Anasayfa » GÜNDEM » Sosyal medya savaşları sokak savaşlarıyla bütünleşmeli

Sosyal medya savaşları sokak savaşlarıyla bütünleşmeli

Hükümetin twitter’ı bastırma çabası yine kaldırdığı boyundan büyük kayayı ayağına düşürdüğü bir skandala dönüştü. Milyonların yasağa karşı direniş, tepki, alay ve yasağı fiilen paçavraya çevirmesi  ile karşılandı. Hükümetin kör bastırmacılık çabası, zaten rejim ve yönetememe krizinin ifadesiydi. Güç gösterisi ise milyonların meydan okuması ile rezil olan bir iktidarsızlık göstergesine dönüştü. Sosyal medyayı bastıramadığı gibi daha bir sosyalleştirmiş ve siyasallaştırmış oldu.

AKP’nin kapatmayı, söylentileri ayyuka çıkan, seçim öncesi  bir “altın vuruş” kasedini bloke etmek için yaptığına dair yorumlar oldu. TİB’i MİT’in şubesine dönüştüren internet yasak ve sansür düzenlemesi de yine “AKP-Cemaat çatışması” darlığından yorumlanmıştı. AKP’nin tape-kaset korkusu bastırma cevvaliyetinde bir etken olabilir, fakat asıl etken diye yorumlayanlar, rejim krizini 17 Aralık krizine indirgeyip Gezi’yi talileştirmek isteyenlerdir.

Asıl etken, sosyal medyanın Haziran Direnişinden itibaren önemli ölçüde bir toplumsal hareket medyasına dönüşmüş olmasıdır. Hükümetin medya üzerinde sağladığı kontrolün çeyreğini bile sosyal medya üzerinde sağlayamamış olmasıdır.  Sosyal medyanın “Alo Fatih” hattı üzerinden değil kitleler arasında interaktif bir toplumsal-siyasal hareket ağı olarak işleyebilmesidir. Sokak hareketi ile iç içe gelişmesi, kitlelerinin sokak hareketi ve siyasetinin de bir iç bileşeni ve dinamiği olmasıdır.

Erdoğan Haziran Direnişi üzerine sosyal medyayı açıktan “bela” ilan etti. Ardından AKPli Ali Şahin’in twitter’ın  “bomba yüklü bir araçtan daha tehlikeli” olduğunu söylemesi , sosyal medyanın bir “milli güvenlik tehdidi” ilan edildiğini ve “terör suçu” kapsamına alınma arayışlarını gösteriyordu. Artık 5651 sayılı internet sansür yasası ve BTK’nın merkezi filtre uygulaması da rejimi kesmiyordu. Nitekim hükümet Haziran Direnişi sonrasında önce birkaç yüz twitter kullanıcısını gözaltına aldı, sosyal medyaya karşı bir karalama ve gözdağı kampanyası eşliğinde yeni bir internet yasak ve kontrol yasası çıkarma girişiminde bulundu. O dönem tepkiler karşısında geri adım attı. Fakat hazırda beklettiği tasarının daha ağırını, BİT’i MİT’in alt şubesi haline getiren bir internet yasak ve sansür yasasını 17 Aralık krizi vesilesi ve “paralel devlet” söylemiyle çıkarmada gecikmedi. Twitter’ın toptan kapatılıp yasaklanması ise Berkin eylemlerinin hemen ardından geldi.

Hükümetin yığınların inisiyatifi karşısında, sokaklar gibi sosyal medyayı da bastırıp kontrol edemediği, edemeyeceği açıkça görüldü. Kapatma ve yasak işlevsizleştirildi. Bunun nedeni internet kullanım teknolojilerinin pratikleşmesi ve yığınsallaşması kadar her sınır aşımında kitlesel seferberlik inisiyatifidir.

Ancak bu bizi gevşetmesin. Hareketin temel bir zayıflığı bir mücadele programına ve stratejik bir iç örgüye sahip olmamasıdır. Her saldırı-direniş momenti, bir birikime dayansa ve hükümet karşıtlığına bağlansa da, birbirinden kopuk ele alınabilmektedir. Örneğin Twitter’ın kapatılmasına karşı sosyal medya dalgası, daha bir ay önceki TİB’i MİTleştirme düzenlemesinden ve ona karşı yapılan protesto gösterilerinden, o ise 5651 sayılı internet yasası ve BTK düzenlemelerinden kopuk gerçekleşmektedir. Yalnızca vites büyüten bir saldırıya karşı bir mevziyi korumuş ve yasağı işlevsizleştirmiş olmakla yetinemeyiz. Rejime bir çizik daha atan sosyal medya savaşlarını da daha ileriye, savunmadan saldırıya doğru örgütlemeliyiz:

Yalnız twitter yasağı değil, sosyal medya üzerindeki tüm baskı, yasak, sansür, takibat kaldırılsın! BİT’i MİT’in şubesi haline getiren son internet yasası, 5651 sayılı internet yasası, merkezi filtre uygulamaları, internette giderek genişletilen fikri özel mülkiyet yasaları kaldırılsın! Sosyal medyayı yasaklamaya kalkışan Hükümet İstifa, BİT-MİT kapatılsın! Sınırsız, sansürsüz, yasaksız, takibatsız, fikri özel mülkiyetin olmadığı, parasız, sermayesiz internet istiyoruz!

Bizim sosyal medya özgürlüğünden anladığımızla küresel mali oligarşi ve TÜSİAD’ın, neoliberal burjuva muhalefet partilerinin anladığı bir olmadığı gibi, birbiriyle bağdaşmaz. Onlar interneti daha büyük bir sermaye birikim ve azami kar sahası haline getirmek istemektedirler, bizim için ise internet hava gibi, su gibi, ekmek gibi, bir toplumsal ihtiyaç, toplumsal-siyasal mücadele alanı ve özgürlük ihtiyacıdır. Onlar, ABD’si, AB’si, TÜSİAD’ı, CHP’si internet ve sosyal medya mücadelemizi de, şu neoliberal burjuva demokratizminin şu biçimsel ve güdük olduğu kadar sadece bireysel “ifade özgürlüğü”ne hapsetmek istiyorlar! İstediğinizi bireysel olarak ifade etmekte özgürsünüz, kolektif olarak örgütlenip fiili kolektif eyleme ve isyana geçmedikçe! Onların internet yasağına karşı tüm eleştirileri, “aman Türkiye küresel sermaye ve mali oligarşisi nezdinde itibar kaybetmesin, aman Kuzey Kore’ye benziyoruz!” Yani onların demokrasisi, daha çok, daha serbest bir sermaye sömürüsü temelinde demokrasi! Bizi halen sermaye ne kadar büyür ve gelişirse, o kadar demokrasi gelir yalanıyla kandırmaya çalışırken, tüm özgürlükleri sermayenin azami sömürü ve özel mülkiyet özgürlüğüne bağlarken, bize tüm vaat ettikleri şu biçimsel ve güdük bireysel “ifade özgürlüğü”! Mısır’da Mübarek rejimi sosyal medyayı kapatınca borsa çökmüştü, Türkiye’de twitter kapatılınca borsa düştü; onların ifade özgürlüğünden anladığı borsayı şişirme özgürlüğü!

Hayır efendiler, bizim için, baskı ve yasaklara karşı mücadele ile sömürü ve özel mülkiyete karşı mücadele bir bütündür. Bizim için yalnız AKP’ye karşı değil, banka borsa holding müteahhit egemenliğine karşı mücadele bir bütündür. Bizim için yalnız AKP’den değil burjuvazinin tüm kesim ve partilerinden bağımsız ve tam karşıt, fiili ifade, toplanma, örgütlenme, eylem ve isyan özgürlüğü bir bütündür. Bizim için sosyal medya özgürlüğü de, sokaklardaki bağımsız sınıfsal-toplumsal hareket ve savaşım özgürlüğümüzden, fiili sokak savaşımları demokrasisi ve inisiyatifimizden ayrılamaz.

Sosyal medya savaşları bitmedi. Twitter’da DNS’lerin de engellenmesi, Google’a yasak girişimi ve Youtube’a yasak hazırlığı ile büyüyor. Sosyal medya yasaklarına “sokağa çıkmayın provokasyona gelmeyin” kampanyasının eşlik etmesi bir raslantı değil. Sosyal medya yasaklarının menzilinde sokak yasakları da vardır. Öyleyse sosyal medya ve sokak savaşlarını bir üst düzeyden bütünleştirmenin zamanı! Çürümüş hükümet giderek intahar saldırıları konseptine geçiyor, seçimlerden sonra daha neler yapabileceği de görülüyor. Onu hizaya getirmenin tek yolu, seçim sandıkları filan değil, tüm MİT’i, BİT’i, gazı copu hapishaneleri ile sokaklardan tarihe gömmektir. Şimdi biraz daha artmış özgüvenimizle, daha sert, daha bağımsız savaşımlara, kendi bağımsız sınıfsal-toplumsal mücadele istemlerimizi kuşanarak, bu temelde örgütlenerek hazırlanalım.

Banka, borsa, holding, müteahhit diktatörlüğünü yıkalım!

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*