Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Suriye sınırına tampon bölge: Bir kez daha hüsran!

Suriye sınırına tampon bölge: Bir kez daha hüsran!

syria-map-15-june-2015-@PetoLucemÖyle olur ki bazan, stratejik yönelimleri gereği içine girilen bir taktik politika zaman içerisinde ayağa bağlanmış bir taş misali sahibini düzenli bir şekilde, artan orandaki şiddetiyle aşağıya çekmeye başlar. Taktik bir süre sonra stratejinin kendisi olmaya başlar. Hal böyle olmaya başlamışsa ölüm çanları vurmaya başlamış demektir. Taktiği hayata geçirebilme pahasına yapıp edilen herşey ayaktaki şiddetli basıncı artırmaktan, güç ve direnci yitirmekten başka bir şeye yol açmayacak, sahibini kurtarmayacaktır. Güç artırımı, yoğunlaşmada da bulunulsa negatif süreç pozitife dönmeyecektir. Tarih bir kere kararını vermiş, nehire yönünü bildirmiştir çünkü. Şimdilerde böylesi bir kader Türkiye mali oligarşisi ve AKP için hazırlanmakta…

Rojova Kürdistanı’nın silahlı gücü YPG/YPJ’nin Tel Abyad’ı faşist IŞİD çetesinin elinden söküp almasıyla Rojova’nın özerk-demokratik kantonlarından Cizire ile Kobane kantonları birleştirildi. IŞİD gericiliğinin Türkiye dahil bölgesel kapitalist güçlerin sunni ekseninin desteği ve yönlendirmesiyle Kobane’ye saldırdığı günlerde kantonlar arasına çekilmiş Arap Kemerinin önemi yakıcı olarak kendini göstermişti. Suriye Esad iktidarının baba Esad zamanında Kürt halkını parçalara bölüp dayanışmalarının önüne coğrafi barikatlar koymak, birliklerini engellemek için Kürt şehirlerinin arasında Arapları yerleştirmiş, bunlara da Kürt halkını kuşatan Arap Kemeri adı verilmişti. Tel Abyad zaferi hem bu tarihsel kuşatmayı, zinciri kırmış hem de güncel olarak demokratik özerk yapıda inşa edilen kantonların varlığını güvenceleyen büyük, tarihsel bir adım olmuştur.

Tel Abyad zaferi, beklendiği üzere en çok Türkiye devletini ve onun mali oligarşisini endişelendirdi. Tel Abyad’ın düşmesinin ardından hem Suriye hem de bölgesel plandaki güç ve hegemonya mücadelesinde savaş arenasına açılan bir penceresi kapatıldı. Bunun öfkesi ve telaşıyla aniden Kürt fobisini bilinçli olarak terör demogojisiyle depreştiren devlet ve AKP, askeri güç tehdidinde bulunarak Kürt güçlerinin Kobene ile Afrin arasını da ele geçirmesini engellemek bu noktada YPG’yi durdurmak için tehditlere ve askeri yığınağa başladı. Bunun bir blöf olduğu açıktı. “Arap ve Türkmenler yerinden ediliyor” (sanki Suriye’de birileri için “yer” kalmış gibi), “bölgenin demogrofisiyle oynanıyor” yalancı feveranlarıyla Suriye’ye girmenin hesaplarına -bir kez daha- soyundular. Ölçüp biçtiler, emperyalist ve bölgesel kapitalist güçler acaba görmezden gelir, kafalarını başka tarafa çevirir gibi yaparlar mı diye yokladılar ama ne Rusya-İran ne de ABD-AB eksenleri bir işgalin önünü açacak işarette bulundular. İşte güç yükseltimi girişimiyle Ortadoğu’da düzen kuruculuğuna soyunan (Davutoğlu boş böbürlenmeleri içinde çokça böyle hamasi nutuklar atmıştı) Türkiye devletinin gücünün sınırları bir kez daha açığa çıktı. Kendisine emperyalist güçler tarafından tanınmış marj ve opsiyonları “yanlış anlayan”, sınırsız ve keyfince mücadele edebileceğini sanan bir güce emperyalist güçler bir kez daha sınırları aşmaması gerektiğini anlattılar. Türkiye de anlamış olmalı ki Tel Abyad’ın düşmesinin ardından kopardığı yaygara çok çabuk söndü, askeri uzmanların TV’lerde harita önünde yaptıkları sanal savaş senaryoları çok çabuk vizyondan kalktı!

tel-abyad-in-birkac-haftasi-kaldi-sirada-rakka-var-51254-5Suriye-Irak özelinde ve bölge genelinde bir yeniden düzenlenme, tekçi ulus yapılarının emperyalist kapitalizmin içsel dönüşüm ve neoliberal demokrasinin gelecek isterleri açısından aşılması gereken bir yapı olduğu artık çok daha net. Bölge emekçilerinin ve çelişkilerinin tekçi, tek biçimli, salt zor yoluyla ayakta kalmaya çalışan egemenlik ilişkileriyle yönetilmesi Arap kitle isyanları sonucunda mümkün olmadığı, bir sınıra geldiği görülmüştü. Neoliberal burjuva çoğulculuk zemininde yeni yönetimlerin inşa edilebilmesi de öyle kolay ha deyince yapılacak bir şey olmadığı için çatışma ve savaşlar güç, hegomonya ve paylaşaım savaşlarının en keskin araçları olarak devreye sokuldu. Bölgenin genel karakteristiği ve kitlelerde birikmiş öfke sonucu prekapitalist ilişkilere dayanan gerici, faşist güçlerde, belli güçlerin desteğiyle hızla palazlandılar. (Tarihsel, ideolojik, siyasal, örgütsel bir arka planları olmadığı için çok geçmeden de yok olacaklardır.)

Türkiye burjuvazisi de bölge üzerindeki hülyalarını bir dönem hegemonyasını daha çok barışçıl yöntemlerle arttırma çabasındaydı. Sermaye birikim düzeyi, neoliberal burjuva demokrasisi, batıya dönük yüzü bölgede bir dönem için çekim yaratabilmişti. Ortak bakanlar kurulları, serbest ticaret bölgeleri gibi ekonomik-siyasal tüm parametreler hayata geçirilerek bölgenin pazarlarında etkinliğini artırmaya başladı. Ta ki bölgedeki iç savaşların fitilini ateşleyen, Arap sokaklarında isyanı doğuran kıvılcıma kadar. Sonra herşey hızla değişmeye başladı. Barışçıl hegemonya yöntemlerinin yerini boyundan büyük oynamaya girişen, daha iştahlı, agrasif, yarı-askeri yöntemler aldı. Bölgedeki savaş ve iç çatışmalarda Türkiye devleti ve AKP’nin sıcak elinin varlığı artık sağır kulakların dahi malumu.

Bölgenin böyle kaotik bir hal almasının karşısında ulusal bir duruş ve yönelimle sürece müdahale edemeyeceğini bilen AKP (tarihsel, dinsel, mezhepsel arka planının da güçlü etkisiyle) elindeki tüm gücü sunni kartına koydu. Yalnız AKP değil tüm emperyalist, kapitalist bölgesel güçler de iki ana fay hattı olan Sunni ve Şii eksenlerinden birine temel ağırlıklarını koydular. Kapitalist pragmatistlikleri gereği de uzlaşma ve pazarlıklara hep açık kapı da bıraktılar. (İran’la süren nükleer müzakereler, Suriye’de çözüm çabaları, Yemen’deki gelişmeler, vd). Bölgedeki iç savaş ve hegamonya mücadeleleri yeni bir eşiğe doğru hızla yakınlaşıyor. Tarihsel eğilim İran’ın ve Kürt ulusunun lehine yol alırken, Türkiye ve Suud mevzi ve konum kaybına uğrayacaktır. AKP’nin dış politik yönelimlerindeki tüm “yanlışlarına” rağmen ısrarı (son askeri işgal ve saldırı tehditleri bunun içindi) karşısında dış politikada revizyon ve restorasyon çağrısının yükselmesi bu tarihsel eğilimin sermaye güçlerince de görüldüğüne işaret etmektedir.

ypg-ypj-gucleri-tel-abyadda-abdulkadir-konukseverTürkiye’nin tampon bölge tehdidiyle Kürt direnişçilerin ilerlemesine dirsek göstermesi kendisi açısından ivedi bir ihtiyaç olmakla birlikte pratik bir karşılığının varedilebilmesinin nesnel koşulları (verili uluslararası konjonktürde ve iç siyasal dengelerin değiştiği şu koşullarda) bulunmadığı için de aleyhine kullanılacak, güçsüzlüğünün bir işareti olarak algılanacaktır. Türkiye mali oligarşisinin esnek bir politika- taktik yürütme becerisinin ve özgüveninin (her ikisi de ancak siyasal, ekonomik, askeri, diplomatik birikimlerin gelişmişliğine bağlıdır ve Türkiye henüz bu dört ayağın bütünsel aktif bir etkinliğine kavuşamamış, emperyalizme bağımlı varlığı, onun gölgesine muhtaç olması nedeniyle, gerekli geçişleri yapamamasına yol açmaktadır) olmayışı, denge ve tarihsel eğilimleri okuma becerisi gösterememesi ve tarih ırmağı nereye doğru akıyor diye bakmaması var olan güç ve yeteneklerini de daraltmış, kontrollü güç ve müdahale arttırımıyla süreci yönetip bölgenin oyun kurucu lider ülkelerinden olabileceğini sanmıştır. Batağa saplanan bir taktik sonunda gelip stratejiyi çökertecek bir karadeliğe dönüşmektedir.

Öyle bir karadeliktir ki bu, geri tepen müdahalelerini sınırlayan, gerici-faşist sunni güçlere maddi askeri desteğinin olanaklarının-yollarının daralmasıyla hırçınlaşan, hırçınlaştıkça sadece bölgedeki değil kendi içindeki sınıfsal-toplumsal sorunları da ağırlaştıran bir kısır döngüye dönüşmektedir. Kürt sorunu karşısında şimdi ne yapacağını bilemez bir haldedir. Savaş mı, barış mı? Uzlaşma mı, çatışma mı? karar vermek zorundadır. Kürt sorununa yaklaşımı bölgesel politikalarının geleceği, bölgedeki etkisi etkisizliği ise Kürt sorununda alacağı pozisyona büyük oranda bağlı olacaktır.

Hızla bir eşiğe doğru gitmektedir. Strateji ve taktikler ya yeni dengelere göre revize edilecek ya da “devlette devamlılık esastır” diye çıkmazda ısrar edilecek ve bu da sınıfsal-ulusal-toplumsal çatışmaları, rejim krizini derinleştirecektir. Her iki halde de sermaye sınıfı için zor günler görünürken (“iç güvenlik” yasaları bunun içindi) işçi ve emekçiler, Kürt halkı için, sömürülen ve ezilenler için mücadelenin güç kazanacağı günler kapıdadır.

Ercan Akpınar (1 Nolu F Tipi Cezaevi, C-71, Sincan)
10 Temmuz 2015
(Elimize ulaştığı tarih: 21 Temmuz 2015)

Editörün notu: Yazı Suruç katliamdan 10 gün öncesine tarihlenmekle birlikte, Suruç’u da okumaya dönük önemli tespitler içeriyor. Suruç katliamı, bir yanıyla yazının sonundaki sorunun da bir yanıtı niteliğindedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*