Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sömürü azgınlaştıkça, devlet azmanlaşır

Sömürü azgınlaştıkça, devlet azmanlaşır

Burjuva devletin dönüşüm çizgileri

Emperyalist kapitalizmin son 35 yıllık dönüşüm süreci ve devletlerin yeniden yapılandırılma doğrultusu da bunu gösteriyor:

Temsili demokrasi kurum ve organlarının etki ve denetim alanının giderek daraltılması, siyasetin ve ekonominin tüm stratejik alanlarında özel yetkilere sahip üst kurum ve kurullar, yalnız bürokrasiyi değil bakanları, yasaları, her türlü kural ve denetimi by-pass edebilecek özel yetkili uzmanlar, bürokratik hiyerarşinin keskinleştirilmesi ve mali sermayeyle daha dolaysız kaynaşmış bir teknokrasiyle pekiştirilmesi, devletin giderek şirketleşmesi ve hükümetlerin mali sermayenin daha dolaysız merkezi girişimci komitelerine dönüşmesi, güç dağılımının durmaksızın daha fazla tepede toplanması, yüretme aygıtında misliyle güç yoğunlaşması ve merkezileşmesi, hikmetinden sual olunmaz çekirdek kabine-uzman-danışman şebekesi ve büyük şef karizması, yasa hukuk resmi norm işleyiş ve teamüllerin durmaksızın alt üst edilmesi ve çiğnenmesinin istisna olmaktan çıkıp kural haline gelmesi, devlet iktidarının yalnız hukuki değil asıl sınıfsal, toplumsal, bireysel, zamansal ve mekansal sınırlarının kaldırılması, polis ve istihbarat aygıtlarının (resmi ve gizli) yetkilerinin muazzam genişletilmesi, devlet sırrı ve gizli politika, yönerge, operasyon ve ilişkilerinin alanının azami genişletilmesi, gizli dinleme ve gözetlemenin neredeyse sınırsızlaşması, doğrudan ve dolaylı daha fazla baskı, şantaj, takibat, fişleme, yasak, sansür, tekelci mali oligarşik kamuoyu oluşturma ve yönetimi, teknolojik takip ve kontrol, eğitim, aydınlar, akademi, medya ve internet üzerinde/n daha fazla dizayn ve kontrol, baskı şantaj yemlendirme ve dilencileştirme ile siyaset ve yaşamın her alanından şakşakcı takımlarının oluşturulması, daha fazla hapishane ve daha yüksek hapsetme oranları, alanı durmaksızın genişletilen (kanıtsız, “şüphe üzerine”) antiterör ve organize suç sayıltıları, aşırı sağın ve neomuhafazakarlığın yükselişi ve tahakkümü, yaşamın her alanında din, cemaatçilik, milliyetçilik, ataerkillik ve bilimum gericiliğin örgütlenmesi ve baskısı, toplumsal çözülüş ve konum kaybı karşısında panikleyen küçük burjuvazi ve ara katmanların da bunlara doğru kanalize edilmesi, yürütme gücünün bir tür toplumsal-manevi üst ebeveynlik gücünü de elinde merkezileştirmesi ve kitlelerin yalnız siyasal değil, entelektüel, duygusal, kültürel, cinsel, ahlaki ve ruhani yaşamına da kumanda etmeye başlaması, negatif haklar-pozitif haklar ilişkisinde pozitif hakların, bireysel haklar-kolektif haklar ilişkisinde kolektif hakların ortadan kaldırılması, burjuva temsili demokrasinin kişisel düzeyde tanıdığı “kişi ve konut dokunulmazlığı”, “kişisel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği”, “anlatım ve örgütlenme özgürlüğü”, “zulme ve haksızlığa karşın direnme hakkı” gibi temel bireysel hakların ve “yasasız suç olmaz”, “cezai sorumluluğun kişiselliği” gibi hukuk normlarının alanının alabildiğine daraltılması, bireysel hakların da yerine de giderek sınırsızlaşan ve fiilileşen şirket haklarının ve açık-gizli yürütme yetkilerinin geçirilmesi, işçilerin ve emekçilerin kolektif ve bireysel dayanak, öz savunma, inisiyatif ve özerkliğinin yok edilmesi…

Devletin neoliberal dönüşümünün bazı temel ve evrensel çizgileridir.

P21094203Devletin dönüşümünün arka planı

Kapitalist devletin dönüşümü, özü itibarıyla, mali sermayenin, küresel temelden, en kısa sürelerde, en etkin, fiili, saldırgan biçimlerde, azami kar ve egemenliğini sağlamak doğrultusundadır. Sermayenin daha hızlı, daha yüksek, daha saldırgan birikim (sömürü ve soygun) isterleri, daha pervasız bir devlet gücü organizasyon ve icrasını da koşullar. Devlet iktidarının durmaksızın yeni boyutlar kazanarak azmanlaşması, daha üst güç yoğunlaştırma ve merkezileştirme düzenlemeleri, mali sermayenin daha üst düzeyden yoğunlaşma ve merkezileşme süreçleriyle iç içe gelişir. Daha yüksek yoğunlaşma düzeylerine geçen sermayenin büyüyen aşırı birikim, aşırı üretim, yeniden değerlenme sorunları, devletin sözkonusu dönüşümünü koşullandırır. Sermayenin değersizleşme riski altındaki aşırı birikimini masedip sermayeye en hızlı ve en saldırgan biçimde durmaksızın yeni değerlenme alanları açma zorunluluğu da, daha işbitirici ve güç yansıtıcı bir yönetselliği gerektirir.

Bağlantılı önemli bir nokta da şudur: Mali sermayenin bileşik birikiminde ve toplam artıdeğerin yeniden paylaşımında, banka, borsa, yatırım fonu, simsarlık, gayrımenkul, ihale-müteahhitlik, rant, toptan ve perakende ticaretin, hizmetlerin önemi artmaktadır. Bu alanların tamamı, özellikle de üretimdeki artıdeğer genişlemesi yavaşladığında, dev çaplı spekülasyon, vurgunculuk, ele geçirme, sahtekarlık ve dolandırıcılığa, “yasal” ve “yasa-dışı” ekonomik faaliyetin iç içe geçmesine daha açık alanlardır. Azami karlılıkta üretimdeki vahşi artıdeğer sömürüsü ve hileler kadar, bu alanların da öneminin giderek artması, bu gri alanların çevresinde toplanan, mali sermaye ve devlet iç içeliğinde onların en kirli, en karanlık işlerinin organizasyonunda uzmanlaşan, çok hızlı büyüyen köpekbalığı ekonomisi ve siyasetinin alanını da alabildiğine genişletir. Ekonomide gri alanların durmaksızın genişlemesi ile, devletin de temsili-parlamenter siyaset ile gizli- köpekbalığı siyaseti bileşimini, ikincisi lehine değiştirir. Mali sermaye birikiminde dev çaplı kara para, sahtekarlık, gasp, yolsuzluk alanı patlayınca, devlet bir yandan bunlarla “mücadele” kılıfı altında bu gri alanı da yasalaştırıp aklar, diğer yandan da bu kara ve gri faaliyet alanları durmaksızın yeni biçimler altında genişlemeye devam eder. En nihayet;

Bir kutupta, en saldırgan, en serbest, en yıkıcı, en hızlı, en sıçramalı sermaye birikimi yükseltimi varsa… Diğer kutupta, emeklerine ve yaşamlarına en pervasız biçimde el konulanların safında da genişleyen sefalet, yoksunluk ve hoşnutsuzluk birikimi vardır. Göreli ve mutlak artıdeğer sömürüsünün vahşileşmesi, yıkıcı mülksüzleştirme, vasıfsızlaştırma, işsizleştirme, güvencesizleştirme dalgaları, en temel toplumsal ihtiyaçlara mali sermayenin birikim ve haraç alanı olarak el koyma vardır. İşte devletin, muazzam genişleyen işçi sınıfı, kent ve kır yoksulları, mülksüzleşen ve konum kaybeden geniş toplumsal kesimler üzerinde baskı, kontrol, saldırı (ve rıza) aygıtı işlev ve mekanizmalarının durmaksızın azmanlaşması da, sınıfsal-toplumsal çelişkilerin şiddetlenmesinin sonucudur. Devlet basitçe bir takım kurum ve kişilerin toplamı değil, sınıfsal-toplumsal güç ve iktidar ilişkisidir. Ve tıpkı bir kutupta saldırgan sermaye birikiminin diğer kutupta sefalet birikimi temelinde gerçekleşmesi gibi, devlet gücünün büyümesi de diğer kutupta işçi sınıfının, sömürülenlerin güçsüzleştirilmesi temelinde gerçekleşir.

struggle-for-emancipation-1961

Demokrasi temsili, sermaye ve devletine kölelik gerçek

Burjuvazinin mali oligarşik sınıf diktatörlüğü aygıtı olarak devletin rolü, yalnız sınıfsal-toplumsal mücadele ve örgütlenmeleri baskı ve kontrol altında tutma ile de sınırlı değildir. Burjuva devlet, toplumsal emeğin daha şiddetli bir sömürü ve soyguna tabi tutulabilmesi için, daha sıkı bir tahakküm ve denetim altında tutulmasında da kesin bir rol oynar. Sermayenin küresel temelden sömürü ve soygunu, devletin de aynı zamanda küresel mali oligarşik politika ve mekanizmaları içselleştirmesini sağlar. Burjuva devlet uluslar arası bir karakter kazanmakla kalmaz, küresel sermaye birikiminde rekabetin (küreselleşen artıdeğer içindeki payını koruma veartırma) temel koşulu da toplumsal emek (artıdeğer) üretkenliğini artırmak ve daha sıkı denetleyip tüm emek ve yaşam organizasyonunu buna göre dizayn etmektir. Mali sermaye birikiminin tüm yaşam alanına doğru yayılması, tüm yaşam alanları üzerinde de tekelci oligarşik azami egemenliği, dolayısıyla devletin tüm yaşam alanlarını buna göre daha sıkı denetleyip –gerektiği her yerde zora da başvurarak- dizayn etmesini de koşullar. Özetle;

Ne kadar sömürülüyor, soyuluyor, yoksunlaştırılıyorsak… O kadar öldürülüyor, hapsediliyor, gazlanıyor, yasaklanıyor, sınırlandırılıyor, engelleniyor, sansürleniyor, alıklaştırılıyor, aldatılıyor, izleniyor, gözetleniyor, dinleniyor, fişleniyor, azarlanıyor, hakarete uğruyor, taciz ediliyor, aşağılanıyor, nasihatlanıyor, terbiye ediliyor, ayar çekiliyor, ölçülüyor, değerlendiriliyor, istatikleştiriliyor, nesneleştiriliyor, yarıştırılıyor, dizayn ediliyor, sindiriliyor, silikleştiriliyor, köleleştiriliyor, eziliyor, kumanda, sevk ve idare ediliyoruz…

Devlet budur. Banka, borsa, holding ve müteahhitlerin diktatörlüğü altında olmak, onların yalan, talan, baskı, denetim, gözetim ve dizaynı altında kölece çalışmak, kölece yaşamak, kölece yönetilmektir. Ve sömürü ne kadar azgınlaşırsa, devletin de o kadar azmanlaşması, kapitalizmin yasasıdır. Sermaye birikimi önündeki toplumsal, bireysel, doğal, zamansal, mekansal sınırlar ne kadar esnetilip kaldırılıyorsa, sermayenin mali oligarşik devlet iktidarı önündeki sınırlar da o kadar esnetilip yıkılıyor. Sermayenin giderek daha fazla azgınlaşan birikimi ile, giderek daha fazla azmanlaşan devlet iktidarı arasında, dolaysız bir iç bağıntı ve bütünlük vardır.

Temsili demokrasi mi? O çoktan burjuva devlet iktidarının pervasızlığını sınırlama ve denetlemenin aracı olmaktan çıkmış, küresel tekelci kapitalizm çağında burjuvazinin mali oligarşik diktatörlüğünü meşrulaştırma kadar pekiştirmenin bir aracına dönüşmüştür. Demokrasi temsili ama sermaye ve devlet köleliliği gerçektir.

Biz yalnızca AKP ve Cemaatin değil, patronların, banka, borsa, holding ve müteahhitlerin, MİT’in, polisin, bürokrasinin, üstümüzde ve ayrıcalıklı ve temsili ve gizli hiçbir şeyin olmadığı bir dünya istiyoruz.

Bunun da seçim sandıklarından değil, bağımsız fiili sosyalist sınıf mücadelesi gücünü örgütlemek ve yükseltmekten ve sonuna kadar götürmekten geçtiğini biliyoruz.

“Sömürü ne kadar azgınlaşırsa, devlet o kadar azmanlaşır”, Devrimci Proletarya, 10 Mart 2014

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*