Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sosyalist müzikal demokrasi: Şefsiz Orkestra Hareketi

Sosyalist müzikal demokrasi: Şefsiz Orkestra Hareketi

Bolşevik Ekim Devrimi sonrasında Sovyetler Birliği’nin 1920’ler dönemi, devrimci işçilerin, köylülerin, aydınların son derece zengin, çeşitli arayış ve inisiyatiflerine konu olan bir dönem olarak tarihe geçti. Çürümüş eski düzenin yıkıldığı, yenisinin ise ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel yaşama hakimiyetin tam gelişip şekillenmediği koşullarda doğan boşluk, bizzat devrimi gerçekleştirmiş kitlelerin içinden fışkıran, yeni bir yaşam doğrultusunda sayısız yeni arayış, deneme, aşağıdan inisiyatif ve harekete konu oluyordu. Pek az toplumun tarihinde, böylesine uzun, böylesine zengin, böylesine heyecanlı; sosyalist, hatta komünist geleceği hemen bugünde yaratmak isteyen yeni bir yaşam tutkusuyla dolu yeni arayış ve inisiyatifler adeta topraktan fışkırdığı benzer dönemler yaşanmıştır.

Bunlardan biri de, “Şefsiz Orkestra Hareketi”ydi. Devrim sürecinde işçilerin eski fabrika yöneticileri altında çalışmayı, erlerin subayların altında savaşmayı reddetmeleri gibi, eski tarz orkestra şefleri altında çalmayı reddetmişlerdi. Kolektif senfoni orkestrasyonu deneyimini 1922’de başlatan Moskova’da bir araya gelen 70 müzisyendi. Kendini Moskova’da verdiği ilk şefsiz konserden itibaren, Persimfans (Birinci Şefsiz Senfoni Orkestrası) olarak adlandırmıştı. İlk konserinden itibaren Rusya, giderek dünya çapında bu yeni kolektif orkestrasyon denemeleriyle büyük bir tartışma ve yankı yaratmıştı. Bu deneyimi Rusya’nın diğer şehirlerinde, giderek Avrupa ve Amerika’da benzer şefsiz orkestra denemeleri izlemiş, en kalıcılarının yine Persimfans olduğu, 1920’ler boyunca yeni bir kolektif orkestrasyon hareketine dönüşmüştü.

Orkestrasının üyeleri, Devrim, iç savaş ve savaş komünizmi sürecinde, büyük fabrikalarda, cephede, zafer şenliklerinde çok sayıda konserler vermiş, işçilerin, askerlerin tepelerindeki eski yöneticilerini uzaklaştırıp işçi-asker kontrolü uygulama deneyim ve inisiyatiflerini bizzat yakından görmüş müzisyenlerden oluşuyordu. Aynı yıllar Rusya’da, eskisi gibi çalışmayı, yaşamayı, yönetilmeyi kökten reddeden, yeni bir kolektif/komünal yaşam ve kültürü aşağıdan geliştirmeye çalışan inisiyatif ve denemelerin dorukta olduğu bir dönemdi. Persimfans’ın işçi kontrolü ve işçi-asker sovyetleri kadar, dönemin Proletkült, komünal çalışma ve yaşam akımlarından etkilenmiş ve en çok yankı yaratan bir bileşeni olması kuvvetle muhtemeldir. Kendilerini de müzik işçisi olarak görüyorlardı ve kolektif işçi kontrolünü senfonik müzik alanına uyguladılar.
safe_image.php
Şefsiz Orkestranın yenilikleri

Senfonik müzik alanında -herkesi en çok hayrete düşüren ve alışkanlıklarını sarsan bu olsa da- şefsiz konser vermekle sınırlı kalmayan, bir çok devrimci yenilik yaptılar. Her konser öncesinde, icra edecekleri besteler, bestecisi, bestelendiği dönemin sınıfsal-siyasal özelliklerine ilişkin, Marksist tarih ve kültür anlayışı çerçevesinde bilgilendirme konuşmaları yapıyor, konser sonunda ise, dinleyicilerin eleştiri, öneri, soruları ile bir foruma dönüştürüyorlardı. Persimfans, böylece yalnızca ilk “şefsiz orkestra” değil, ilk “katılımcı orkestra” da oldu. Hem fabrika ve halk şenliklerinde konserler veriyorlar, hem de işçilerin ilgi ve güvenle konser salonlarını doldurmasını sağlıyorlar, devrimin ve devrimci kitle inisiyatifin yeni bir simgesini ve esinini oluşturuyorlardı.

Birinci Şefsiz Senfoni Orkestrası müzisyenlerinin, şeflik mekanizmasını reddetmesinin nedenleri yeterince açık ve netti. Hangi eserin çalınacağına ve nasıl yorumlanacağına kimseyle muhatap olmadan şef karar verir, orkestranın elemanları ancak kendi çalacakları aletleri ve kısımları bilirken bütüne hakim olan sadece şeftir, herkes şefe bu nedenle bağımlıyken birbiriyle bütünleyici ve geliştirici bir ilişki kuramaz, şef dışında kimse söz, karar, inisiyatif sahibi olamaz, konser sırasında şef şov yapar ve tüm kolektif emek onda cisimleşmiş ve tüm tılsım ondan geliyormuş gibi görünürken, orkestra elemanlarına şefin düğmelerine basınca kendi kısmını çalan otomatik müzik aletleri gözüyle bakılır, diğer tüm müzisyenler kendi ve birbirinin emeklerine, kolektif çaba ve ürünlerine, dahası aralarında hep şefin durduğu müzikseverlere, yabancılaşır. Kolektif müzik emeği, müzisyenlerin birbiriyle ve dinleyiciyle bilinçli ve gönüllü bir toplumsal ilişki olmaktan çıkar, şefin hem müzik emekçilerini hem de dinleyicileri edilgenleştirip kerameti kendinden menkul biricik özne olarak göründüğü, tek yanlı ve yabancılaştırıcı, teknisistleşmiş bir ilişki halini alır.

Persimfans, senfonik müzikte bu dar, dışsal ve tekçi merkeziyetçilik anlayışını ve şef kültünü baştan aşağıya yıkmaya girişti. Orkestra üyeleri, orkestranın repartuarına, hangi eserleri çalacağına ve nasıl yorumlayacağına, sayısız eseri birlikte inceleyip tartışarak hep birlikte karar veriyordu. Eserleri genellikle dönemin devrimci ruh ve coşkusuna uygun, modern bestecilerden seçiyor ya da geleneksel eserlerde karar kıldıklarında da devrimci ruh ve yeniliklere uygun biçimde yeniden yorumluyorlardı. Devrimci besteci ve piyanist Prokofyev’in birçok bestesini de, onunla birlikte çalışarak yorumladılar. Prokofyev kendi eserlerinin prova ve icrasında, kendisine bir müzik dahisi ve şef olarak değil, orkestranın eşit bir üyesi olarak davranılmasına, orkestranın çoğu üyesi ve bütününün eserlerini inceleyip yorumlamada kendisi kadar inisiyatif sahibi olmasına önce çok şaşırmış, sonra benimsemiş, Persimfans’la çalışmaktan mutluluk ve onur duymuş ve yaptıkları yenilikleri övmüştü.

Orkestra üyeleri, ister solist, piyanist, birinci keman, isterse başka bir şey olsunlar, eşit ücret alıyorlar, öncelikle ihtiyacı daha fazla olanları gözetiyor, çalışma dışı yaşamlarında da dayanışmayı sürdürüyorlardı. Persimfans’ın devrimci yeniliklerinden biri de, parça işçilik gibi parça müzisyenliği ortadan kaldırma çabasıydı. Tüm orkestra üyeleri, isterse belli bir eserdeki icra görevi kısacık bir şey olsun, eseri baştan sona çalmasını öğreniyor, dahası eserin tarihsel arka planını, içeriğini, farklı yönlerini inceleyip tartışıyordu. Bu çok daha ağır ve uzun prova ve hazırlık çalışmalarını gerektirse de, herkes eserin bütününe hakim oluyordu. Çalarken yalnız kendi kısmına ve aletine değil, birbirinin ve bütünün gelişimini de duyumsamayı, katkıda bulunmayı ve denetlemeyi öğreniyordu. Dahası ezbere teknikçilik ortadan kaldırılıyor, herkes eser ve yorumuna kafaca ve ruhça etkin olarak katılıyor ve katkıda bulunabiliyordu. Konserlerde herkesin sadece kürsüdeki şefi görebildiği dizilimi kaldırdılar, zaten şefin olmadığı sahnede, hepsinin yalnızca birbirinin çaldıklarını duymakla kalmayıp birbirini -jest ve mimikler dahil- görüp hissedebileceği, elips biçiminde diziliyorlardı.

Böylece hem kendi bireysel emeklerini kolektif üretim içinde, hem de kolektif emeği kendi çaldıklarının içinde hissedebiliyorlardı. Kendilerine dışsal bir iradenin (besteci ve şef) kısmi ve teknik memuru olmaktan çıkıyor, bütünün sorumluluk ve inisiyatifine sahip özneleri haline geliyorlardı. Kolektif üretim, herbirinin dışında ve üstünde birkaç kişide (besteci, şef ve solist) cisimleşen değil, tüm orkestra üyeleri arasında (ve dahası orkestra ile dinleyiciler arasında) kökten biçimde farklılaşmış yeni ve daha gelişkin yeniden üretim ilişkilerinde içsel bir dinamizm ve sinerji olarak varoluyordu. Eser ve icrasındaki toplumsal-bileşik (kolektif) emek, sonradan konser ve şef aracılığıyla değil, daha eserin seçilmesi ve provalarında herkesin eşit bilgilenme, söz, karar hakkı olmasından başlayarak, en başından ve doğrudan kolektif üretim karakterine sahip oluyordu. Karar alanlar ve uygulayanlar farklı kişiler olmaktan çıkıyor, karar ve eylem organları iç içe geçip bütünleşiyordu.

Kolektif merkeziyetçilik

Birinci Şefsiz Senfoni Orkestrası kesinkes şefsizdi, fakat hiç kuşkusuz öncüsüz ve öndersiz değildi. Persimfans’ı kuran ve öncülük eden -Prokofyev’in Persimfans’ın ruhu dediği- Lev Tseitlin’dir. Çok yönlü, yetenekli ve enerjik bir müzisyen ve müzik işçisidir. Solist kemancı, birinci kemancı, öğretmen ve editördü, daha önce oda müziği şefliği de yapmıştı. Devrim öncesinde Rusya’da ve ülke dışında bir dizi ünlü şef altında birinci keman olarak çalmış, şefler ne kadar ünlüyse o kadar daha kibirli ve despotik olmalarından, kendine bir müzik aleti muamelesi yapılmasından nefret etmişti. Modern senfoni orkestrası denilen şeyin, bir şefin çaldığı ve diğer üyelerinin onun mekanik aletlerine indirgendiği dev bir kişisel çalgıya dönüşmüş olmasına isyan ediyordu. Aradığı ortamı Ekim Devrimi’nin açtığı yolda ve Bolşevik iktidarın ilk döneminde sanatçılarla işçileri ve halkı kaynaştırmaya dönük fabrika, cephe, sokak sanatı ve devrimci halk festivallerine desteğinde buldu.

İlk şefsiz orkestrayı kurdu, asistanı Tsukker’ın da ideolojik sözcülüğünü yaptığı onbinler satan bir Persimfans dergisi çıkardılar, başlattıkları harekete dair makaleler, kitaplar yayınladılar. Bir programları bile vardı. Tüm bunlar, devrimci işçi kitleleriyle kurdukları güçlü bağ ile birlikte, şefsiz senfoni orkestrası deneyiminin devrimci müzikal olduğu kadar devrimci siyasal-kültürel bir harekete de dönüşmesini sağladı. Orkestra, diyordu, şefin piyano gibi çaldığı bir cansız makine değildir, özgür, sosyalist, eşitlikçi bireyler kolektifidir. Şefçiliğe saldırarak, şefsiz orkestra hareketini etkileri müzik alanının çok ötesine yayılan, dönemin işçi denetimi ve kitlelerin tarihsel devrimci inisiyatif ruhuna uygun bir devrimci politik akıma dönüştürdü: Persimfanizm (şefsiz orkestracılık) deniyordu, buna. Tseitlin yöntemini “müzikal kolektif refleksoloji” olarak tanımlıyordu.

Şefçilik ile Tseitlin’in gerçekleştirmeye çalıştığı içerden önderlik arasındaki ayrım, dar, dışsal, aşırı hiyerarşik ve çoğunlukla keyfi yöneticilik tarzı ile, kolektif merkeziyetçilik arasındaki ayrımdır. “Persimfanizm”, yataylıkla dikeyliği, kolektivizm ile merkeziyetçiliği birbirine içerili hale getiriyordu. Anarşizmden farkı, her türlü merkeziyetçilik ve otoriteye düşmanlık, bunları bir çırpıda kaldırarak geriye doğru ilkel eşitlikçilik olmaması, tam tersine otoritenin içerdenlemesi ve kolektivize edilmesi, kolektifin ve her bir bireyinin de çok yönlü ve birleşik gelişimi ile otoriye içerdenleştiği, ileriye doğru bir eşitlikçilik ile yöneticiliği gereksizleştirmeyi amaçlamasıdır.

Orkestra üyeleri, şefsiz çalmak için eskisinden daha çok ve çetin çalışmaları gerekse de, bundan hiç yüksünmüyorlardı. Çünkü artık ne çaldıkları eser ve yaptıkları yorum, ne orkestranın eşgüdümü ve yönetimi, ne de dinleyiciler kendilerine dışsal değildi. Kendilerini başkası tarafından çalınan birer müzik aleti gibi hissettikleri eski şefçiliğin dışsal zorlama ve disiplininin yerini, iç içe geçmiş biçimde kendilerinin, birbirlerinin, işçi dinleyicilerinin, dahası devrimin çok yönlü gelişiminin kolektif-bireysel bir iç ihtiyaç ve dinamizm haline gelmesi almıştı.

Persimfans’ın yaptığı basitçe bir müzikal performans yeniliği değildi. O asıl, müzisyenler arasındaki ve müzisyenler ile dinleyiciler arasındaki toplumsal üretim ve yeniden üretim ilişkilerini köklü biçimde değiştirmiş ve devrimcileştirmişti. Sosyal devrimi senfonik müziğe, kolektif orkestrasyon deneyimini devrime taşımıştı.

Şefçiliğe karşı çıkmakla her türlü otoriye karşı çıkmayı birbirine karıştıran anarşist, liberter akımların anlamadıkları kolektif merkeziyetçiliktir. Nitekim Birinci Şefsiz Senfoni Orkestrasından esinlenip yaygınlaşan -Rusya, Avrupa ve ABD’deki- çoğu şefsiz orkestra deneyimi, Tseitlin ve arkadaşları gibi kararlı fakat sabırlı, müzik alanında olduğu kadar pedagoji ve örgütçülük konusunda deneyimli, Marksizm ve Bolşevizm konusunda okuyan ve ideolojik-siyasal olarak da kendini geliştiren, enerjik bir kolektif merkeziyetçi iç önderliğin olmaması nedeniyle, birkaç ay, en fazla birkaç yıl içinde dağılıp gittiler. Persimfans deneyimi ise, 1922-32 yılları arasında, böyle giderse mevki ve karierlerini kaybedeceğinden korkan karizmatik şeflerin, tutucu müzik otoritelerinin, bu tür deneyimlere ütopik saçmalık gözüyle bakanların artan saldırılarına karşın, ışıltısından pek bir şey kaybetmeden tam 10 yıl sürdü. Persimfans, 1932 yılında, yaşadığı ekonomik sorunlar, yaylılar ve üfmeliler arasında nedeni bilinmeyen bölünme ve herhalde asıl olarak da, Sovyetler Birliğinde dönemin değişmesi nedeniyle dağıldı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*