Anasayfa » GÜNDEM » Tarihi komplolar değil kitleler yapar

Tarihi komplolar değil kitleler yapar

Gezi’yle başlayan büyük Haziran Direnişi karşısında AKP daha ilk andan itibaren bunu kendisine yapılmış bir komplo olarak açıklamaya çalıştı. Dış güçlerden tutalım faiz lobisine, oradan darbeci Ergenekonculara, 27 Nisan’ın güncellendiğine dair bir dizi komplo teorisi sıralandı. İçte ve dışta gelişen Türkiye’yi istemeyenlerin tezgahı dendi, hatta yağdanlıkta sınır tanımayanlar Başbakan’ın telekinezi yöntemiyle öldürülmeye çalışıldığını bile iddia ettiler. Orantısız zeka ürünü olan tüm bu komplo teorileri daha kaynağındayken mizaha konu edilip itibarsızlaştırıldı. Büyük kitlesel eylemlerin işte böyle bir devasa gücü vardır. Onu karalamak, oyuna gelmiş vatandaş moduna taşımak kolay değildir. Hele de bu yüzyılda…

Medya ve iletişim ağlarının gelişkinlik düzeyi, sosyal medyanın etkin kullanımı direnişin üzerine düşürülmek istenen tüm gölgeleri dağıtabiliyor. Türkiye’de medya büyük oranda hükümetin, AKP’nin kontrolü ve denetimi altındadır. Mali oligarşik tekelci yapının demokrasi anlayışına uygun olarak neoliberal muhafazakar dincilik ve onun ideolojik-kültürel kodları medyaya egemen kılınmıştır. Öyle ki köşe yazarlarının seçimine kadar derinleştirilmiştir kontrol mekanizmaları. Gezi direnişinin yanında yer alan veya ona karşı tarafsız bir tutum takınmaya çalışan nerdeyse tüm yazarlar işlerinden olmuştur. Verilen rakamlar 80 kadar gazetecinin bu süreçte işine son verildiğini göstermektedir. Bu büyük bir operasyondur ve bir şeylerin hazırlandığına işarettir.
Haziran Direnişi büyük kitlelerin yaşamlarından hiç de memnun olmadıklarını, geri bir neoliberal burjuva demokrasisinin (aynı anlama gelmek üzere diktatörlüğünün) ihtiyaç,talep ve özlemlerine yanıt oluşturmadığı gibi bunların sürekli baskılanmasının ciddi bir öfke birikimine yol açtığı görülmüştür. Haziran Direnişi’nde öfkesini sokakta militanca gösteren işçi ve emekçiler eylemlerine şimdilik bir es vermişlerdir. Bütün taraflar bunun farkındadır. Sonbahar bu yıl her zamankinden sıcak geçecek gibidir.
Üniversitelerin açılması, futbol ve basketbol liglerinin başlamasıyla büyük öğrenci ve taraftar grupları bir araya geleceklerdir. Gezi’nin motor gücü olan bu kesimlerin yeniden sokağa çıkma, meydanları zorlama, buradan yeni bir toplumsal-sınıfsal bir hareket çıkamsı ihtimali hükümeti, mali oligarşik düzeni ciddi biçimde tehdit etmekte, korkutmaktadır.
AKP hükümeti ve onun sözcülerini şimdiden bu korku sarmış ve kendilerince önlem almaya zorlamıştır. Büyük bir demagoji ve dezenformasyon eşliğinde sonbaharda iç ve dış güçlerin Mısır’da olduğu gibi bir darbe tezgahlamaya çalışacaklarını (bu yıl ki YAŞ’da teamüllerin dikkate alınmamasıda bu korku yüzünden olsa gerek) ülkenin meşru-demokratik hükümetini anti-demokratik yollarla devirmeye çalışacaklarını propaganda etmektedirler. Bülent Arınç kanal kanal dolaşıp bunları anlatma (iyi polis rolünü hızla terk etmiş görünüyor, bugünlerde sağa sola parmak sallayıp duruyor) alacakları önlemlerin haklılığını göstermeye çalışmaktadır. Çabaladıkça daha fazla komikleşen, iğretileşen bir hal almaktadırlar. Emperyalist güç ve odaklarla mesafelerinin açılmış olması, içteki dayanaklarının teker teker desteklerini gevşetmeye başlaması ve en önemlisi emekçi kitlelerin korku sınırlarını aşıp destan gibi bir direniş sergilemeleri neoliberal dinci gericiliği ciddi bir gelecek kaygısı içersine sokuyor. Özellikle medyada aykırı bir ses istemiyorlar. Sosyal medyayı kaybetmiş olmaları onları klasik medyayı kontrole daha fazla itiyor. Son işten atmalar hep bunun için.
Hükümet yetkilileri hodri meydan dercesine, sonbaharla birlikte üniversitelere polisin yerleşeceğini, stadlarda taraftarlara imzalatılacak sözleşmelerle hükümeti hedefe alacak sloganların atılmasını engelleyeceğini söylüyor, anlatıyor. Liselerde Milli Eğitim üzerinden baskısını arttırıyor. Yeni polis alımlarıyla her sokağı, parkı, meydanı kontrol altında tutmaya çalışıyor. Yeni TOMA’lar sipariş ediliyor. Biber gazı, plastik mermi stokları güçlendiriliyor. Gezi eylemcilerine müebbet hapis tehdidi dillendiriliyor…. Sonbahara bir savaşa hazırlanır gibi çalışıyor burjuva devlet makinası.
Eylemcileri iç ve dış darbeci güçlerin oyununa gelmekle suçlayan, komplolara alet eden hükümet, Ergenekon mahkemesinin karar günü için eylem çağrısı yapan ulusalcı faşist grupların bu çağrısını olduğundan büyük bir şekilde karşılayarak, önlemlerini abartarak, sürekli gündemde tutarak 2007 yılında yakaladığı o darbecilere karşı ”demokrat” havasını oluşturmaya çalışıyor. Bunu kullanarak (tıpkı Mısır’da yaşanan darbeyi sürekli gündemde tutması gibi) kendini demokrat göstermek (yerseniz), böylece sonbaharla birlikte oluşacak eylemliliklere hem katılımı düşürmek, hem de itibarsız bırakmak istiyor. Tabii bunların tümü ve daha başkaları neoliberal dinci gericiliğin komplo hezeyanları ve korkularıdır. Şunu iyi biliyorlar; On yılı aşkın süredir hükmedip, ekonomik , siyasal, kültürel, mezhepsel olarak ezdikleri koca bir toplum ve biriken bir öfke var. onlar için hükümeti kaybetmek sıradan bir seçim yenilgisi, hükümet değişimi anlamına gelmeyecek. Bugün ki burnundan kıl aldırmaz, üstenci, kendilerini dokunulmaz sayan diktatör davranışlarının hesabının sorulacağını gayet iyi biliyorlar. Rüzgar eken fırtına biçermiş özdeyişinin vücut bulacağını iyi biliyorlar. Telaşları bu yüzden. Fakat nafile!….
Emekçi kitlelerin özgürlük talep ve ihtiyaçları özlemleri artık yeni bir noktadadır. Gezi’den sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır sözü komplolar içinde geçerlidir. Sonbaharda kaldığı yerden devam edeceği izlenimini veren sınıfsal-toplumsal çatışma ve güç mücadeleleri komplo teorileriyle, arttırılan faşizan baskı yöntemleriyle durdurulamayacaktır. Gezi ruhu ve oluşturulan toplumsal-siyasal meşruiyetin üzerine gölge düşürmek mümkün olmayacaktır. İşçi sınıfı devrimcilerinin rolü hareketin içinde olmak ve onu sosyalist işçi demokrasisi yönünde motive etmek, özgürlüğün yolunu eylem içinde göstermekten geçmektedir.

Ercan Akpınar
Sincan F Tipi Cezaevi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*