Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Suruç: Kürtçe ağıtların neden bu kadar acı olduğunu öğrenişimizdir

Suruç: Kürtçe ağıtların neden bu kadar acı olduğunu öğrenişimizdir

Suruç katliamı üzerinden iki yıl geçti. 20 Temmuz 2015. Kobani’de gönüllü çalışma, park ve kütüphane yapma, çocuklar için oyuncak götürme, dayanışma için Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği kampanya çerçevesinde biraraya gelenelerden 33 kişi, devlet desteği ve gözetiminde faaliyet gösteren şeriatçı-faşist IŞİD çetesinin Adıyaman merkezli bir kolu tarafından katledildi.

Katliamda burjuva devlet parmağı olduğuna dair pek çok işaret var. En basiti, Suruç Emniyeti’nin canlı bomba hazırlığı ve yapacak kişilerin istihbaratına 1 ay 1 gün önceden sahip olmasına karşın kılını kıpırdatmaması. Polis, hele ki Kürt direnişine ilişkin etkinlikleri çok yakından takip etmesine karşın, o gün tüm resmi ve sivil polislerin bombalı katliam yerinin çok uzağına çekilmiş olmaları. Suruç katliamı organizasyonunda yer aldığı bilinen en az iki katilin Suriye’ye geçmesinin sağlanması ya da göz yumulması. Davanın ancak 18 ay sonra, karartılmış deliller ile açılması, bilinen katillerin bulunması ve yargılanması için hiçbir şey yapılmaması.

Suruç katliamı, tekelci oligarşik burjuva rejim ve devletin faşist dönüşümü doğrultusunda, taşeron şeriatçı-faşist çetenin tetikçiliğini yaptığı, kritik halkalardan biriydi. Kobani direnişi, 6-7 Ekim direnişi, burjuva devletin Ortadoğu’da bölge gücü olma ve Rojava’yı tasfiye etme planlarının boşa düşmesi, bunların yansıdığı 7 Haziran seçimleri burjuva devletin iç ve dış sıkışmasını artırmıştı. Suruç katliamı, hemen ardından gelen fiili sıkıyönetimler, Türkiye çapında eşgüdümlü operasyonlar, Kandil’in bombalanması, HDP’nin kriminalize edilmesi ve yeniden başlatılan Kürdistan’ın bir çok il ve ilçesinde taş taş üstünde bırakmayan kirli savaş çerçevesinde stratejik bir harekatın ilk ve önemli parçalarından biriydi.

 

Katliamdan sağ kurtulan Merve Kavak, yaşadıklarını şöyle yazmıştı:

 

 

“Suruç’ta akşam oldu.

Otobüste türküler söylediğimiz insanları öldürdüler. Halay çektiğimiz insanları öldürdüler. Muhabbet ettiğimiz, orada olduğuna şaşırdığımız, meslektaşımız olan insanları öldürdüler. Amara bahçesinde beraber kahvaltı ettiğimiz, gülüştüğümüz, karpuz yediğimiz insanları öldürdüler. Teori, siyaset tartıştığımız insanları öldürdüler. İdeolojisi birbirinden farklı olan ama devrim gerçekliğinin birbirlerini buluşturduğu insanları öldürdüler.

Hepimiz iyi insanlardık. Hepimiz bir hayali gerçekleştirmeye gidiyorduk. Oyuncaklarımız vardı çocuklar için üç poşet, anlatabiliyor muyum?

Yoldaşlarımızın cesetlerine basmamak için dikkatlice yürüdük. Anlatabiliyor muyum?

Kürtçe ağıtların neden bu kadar acı olduğunu öğrendim. Anlatabiliyor muyum?

Tesadüfen hayatta kalmışlar için zor bir akşam ve aklımızda yalnız bir soru: Ölmek mi daha iyi şimdi, yaşamak mı?”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*