Anasayfa » GÜNDEM » Tarımda mali oligarşik sermaye birikimine (“agrobusiness”) geçiş

Tarımda mali oligarşik sermaye birikimine (“agrobusiness”) geçiş

Yerel seçimler öncesinde “tanzim-satış” tartışması gündeme geldiğinde, bunun arka planında Yeni Hal yasası ve Yeni Tarım/Seracılık düzenlemeleri ile birlikte tarımda mülksüzleşmeyi hızlandıran ve sınıf ayrışmasını derinleştiren uygulamalar olduğunu yazmıştık. Öngörümüzün doğrulanması uzun sürmedi. Erdoğan tarafından, tarım teşvik sisteminde “puanlama” sistemine geçileceği açıklandı. Bu düzenleme de, bir yanda küçük geleneksel çiftçilerin yıkımını, fason çiftçiliği yaygınlaştırırken, diğer yanda tarıma daha büyük sermayenin girmesini ve tekelleşmeyi kolaylaştıracak. Bu yüzden, önce Yeni Hal Yasası ve Yeni Tarım/Seracılık düzenlemesine ilişkin yazımızın bir bölümünü yeniden yayınlıyoruz. Ardından Tarım Dünyası sitesinden, tarım teşviklerine puanlama sistemine ilişkin Ali Ekber Yıldırım’ın yazısına yer veriyoruz. İkisi arasındaki bağ, tarımda tekelci oligarşik sermaye birikimine (aynı zamanda emperyalist kapitalist yönergelerin şart koştuğu “agrobusiness’e”) geçişin farklı parçalarını oluşturmalarıdır.

Yeni Hal yasası ve Yeni Tarım/Seracılık düzenlemeleri (http://devrimciproletarya.net/tanzim-satis-tarim-gidada-sinif-savaslari/15 Şubat 2019)

Neoliberal kapitalist tarım programlarının ilk aşamaları büyük ölçüde tamamlandı: Küçük üreticinin geniş bir kesiminin mülksüzleştirilmesi ve yıkıcı işçileştirme süreçlerine tabi olması, geriye kalanlarının sözleşmeli çiftçiliğe talim etmesi, borçlar ve bankalara, tefeci tüccara ipotekli topraklarla soyulması, tarımın genetik tabanının sertifaklı tohum tekellerinin eline geçmesi, tarımsal girdi fiyatları göğe çıkarken ürün gelirlerinin bazan maliyeti bile kurtarmadığından, ekilebilir toprakların neredeyse boş kalması, en son tarım sulama kaynak ve tesislerinin bile özelleştirilmeye başlanması. Yanısıra yoğun kimyasallı tarımın, artan ölçüde toprağı kullanılmaz hale getirmesi. Yanısıra yine kapitalist iklim krizinin bir sonucu olan çölleşme, yeraltı sularının kuruması, tarım zararlılarının artması, vd.

Bu ilk aşama, tarımsal küçük üreticiyi çökertme ve yağmalama aşaması. Ancak tekelci oligarşik kapitalizm için bir sorun var: Küresel ve iç tekelci sermaye, yeterince büyük ölçüde ve hızlı kar getirecek görmediği için, katma değeri daha yüksek alanlar dışında, toplamda büyük bir yekun tutan patates, soğan, yaş sebze vb gibi doğrudan tarımsal üretim işlerine girmiyor.

Bunun çeşitli nedenleri var. Patates, soğan, yaş sebze ve meyveden yüksek kar kaldırabilmek için: Birincisi, bu işin çok büyük ölçekte yapılabilmesi gerekir. İkincisi, sanılanın aksine ciddi yatırım ister. Modern seracılık teknolojileri, büyük yerel-bölgesel soğuk hava depoları, Türkiye’de halen çok yüksek olan çürük-fire oranını azaltmak için soğuk hava donanımlı nakliyat, dağıtım ve satışı hızlandıracak sistemler. Üçüncüsü Türkiye’de yine çok yüksek olan kimyasal girdi ve ilaç kullanımını azaltıp AB’nin belirlediği uluslar arası standartlara uymak gerekir, çünkü yüksek kimyasallı ve kimyasal kalıntılı tarım ürünleri artık ihraç da edilemiyor. İhraç edildiği ülkelerden geri dönüyor, ülke içindeki orta sınıflar bile bunları olabildiğince almayıp “organik” denilen tarım ürünlerine yöneliyor. Dördüncüsü, söz konusu tarımsal alan ve ürünlerde -cips, salça, ketçap tekellerinin belli alanlarda yaptırdıkları domates ve patates hariç, özellikle yaş sebze üretiminde- sözleşmeli, taşeron çiftçilik uygulaması halen oldukça sınırlı. Beşincisi, tarım işletmelerine kurumlar vergisiyle birlikte Hal/Belediye vergisi biçiminde çifte vergi uygulanıyor. Toplam vergi oranı, büyük sermayenin asla yanaşmayacağı yüzde 14-20’leri buluyor. Beşincisi, bu alanda tefeci, tüccar, komisyoncu, hal/kabzımal mafyası gibi oldukça güçlü bir asalak kesim var, büyük sermayenin bu alana gövdesel olarak girebilmesi için bu kesimlere de belli bir güçle “ayar çekilmesi” gerekiyor, vb.

Kapitalist devlet iktidarının Yeni Hal ve Yeni Tarım/Seracılık Düzenleme tasarılarına bakıldığında, büyük sermayenin sözkonusu tarımsal üretim ve ticaret alanlarına girmesinin önündeki tüm bu engellerin kaldırılmak istendiğini görüyoruz.

Yeni Hal yasa tasarısı, Türkiye çapındaki büyük kentlerdeki toplam 174 olan Hallerin sayısını 30’a indirmeyi öngörüyor. Yani büyük çaplı toptan depolama, nakliyat ve ticaret, ki bu da daha büyük sermaye demektir! Tasarı, Hal işletmecilerine Anonim Şirketleşme, soğuk hava deposu, atık depolama tesisi, ve belli bir “kalite kontrol standartı” getiriyor, Hal işletme izinlerini de belediyeden alıp bakanlığa veriyor. Bu da geleneksel kabzımallığın ortadan kaldırılması ve Hal işletmeciliğinin büyük sermayenin eline geçmesi demek.

Taslak, Hal toptancılığına anonim şirketleşme zorunluluğunu getirirken, sözde “kamu kurumu” olan TOBB, TESK, TZOB gibi sermaye örgütlerinin yüzde 51 ortaklığını öngörmekle kalmıyor, bu şirketler borsaya açıldığı takdirde, bu “yüzde 51” şartını da kaldırıyor. Yani tarımsal ürün toptancılığını da küresel ve iç tekelci şirketleri tarafından kolayca ele geçirebilir hale getiriyor.

Hal tasarısı, aslında yıllardır gündemde olmakla birlikte, çoğu belediyelerle iç içe geçmiş hal mafyası, komisyoncular vbyi büyük sermaye lehine de olsa yerinden etmek, epey tantanalı bir süreç olacağından, AKP seçimler sürecinde uygulamaya geçirmekten kaçındı. Ancak kentlerde hızla yükselen tarım ürünleri fiyatları büyük sermayenin bu alanda da iştahını kabarttığından; Erdoğan’ın şimdiden direnç gösteren geleneksel kabzımallar ve komisyonculara “terörist” vb dediğine bakılırsa, bu işe ergeç girecekler. Neoliberal kapitalizmin klasik taktiğidir, önce kendi eliyle belli bir alanda asalak, yağmacı, mafyatik kesimleri palazlandırır, sonra da bu alan daha büyük sermaye için uygun bir ölçeğe ve karlılığa gelince, eski beslemelerini hedefe koyup tüm sorun onlardan kaynaklanıyormuş gibi göstererek zorla tasfiye eder ve daha büyük sermayeye bu alanı açar.

Hal mafyası, komisyoncular vb elbette ciddi sorundur, ama tarladan marketlere kadar tüm bir kapitalist tarım-gıda hakimiyeti zincirini görebilmek gerekir. Kaldı ki, hal mafyası kaldırılıp yerine büyük sermaye (mafyası) geçince, tarımsal ürünler ucuzlamayacak; tam tersine öngörülen tekelci sermaye standart ve yatırımları, özellikle de tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi ile, fiyatların daha da yükselecektir. Bu da neoliberal kapitalizmin klasik taktiğidir. Geçiş sürecinde özendirici, beklenti yaratıcı bir dizi atraksiyon yaparlar, ondan sonra eskisinin de 2-3 katı fiyatları bindiriverirler, tıpkı doğal gazda yaptıkları gibi.

Yeni tarım/seracılık tasarısı da bunun paralelinde. Türkiye’de yarım milyon dekar sera alanı var, bu konuda “dünya üçüncüsü” görünüyor. Ama bu seraların yalnızca 5 bin dekarı, yani yüzde 1’i modern kapitalist seracılık. Geriye kalanı ise genellikle naylon ve muşambayla örtülen, soba ile ısıtılan, aşırı kimyasalların kullanıldığı, üretkenliğin çok düşük olduğu geleneksel/ilkel aile tarımından pek farklı değil.

Yeni tasarı ise, en başta bu alanlarda da sözleşmeli çiftçiliği koşulluyor. Büyük kapitalist güçler, her türlü devlet teşviğiyle, istediği büyüklükte sera arazilerini kiralayabilecek. Dahası termal su alanlarını ve kamu arazilerini de istediği gibi kiralayabilecek. Buralara, kapitalist devletin sunacağı sayısız teşvik, finansman ve kredi kolaylığıyla “modern seracılık” yatırımları yapacak, belli üretim/ürün standartlarını uygulayacak. Ve yüzbinlerce küçük sera üreticisi daha, ya kendi toprağında taşeron tarım işçiliğine indirgenecek ya da büyük kapitalist seracılık ile rekabet edemediği için, büyük kapitalist seracılık alanlarında yine taşeron tarım işçisi olacak.

Ya süpermarket zincirleri diye soracak olursanız: Marketlerdeki yaş tarımsal ürün fiyatları düşmeyecek, ya da ilk elde biraz düşer görünüp sonra eskisinin de üstüne çıkacak. Aracı, komisyoncu vb denilen kesimlerin kar payı da, süpermarket zinciri patronların cebine inecek. Ancak daha önemlisi şu: Bu yasa tasarıları geçerse, belli bir vadede, tarladan sofraya yaş tarım ürünü zincirinin çeşitli halkalarını tutmuş olan ve birbiriyle çekişen tüccar, komisyoncu, depocu, nakliyatçı, kabzımal gibi kesimler giderek ayıklanacak, yerlerini, tekelci kapitalist sera şirketleri, Hal şirketleri, ve Süpermarket zincirlerinin görülmemiş bir tekelci sermaye entegrasyonu, yoğunlaşması ve merkezileşmesi alacak.

Bu tasarının başlıca hedeflerinden biri de, Marksist ekonomi-politik eleştirisi kavramlarıyla söylersek, Türkiye tarımında (ya da ondan geriye ne kaldıysa!) halen önemli ölçüde yürürlükte olan ilkel birikim süreçleri ve biçimsel boyunduruktan (ticari, finansal, mafyatik aracılar üzerinden birikim ve kontrol), tekelci oligarşik büyük sermaye temelinde, büyük çaplı ve göreli artı-değere dayalı birikim ve gerçek boyunduruğa (sözleşmeli çiftçilik, tarım işçiliği, tarladan sofraya tekelci oligarşik sermaye entegrasyonu ve merkezileşmesi, vb) geçiş çabasıdır.

Bu yasa tasarılarının kritik bir hedefi de şudur: Neoliberal kapitalist tarımsal dönüşüm programları, tarım alanında da emperyalist kapitalist ülkelerle bağımlı kapitalist ülkelerin tarımı arasında da yeni bir Uluslar arası işbölümü öngörmektedir. Buna göre, bağımlı kapitalist ülkelerdeki geleneksel tahıl ve hububat üretimin yerine, aşırı ucuz emekgücü temelinde ağırlıklı olarak ihracata dönük yaş sebze-meyve tarımı geçirilmektedir. (Bunun nedeni hayvancılık ve tahıl üretiminde, çok geniş arazilerde yüksek teknoloji ve yüksek üretkenlikle, yüksek karlılığın mümkün hale gelmesidir. Bunlar emperyalist kapitalist ülkelere geri dönerken, belli teknolojik gelişmelere karşın yaş sebze-meyvede aynı yüksek üretkenliğin halen mümkün olmaması, ucuz emekgücünün belirleyici olmasıdır. Ucuz emekgücü derken de, bundan sözleşmeli çiftçilik, ezilen ulustan ve göçmenlerden mevsimlik tarım işçileri, ve tabii ki artan ölçüde kadın ve çocuk emeğini anlamak gerekir.)

Bu tekelci kapitalist entegrasyon sürecinin ilk vuracağı kesimlerden biri, zaten marketler karşısında kent merkezlerinden emekçi mahallelerine doğru gerilemiş olan, pazarcı esnafı olacak. Onların da tasfiyesi süreci, komisyoncu vb ile birlikte arada kaynatılıp hızlandırılacak. Geriye kalmış olan küçük tarımsal üretici/seracıların yıkım dalgası hızlanacak, yeni proleterleşme dalgaları artacak. Daha büyük kapitalist çiftlikler, plantasyonlar, yüzlerce binlerce serada üretim yaptıran büyük tarım işletmeleriyle birlikte, mevsimlik tarım işçilerinin yanısıra tam zamanlı -ama genellikle taşeron- tarım işçilerinin sayısı artacak. Kentli işçiler de, ucuz tarım ürünü/gıda özlemini ancak rüyasında görebilecek!

Sözü daha fazla uzatmadan, yeni tarım, seracılık ve hal tasarılarını aklınca övmeye çalışan AKP medyasından bir cümleyle, meseleyi özetlemiş olalım: “Nükleer santral, baraj, köprü projelerinin ihalesine giren büyük şirketlerimiz olduğu gibi, sözleşmeli tarımla güçlü sermayenin sektöre girmesi amaçlanıyor!”

Çiftçinin mazot,gübre ve prim desteği 2020’de kaldırılıyor

YazarAli Ekber Yıldırım -6:45 | 27 Eylül 2019 (tarimdunyasi.net)


2020’de destekleme modeli değişecek
  • Tarımda destekleme modeli bir kez daha değişiyor. Yeni modelde çiftçiye mazot,gübre ve prim (fark ödemesi) desteği verilmeyecek. Bunun yerine Çiftçi Kayıt Sistemi’ne yaptıkları başvuruya göre arazi büyüklüğüne bakılmaksızın çiftçi başına en az 500, en fazla 1000 lira doğrudan ödeme yapılacak. Ayrıca puanlama sistemine geçilecek. Çiftçiler puanına göre destek alacak.

Henüz 2019 üretim yılına ait destekleri açıklayamayan Tarım ve Orman Bakanlığı, 2020 yılında uygulanacak ve ödemeleri 2021 yılında yapılacak puanlama sistemine geçiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu yeni sistemde her çiftçinin bir puanı olacak ve destekleri de bu puana göre alacak.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin gelecek Pazartesi veya Salı günü yeni destek sistemini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunması ve ondan sonra kamuoyuna açıklanması bekleniyor. Henüz adı konulmamış yeni destek sistemini, Bakan Pakdemirli’den önce ilk kez açıklıyoruz.

Sistemin adı kesinleşmedi

Bakanlığın üzerinde çalıştığı destekleme modelinin adı henüz kesinleşmedi. Üç isim üzerinde duruluyor. Birincisi,”Çiftlikte kal,teşvik al”, ikincisi, “Tarımsal Üretimde Kal,Teşvik Al” üçüncüsü de “Üretimde kal,Teşvik Al”. Bu üç isimden birisi yeni destekleme modelinin adı olacak. Bu hafta sonu isim kesinleştirilecek.

Çiftçi başına en az 500,en çok 1000 lira destek verilecek

Yeni destekleme modelinde arazi büyüklüğüne,üreteceği ürüne bakılmaksızın her çiftçiye Çiftçi Kayıt Sistemi’ne başvurusu tarihine göre 500 ile 1000 lira doğrudan ödeme yapılacak. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne 1 Eylül-31 Aralık tarihleri arasında başvurarak hangi ürünleri ekeceğini bildiren çiftçiye sabit olarak 1000(bin) lira doğrudan ödeme yapılacak. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne 1 Ocak-31 Mart tarihleri arasında başvuran ve ekeceği ürünü bildirenlere ise çiftçi başına 500 lira ödenmesi öngörülüyor.

Çiftçi destek için puan toplayacak

Yeni destekleme sisteminde her çiftçinin bir puanı olacak ve alacağı destek bu puana göre hesaplanacak.Tarım ve Orman Bakanlığı, bitkisel üretimde her ürün veya ürün gurubu için bir puan belirleyecek. Çiftçiler son 3 yılda ektiği ürünlere göre puan toplayacak ve alacağı destek de bu puana göre olacak.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, Tarım ve Orman Bakanlığı varsayalım ki,buğday veya hububata 1 puan, yağlı tohumlara 2 puan, pamuk ekimine 4 puan olacak şekilde tüm ürünler için puan belirledi. Çiftçinin son 3 yıldaki Çiftçi Kayıt Sistemi bildirimlerine bakılacak bu ürünlerden hangisini ekmişse ona göre puan toplayacak ve bu puana göre de destek alacak. Puanı yüksek olan çiftçi daha çok destek alacak.

Mevcut destekleme uygulamada nasıl ki her ürün için dekara mazot desteği farklı ödeniyorsa, bu sistemde de her ürün için farklı puan ve farklı destek ödemesi olacak.

Uygulama 2020’de,destek ödemesi 2021’de olacak

Adı henüz konulmamış yeni destekleme modeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanırsa ilk uygulaması 2020 yılında başlayacak ve ilk ödemelerin de 2021’de yapılması bekleniyor. Buna göre 2020’de 1 Eylül- 31 Aralık tarihinde Çiftçi Kayıt Sistemine bildirimlerde bulunan çiftçiler 1000 lira, 1 Ocak-31 Mart tarihlerinde başvuranlar ise 500 lira destek almaya hak kazanacak. Bunun ödemesi de 2021 bütçesinden yapılacak.

Desteklerin yüzde 40’ı kaldırılıyor

Yeni destekleme modeli ile kaldırılacak mazot,gübre ve prim destekleri toplam destekleme bütçesinin yüzde 40’ını oluşturuyor. 2018 üretim yılına ait ve 2019’da ödenen destekleme primi tutarı 3 milyar 456 milyon lira. Bu desteklerin yaklaşık yüzde 24’üne denk geliyor. 2018 yılına ait Mazot ve Gübre Desteklemeleri çerçevesinde, 2 milyon 126 bin 968 çiftçiye mazot desteği olarak 2.3 milyar lira, gübre desteği olarak ise yaklaşık 541 milyon lira destek ödendi. Mazot,gübre ve prim desteklerinin toplamı 6 milyar lira civarında.

Hayvancılıkta farklı bir model uygulanacak

Puanlama sistemi bitkisel üretimde uygulanacak. Hayvancılıkta da desteklerin sadeleştirilmesi bekleniyor. Hayvancılıkta bazı destekler kaldırılacak.Bazıları ise azaltılacak. Edindiğimiz bilgilere göre besilik erkek hayvan desteği kapsamında hayvanlarını bakanlık onaylı kesimhanede kestiren besicilere 200 başa kadar hayvan başına ödenen 250 liralık desteğin 100 liraya indirileceği ifade ediliyor. Besicilik bölgesi kapsamındaki illerde buzağı başına ödenen 200 lira ilave desteğin kaldırılması öngörülüyor. Soykütüğüne kayıtlı hayvan başına ilave desteğinde kaldırılması bekleniyor. Küçükbaş hayvan desteklerinin ise artırılması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçim öncesi Van mitinginde küçükbaşta hayvan başına 25 lira olan desteğin 100 liraya çıkarılacağını söylemişti.

2019 destekleri eski sisteme göre ödenecek

Henüz açıklanmayan 2019 ürünü desteklemelerinin ise bütçeyi aşması nedeniyle bekletildiği, bazı destekler azaltılarak yakın zamanda açıklanması bekleniyor. 2019 üretim yılına ait destekler mevcut sisteme göre ödenecek.

Tarım Şurası öncesi açıklanması yanlış

Tarım ve Orman Bakanı Bakanlığı Ekim ayı sonuna doğru 3.Tarım Şurası düzenliyor. Bu kapsamda tarım desteklemeleri ile ilgili çalışmalar da yapılıyor. Uzmanlar, Tarım Şurası toplanırken öncesinde destekleme ile ilgili yeni bir modelin açıklanmasının çok yanlış olacağını ifade ediyor. Bu modelin Tarım ve Orman Şurası’nda tartışıldıktan sonra açıklanmasının daha doğru olacağını vurgulayan uzmanlar:” Madem kendi başınıza karar alıp açıklayacaksanız Tarım Şurası’nı niye topluyorsunuz? Hani tarımın gelecek 25 yılı planlanacaktı? her şeyi bakanlık kendisi yapıyor. Şura’ya gerek yok” yorumunu yapıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*