Son Osmanlı sultanının seçim konuşmalarının bütününü hızla toplayalım, üzerinde çalışarak, işçi sınıfımıza yönelik bir broşür haline getirerek, ülke çapında acilen dağıtalım. Çünkü sermayenin bu sultanlı Aksaraylı kişilik kazanmış hali, tümüyle bize çalışıyor…

Toplumsal proletaryaya öz eleştiri vermeye ihtiyacımız var
Aslında tam da burada, içinde yer aldığımız toplumsal proletaryaya, öz dilimiz olan bir öz eleştiri vermeye ihtiyaç duyuyoruz. Emek üretkenliğimiz olağanüstü gelişerek hem sermaye için hem bizim için evrensel düzeyde krizleşmişken; tutup en geri en ilkel yollarda, araçlarla, örneğin broşür gibi araçları kullanarak yerlerde sürünmemizi sürdürmemiz öyle hoş görülebilecek bir şey değil. Tersine, en keskin en amansız bir sınıf öfkesiyle eleştirilmeli: Biz, Erdoğan’ın mitingleriyle canlı uydu bağlantısı kurarak, bu yazıda son derece rezil komformist küçük burjuva tazda bir iki konuşmasına daraltarak yaptığımızı, anında canlı interaktif telekonferans bağlantısıyla, dünyadaki ve buradaki tüm işçilerin de canlı olarak etkin kolektif doğrudan anında katılımıyla yapmalıyız. Bu yüzden, kendilerini sınırlayıp engellediğimiz için can sınıf kardeşlerimizden özür diliyoruz; bu lanet kafa ruh etkileşim donanım sınırlılığımızı en kısa zamanda daha bir özgürleştirmeyi, sınıfsal bir ihtiyaç sorumluluk olarak önümüze koyuyoruz.

Broşür çalışması dediğimize inanmadınız mı? Siz kendinize, kendi sınıfınıza dair inancınızı, öz güveninizi öz eleştirel bir tarzda ele alırken, yukarda yazdıklarımızı şaka sanışınızla yüzleşirken, biz size birkaç örnek verelim şimdi.

Erdoğan konuşuyor (Trabzon, 11 Mayıs):
“Erkek evlatlarıma da taktılar. Onlarla da çok uğraşıyorlar. Yazıyorlar, çiziyorlar. Şu vakıfta var, bu vakıfta var. Tabii olacaklar. Sizden mi izin alacağız? Benim evlatlarım bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bu ülkenin vatandaşı. Sosyal faaliyetlerde de bulunacaklar. İş de yapacaklar. Yeter ki devlette iş yapmasınlar. Olay bu kadar. Ben buna önem veriyorum. Ve benim evlatlarım şu anda bunu yapıyor. Biz bu konuda şunların bunların yazdıklarına bakmayız. Onlara rağmen yapacağız.”

Şimdi isterseniz, sultanımızın bu konuşmasına bir de bizim sınıfımızın içinden bakalım…

“Erkek evlatlarıma da taktılar!”
Sultanımızı, toplumsal proletarya olarak yanıtlamaya ihtiyacımız var: Erkek evlatlarıma da taktılar, demişsin. Vay canına, senin, “kız mıdır kadın mıdır” bilemediğimiz kadın evlatlarına DA taktığımızın, sadece sana değil tüm ailene taktığımızın, tüm bir aile olarak içende yer aldığınız devletinize DE taktığımızı, tüm bir devlet olarak içinde yer aldığınız sermayeye DE taktığımızın sınıf bilincine varmışsın ya… Bu iyi, çünkü biz kobilerde krizleşen sizin takımla, okullarda krizleşen giyimlerimize yönelik terörle serbesti arasında kriz estiren idare takımlarınızla boğuşmakla, yani sizin minyatür hallerinizle savaşmakla yetinecek bir sınıf değiliz. Derdimiz evrensel özgürlük bizim.

Bu yüzden evrensel düzeyde, dünya çapında sınıfsal temsilcilik standartlarına uygun birileriyle, örneğin seninle bu konuları konuşmak bizi de geliştirici olacak. Çünkü inan sen ne kadar bizim vajinamızla, öpüşmelerimizle, kahkahalarımızla falan uğraşmaktan bıktıysan, bunlar senin sınıfının çok daha önemli yakıcı temel ihtiyaçlarıyla sorunlarınıyla (örneğin emek üretkenliğini artırarak bizi çok daha beter sömürüp ezmek için 4G’ye geçilmesine kıyameti koparıp, 3G’de biraz daha kalmaya katlanıp 5G’ye sıçranmasını çığlık kıyamet ortaya koyarak 4G ihalesini krize sokman fakat ne yazık ki yerel sermayelerin yerel koltukların seni geriye çekmesi nedeniyle, eh tabii ki Aksaray koltuğunu da korumak kaygısıyla 4G ihalesini kabul etmek zorunda kalışın) uğraşmanı engelliyorsa; bu aynen bizim için de geçerli: Biz de onun bunun kobi patronuyla, şunun bunun şirket yönetimiyle, ötekinin berikinin inşaattaki taşeron müteahhidiyle boğuşmak neredeyse tüm zamanımızı yuttuğundan, toplumsal sınıf savaşımızın evrensel standartlarıyla, evrensel özgürleşme ihtiyacımızla bütünleşmekte zorlanıyoruz.

4g-5g

Uzattık lafı hoş gör. Aslında biz işçi sınıfının, sizin bizim beynimizi döndürüp bir yandan hiçbir şey anlamamızı sağlayarak “vay be ne alim insanlar, ne yüce bilgili insanlar, biz ne cahil yaratıklarız” diyerek sizlere olan tabiyetimizi geliştirerek sürdürmek, bir yandan anamıza bacımıza mahalle muhtarlarıyla toplantı yapmaya kadar bizim aramıza girip, bizim dilimizden konuşarak bizi içimizden fethetmenize, içimizden ayrıştırıp birbirimize düşmanlaştırmanıza hizmet eden sermaye dilinize uzlaşmaz karşıt, üstelik son derece yalın konuşmaya ihtiyacımız var. Hiç öyle yukarda yaptığımız gibi upuzun açıklamalara, bağlantılandırmalara girmeksizin, olanca yalınlığı içinden kendi dilimizle konuşabilmeliyiz. Örneğin tıpkı senin bize dediğin gibi (“Ananı da al git!”), biz de sana şunu söylüyoruz: Oğullarını da, “kız mıdır kadın mıdır” bilemediğimiz eşin dahil insanlarını da al git! Yok, sakın yanlış anlamayasın; sana sadece aileni alıp Aksaray’dan git demiyoruz; yapma birader sınıf düşmanıyız biz, seni sadece Aksaray’ın dışına kadar ağırlayacak kadar insanlıktan yoksun olamayız değil mi: Aileni, şirketlerini, vakıflarını, devletini, bir bütün olarak sermayeyi, dünya çapında anamızı dahi yaşamdan kovan emperyalist kapitalist üretim egemenlik ilişkilerini de al git! Seni Aksaray’ın kapısından alıp, evrenin kapısına kadar ağırlayıp, oradan, evrenden de uğurlayacağız…

“Sizden mi izin alacağız!”
“Sizden mi izin alacağız?” demişsin bütün Kasımpaşalığınla (Yav, biz senin bu her an heyheylenmene, yerel kültürlülüğüne bayılıyoruz vesselam, bitirim adamsın doğrusu, bizdensin bu yanınla, içimizden birisin. Üstelik hasetimizden çatlatıyorsun bizi: Bizimle böyle bizim içimizden biri olarak, başkalarıyla örneğin Obama ile sermayenin evrensel fakat kendi içindeki hiyerarşik diliyle konuşabilmene nasıl gıpta ediyoruz bilemezsin. Keşke biz de, hani yine senin neo liberal demokrasinin getirdiği çok kültürlülük, farklılıkların bir arada yaşaması falan gibi özellikleri kendi kimliğimizde salındırabilsek… Bunu yapmaya çalışıyoruz ama hem senin kadar beceremiyoruz hem de bu yatay yanar döner kimlikleşme krizi bizi epey bir sıkıp krizleşmemize neden oluyor, artık çokça dar geliyor.). Estağfurullah, haşa huzurdan efendi sultan hazretleri ne haddimize, dememizi beklemiyorsun herhalde. Biliyor musun, aslında tam tersi: Biz işçiler, ölmemek için dahi, kendimizi size sömürtebilmek için dahi sizden izin almak, yüce partinizin şu bu ilçesine kayıt yaptırmamıza izin vermenizi duacınız olarak dilemek zorundayız, dahası kendimizi sömürtebilme olanağından dahi yoksunlaştırıldığımız için, sayenizde odun kömür patatese bile muhtaçlaştırılıp dilenciliğe kadar düşkünleştirildiğimiz için, lütfettiğiniz sadakaları alabilip yaşamın sınırında o an için tutunabilmek için, zorunlu kıldığınız mitinginize gelip sizi alkışlamak için bile izin almak zorundayız.

Bu izin konusunu, sorununu, ihtiyacını seninle sınıf sınıfa, sınıfa karşı sınıf tutumuyla konuşma olanağı verdiğin için sana teşekkür ediyoruz. Kimin kimden, hangi sınıfın hangi sınıftan, hangi sınıfın hangi sınıfa karşı izin alacağını zaten seninle olan sınıfsal tarihsel toplumsal geleceğe açılan canlı ilişkimizde yaşadık yaşıyoruz yaşayacağız. Eh, n’apalım, kader işte, artık sizin de bizden izin isteme zamanlarınız geliyor… Fakat hoş gör lütfen, biz bu sınıflar arası izin sorununu olduğu gibi sürdüremeyeceğiz artık. İzin ihtiyacı, kuşkusuz sizden izin almaksızın (hoş görün, proletarya işte böyle kaba saba bir sınıftır işte) sizi tümden evrenden attıktan sonra, gerçek özgürlüğüne, insanlığına kavuşmuş olacak. İşte o zaman, bu izin ilişkisini, biz işçilikten de, değer ilişkisinden de, karşılıklılık ilişkisinden de özgürleşmiş insanlar olarak, birbirimizle özgür ilişkilerimizde, özgür emeğimizi, özgür zamanımızı hangi özgürleştirici ihtiyacımızı geliştirerek karşılayacağımıza yatıracağımızı özgürce seçerek, bu yönde birbirimize, kendimize izin vererek, birbirimizden izin isteyerek yaşayacağız.

Recep-Tayyip-Erdogan-005_tepe

“Onlara rağmen yapacağız!”
“Biz bu konuda şunların bunların yazdıklarına bakmayız. Onlara rağmen yapacağız” demişsin. Bak bu çok kötü, gerçekten ayıp ediyorsun şimdi. Kendi demokrasine taş koyuyorsun. Kendi kendini engelliyorsun, kendi kendine ayak bağı oluyorsun; bu yaptığını sana hiç yakıştıramadık!

Çünkü biliyorsun; biz toplumsal proletaryayız. Marx’tan öğrenip tüm ilişkilerimizde yaşamaya çalıştığımız bilimsel bir yöntem var: Hani Marx, öncülleri Adam Smith’i, Ricardo’yu falan irdelerken, zaten herkesin yapabileceğini, yani onların en zayıf yönlerini ele alıp eleştirmekten kendini imtina etti; onların burjuva ekomomi sistemlerini tüm iç zayıflıklarından kurtarıp gerçek bütünsel bir sistem haline ulaştırdıktan sonra, onların sisteminin uzlaşmaz karşıtı olan sistemi oluşturarak, sınıfsal ekonomi sistemlerinin karşısına sınıflardan özgürleşmiş, ekonominin ayrışmasından da özgürleşmiş evrensel insanın evrensel özgür ilişkiler üretim sistemini oluşturarak, oluşturduğu bu sistem içinden, Ricardo’nun falan eksiklerini de düzelterek sistemleştirdiği burjuva ekonomi politiği sistemini eleştiriyordu ya, hah işte tam da bu yöntemi kullanarak: Birader, senin demokrasinde, neo liberal yönetişim demokrasinde, “onların yazdıklarına bakmayız!”, “onlara rağmen yapacağız!” gibi ilişkiler fena kriz oluşturur, bilesin, bizden sana söylemesi. Yok, alınma hemen, senin Kasımpaşalılığınla en küçük bir sorunumuz yok, bunu söyledik sana zaten. Ancak, sen “onlarınkini okumayız”, “bunların yazdıklarına bakmayız”, “onlara rağmen yaparız” dersen; onlar bunlar ötekiler de çıkıp, aynı şeyi kendi açılarından dile getirirlerse, of of, neler olur bir düşünsene, kıyamet; yani kriz olur. Senin o demokrasin demokrasi olmaktan çıkar krizli demokrasi olur, demokrasinin krizi olur of ki of of… İşte bu yüzden, aman dikkatli ol, yürürken kendi ayaklarının üstüne basmamaya, konuşurken kendi dilini ısırmamaya çalış, e mi! Bizim de içinde yüzmeye çalıştığımız senin demokrasine göre, tüm düşünülenler yazılmalı, tüm yazılanlar okunmalı, tümüyle her ne kimseler “onlara rağmen” onlarla yan yana yaşanabilmeli.

Hem zaten senin demokrasin ile bizim demokrasimiz arasında öyle dağlar dağlar fark da yok. Anladım, sen bizim demokrasimizden öcü görmüş gibi korkarsın, lafını bile duysan yatağının altına sığınırsın biliyoruz ama şurada insan insana konuşuyoruz işte: Nasıl senin, senin demokrasini bize anlatmaya yaşatmaya sınıfsal ihtiyacın var ise; bizim de kuşkusuz sana değil, çünkü ödün kopuyor kaçarsın, sınıf kardeşlerimizle laflarken yeri gelmişken, kendi aramızda kendi demokrasimizin dedikodusunu yapmaya ihtiyacımız var, biliyorsun.

Bizim demokrasimizde, toplumsal proletaryanın demokrasiden özgürlüğe zorunlu ihtiyaçsal geçiş sosyalist demokrasisinde, herkesin yakıcı özgürlük ihtiyacını yazınsal olarak da dile getirmesi, bu yazılanların özgürce tüm insanlar tarafından öz eleştirel olarak değerlendirilip geliştirilmesi, özgürce ihtiyaçları karşılayacak şekilde uygulamalara dönüştürülerek özgürleştirmekte olduğumuz yaşamı daha bir özgürleştirme ihtiyacımıza yönelik olarak yaşama geçirilmesi en yakıcı toplumsal bireysel ihtiyacımız olacak. Elbette; itirazını anladık; fakat biliyorsun, tıpkı senin demokrasinin, kişilik kazanmış sermaye olarak sana sınıfsal özgürlük, bize sınıfsal diktatörlük olması gibi; bizim demokrasimiz de bir süreliğine çelişik olacak. N’apalım, kaderimiz bu. Bir süreliğine katlanacağız artık: Çok kısa bir süreliğine. Sonra bu kaderimizden de özgürleşeceğiz…

Devrimci Proletarya Okuru