Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sosyo-psikolojik bir deney ve komünizm

Sosyo-psikolojik bir deney ve komünizm

bil_infrastructure_4Belçika’da bilgisayar işçilerinin zihinsel çaba ve motivasyonları üzerine sosyo-psikolojik deneyler yapıldı.

İlk deneyde işçiler arasındaki bölmeler kaldırıldı, işçilerin birbirlerini görecek şekilde oturması sağlandı. Çoğunluğa kolay bilgisayar işlemleri verilirken, bir gruba zor görevler verildi. Zor grubun sıkıntı ve başarısızlığını vücut dillerinden gören kolay gruptakilerin büyük çoğunluğunun da düşünme ve çabayı bıraktığı ve aslında biraz düşünerek kolayca çözebilecekleri işlemlerde başarısız oldukları görüldü.

İkinci deneyde, tam tersi bir düzenleme yapıldı. Küçük bir gruba daha kolay işlemler, çoğunluğa daha zor işlemler verildi. Kolay grubun özgüvenli ve gururlu hareketlerini gören zor gruptakilerin büyük çoğunluğun da motivasyon ve çabaları arttı ve büyük çoğunluğu başarılı oldu.

Bu gibi sosyo-psikolojik deneylerin kapitalizm açısından amacı belli: Zihin emeğinin de üretkenlik ve performansını artırmak. Araştırmanın ne kadar bilimsel olup olmadığı ayrıca tartışılır. Ancak en azından bir konuda fikir veriyor: Araştırmacıların çıkardıkları sonuç itibarıyla, (burjuva ideolojisinin en kendinden menkul ve kişisel saydığı) düşünme yeteneksizliğinin de düşünme yetenek ve motivasyonunun da “bulaşıcı”, yani toplumsal olduğu!

Şimdi bu deneyi hayalimizde genişletelim. Yalnızca aynı salonda, aynı işyerinde değil, farklı departmanlarda, farklı işyerlerinde, farklı işkollarında, farklı bölge ve hatta ülkelerdeki işçilerin, çalışırken (ve çalışma dışında da) birbiriyle özgürce iletişim ve etkileşim kurabildikleri bir sistem hayal edelim.

Kuşkusuz böyle bir çalışma sistemi kapitalizmde mümkün değildir. Kapitalistler aynı işyeri, hatta aynı odada çalışan işçileri bile birbirinden yalıtmak, her birinin yaptığı parça-işten başını kaldıramayacağı denli at gözlükleri takmaya zorlamak konusunda ellerinden geleni esirgemezler. Kaldı ki özel mülkiyet ve ticaret sırrı düzenlemeleri, rekabet, farklı işyerlerinde aynı işi ya da aynı üretim sürecinin farklı parçalarını yapan işçileri bile birbirinden yalıtır ve yabancılaştırır. Kapitalistler sırf üretkenliği artırmak için bile olsa, işçiler arasında rekabet dışında her türlü yatay ve dolaysız etkileşim ve iletişime de kuşkuyla bakar ve engellerler. Sonuçta üretim ve emek, zihinsel üretim ve emek de dahil, ne kadar toplumsallaşırsa, işçiler o kadar toplumsuzlaştırılır, birbiriyle etkileşim, iletişim ve dayanışmadan o kadar yoksun bırakılır.

Öyleyse, bu kadar basitçe yapılabilir olan bir şeyi dahi gerçekleştirmenin koşulu, işçilerin üretim sürecinde bile gerçek toplumsallaşmasını engelleyen sermaye, meta, özel mülkiyet, bürokrasi egemenlik ve ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıdır. Zihinsel emek ve faaliyetin de, kendi toplumsallığını kanıtlayabilmek için sermaye, piyasa, bürokrasi dolayımlarından geçerek soyulmak ve soyutlanmak zorunda kalmadan, daha baştan toplumsal kabul edildiği, başarının da başarısızlığın da paylaşıldığı bir toplumsal sistem! İşçilerin hızla kısalan çalışma saatlerinde, birbiriyle özgürce ve dolaysız etkileşim, iletişim ve dayanışma ilişkileri içinde, ve kuşkusuz kendilerinin, birbirlerinin ve (sömürücü, asalak ve bürokratların olmadığı) toplumun çok yönlü ihtiyaç, ilişki, yeteneklerini özgürce geliştirebildikleri ölçüde, hiçbir dışsal zorlama, zorunluluk ve performans dayatması olmadan kolektif-bireysel yaratıcılıklarının ve inisiyatiflerinin de nasıl ışıldadığı, en zorlu sorunların bile üstesinden hem de zahmetli emek biçimlerini minimuma indirgeyerek geldikleri, görülecektir.

(Sözkonusu deney için bkz. http://www.dusunbil.com/bilim-en-ilginc-bulasici-hastaligi-kesfetti-dusunmek/)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*