eylem iradesi ancak bu şekilde olabilir.

İşten atılmalar yasaklansın! Sağlık işçileri ihale masalarında alınıp satılamaz.

Bu saldırıyı Süreyyapaşa işçileri/sağlık işçileri/işçi sınıfı püskürtmek zorundadır. Bununla da yetinmemeli, hedefe taşeronluk sistemini ortadan kaldırmayı koyayarak mücadeleyi yükseltmelidir. Taşeronla asıl patron olan hastane yönetimi arasında yapılan ihaleler hilelidir, bu burjuvazinin kendi mahkeme kararlarıyla bile sabittir. Hilelidir çünkü; sağlık işçisi hastanenin işçisi olmasına, yıllarca aynı hastanede çalışıyor olmasına rağmen (ki bazıları taşeron girmeden önce hastanenin kadrolu işçisiyken taşeronun girmesiyle baskı ve zorla istifa ettirilerek taşerona geçirtilmiştir) her yıl yapılan ihalelerle kölelik koşullarında çalışmaya zorlanıyor. İhale aşamasında taşeron değişir ama sağlık işçisi aynı işte çalışmaya devam eder! Taşeronun işçilerle münasebeti sadece asıl patron olan devletin ilgili kurumları adına işçileri kölelik koşullarında çalışmaya zorlamak, örgütlülüklerini dağıtmaktır. Bu ihaleler hilelidir, çünkü sağlık işçileri sürekli değişen taşeronu yani patronlarını tanımazlar bile. Çalışma ortamları, iş yükleri, sağlık sorunları vb.vb. gibi tüm sorunlarının kaynağı ve çözüm mercii tüm işyerinin sevk ve idaresinden sorumlu olan hastane yönetimleridir. Bu ihaleler hilelidir çünkü, kaç taşeron değişirse değişsin sağlık işçileri aynı işyerinde çalışır. İhalelerle değişen -kölelik koşulları baki olmak kaydıyla- sadece işçilerin giydikleri iş kıyafetinin rengi ve üzerinde yazılı olan “bilmem ne A.Ş” yazılarıdır. Sağlık işçilerinin açtıkları davalarda peş peşe ihalelerin hileli olduğu yönünde kararlar çıkmıştır.

Ancak buna rağmen kapitalist devlet kendi yasalarına, mahkeme kararlarına bile uymamakta ve hala işçiler ihale masalarında alınıp satılmaktadır. Süreyyapaşa’daki direnişin de, birçok hastanede Dev-Sağlık-İş’te örgütlenerek taşeronluk sistemine karşı mücadele eden, direniş örgütleyen işçilerin de hedefi sağlıkta taşeronluğu söküp atacak bir stratejik mücadele hattını örgütlemek olmalıdır. Sağlık işçileri örgütlü oldukları tüm işyerlerinde hileli ihaleleri yaptırmayarak, taşeronla hastane yönetimleri arasında kurulan ihale masalarını devirerek, engelleyerek, kadrolu iş haklarını sınıfın eylem gücüyle hastane yönetimlerine, kapitalist devlete kabul ettirerek ilerlemelidir. Sağlık işçilerinin her direnişi artık, eylemi taşeronluk sisteminin sonuçlarına karşı sadece savunma pozisyonunda değil, taşeronluk sistemini ortadan kaldırmayı hedefleyen uzun soluklu mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Sağlık işçileri, “Taşeronluk sistemi kaldırılsın”, “Güvencesizliğe ve işten atılmalara karşı güvenceli iş”, “işten atılmalar yasaklansın” taleplerini, kölece çalışma/kölece yaşamaya karşı öfkelerini örgütlü oldukları işyerlerinde ihale görüşmelerini engelleyerek, taşeronun dayatacağı bireysel sözleşmeleri yırtıp atarak yükseltmelidir.

İşçi sınıfının kurtuluşu ancak emeğin ücretli emek olmaktan çıkmasıyla yani kapitalistleri sırtımızdan silkip attığımızda, sömürünün suç olduğu sosyalizmde mümkündür. Sosyalizmde “toplumsal-bireysel, parasız, tam sağlık güvencesi, koruması; tüm çalışma, yaşam ve ilişkilerinin sağlıklı olması hakkı temel bir haktır!”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*