Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Spartaküsten Greif İşçisine Bu Kavga Bizim!

Spartaküsten Greif İşçisine Bu Kavga Bizim!

Buzdan adımlarıyla Roma lejyonları, altınlar, gümüşler, hayvanlar; bir de artık ganimete yazılan binlerce Trakyalının yanında; özgür bir nefesi, kölece yaşanacak tüm bir hayata yeğleyen Spartaküs’ü de aldılar götürdüler. Geriye ölüm, yokluk ve bütün bunların vurdumduymaz seyircisi olan günebakanlara nakşettikleri kırağıları bıraktılar. Gece güne dönerken, vurdumduymaz günebakanlar, bir sırrı açık eder gibi, toprağa eğili başlarını usul usul kaldırıp, topraktan koparcasına güneşe uzattılar. Umut, benliği sara durunca, kırağılar da su zerresine çözülünce, yüzlerce fersah ötede Spartaküs’ün de düşlerinde, güneş şehirleri bir bir kurulmuştur. Günebakanlar kurtulunca kamburundan, zerreler de başladı yürümeye. Birbirine değdikçe zerreler bir oluverdiler, önce damla sonra Tunca, sonra Meriç, sonra deniz oluverdiler. Zerreler deniz olurken, Spartaküs ve yoldaşları önce yüzler, sonra binler, on binler kırarak zincirlerini, kurarak güneş şehirlerini, mağrur Roma’nın kabusu oluverdiler. Ve hala inliyorsa işçiler bir efendinin boyunduruğu altında, mesela Zorlu işçisi deniyorsa, Ali’ye, Zehra’ya, Fatma’ya, mesela Armen’e; Lucius Annius Vinicianus’un kölesi denmesi gibi, sebebi yenilmesiydi, kölelerin efendilerine karşı bu ilk büyük kalkışmalarında.

Aynı Trakya’da bir adam daha var etti kendini. Var etti kendini, eğlenceliklerini yiyerek büyüdüğü günebakanlar gibi. Dili vicdanıydı ve Karagöz’ün patavatsızlığına verilirdi, kral çıplak haykırışları. Bruno ölmeliydi ki, Kopernik ancak incili kutsayarak anlatabilsin dünyanın güneş etrafında dönebildiğini. Ve Karagöz ölmeliydi ki, çıplaklığı kralın, türlü laf ebeliklerinde ulaşılması güç bir yerde saklanabilsin. Kilisenin katlettiklerinden af dilediği bir yüzyılda, artık krallar ve soytarıları kuşandılar laf ebeliklerini kuşaklarına.

Bize de izledikçe acı veren bir orta oyununu izlemek düştü. Bir önceki sahnede Vali, yiğidimizin ardından, arkadaşları öldürdü dedi. Oysa İsmal’in hiçbir arkadaşı polis değildi. Bakan 4-C lilere güvence verdiklerinden bahsederken, işten atılan 4-Clilerin ancak yarısı sahneden inivermişti. Bir öğretmen öğrencilerine ispiyonun kötü bir şey olduğunu anlatırken, bilmiyordu, narsist bir öğrencisinin ileride başbakan olacağını ve gene muhtemelen bilmiyordu, ispiyonun, gammazın komşular arasına bir kama gibi sokulacağını. Bir kral vardı, ama binlerce de soytarı. Sahne soytarıların şimdi. Kenarda bir işçi. Diğer işçiler gibi kambur değil, ama dik de duramıyor henüz, sendikalı olduğu belli, ama, sınıfı iktidar olduğunda kurtulacağını bilmiyor henüz. Elinde telefon tuşluyor bir adımda 1-7-0 ‘ı ve anlatıyor kustuğu kanın faili patronunu. Binlerden biri giriyor devreye ve soytarı kralından aldığı ilhamla gammazlıyor hemen işçiyi failine. O işçi atıldı işten. Zorludan atılan onlarca kardeşi gibi. Perde kapanı… , perde kapanı…, perde kapanamıyor. Rejisör panik içinde sağa sola koşturuyor. Bağırıyor birilerine, o birileri de başka birilerine. Bir ses yankılanıyor, loş ışıkların ardından. Ses yankılanıyor. Seyirciler, seyretmiyorlar, ayaktalar artık. Biri şimdiden çıktı sahneye. Ses daha gür çıkıyor şimdi.Ve daha anlaşılır. Bu sesi anlayanlardan bir bölümü daha çıktı sahneye. Perde kapanamaz diyor, ilk sesin sahibi. Daha söylemedik son sözümüzü. Son sözü hep direnenler söyler diyor. Zorlu işçileri, eğip de boynunu, yollanmıyor evine, direniyor. Kölelik zincirlerimizi kırıyoruz diye 1500 işçi daha çıkıyor sahneye. Bu son gelenler de Greif işçisi. Ve çıktığında işçi sınıfı sahneye çözülüyor kırağı, dik duruyor günebakan ve umut sarıyor benliğimi.

Zafer Yüksel

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*