Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yıkım madenciliği

Yıkım madenciliği

Türkiye’de yalnız kömür madenciliği değil, bir bütün olarak madencilik alanı, son 30 yıldır, giderek hızlanan çok köklü bir neoliberal dönüşüm sürecindedir.

Madencilikte dönüşüm, tıpkı sağlıkta dönüşüm, eğitimde dönüşüm, tarımda dönüşüm, kentsel dönüşüm, ulusal istihdam stratejisi gibi, küresel mali oligarşik yönergeler çerçevesinde henüz 2000′li yılların başında hazırlanan “Madencilik Geliştirme Stratejisi”nin açık veya fiili uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir. Madenciliği bir “ulusal kalkınma ve güvenlik sorunu” addeden mevcut Madencilik Yasası halen yürürlükte görünmekle birlikte, henüz 1985′te, Özal döneminde yapılan düzenlemeler ve fiili özelleştirme ve yağma uygulamalarıyla içi boşaltılmıştır. Soma katliamı sonrasında hemen tüm yazar ve gazeteciler, madencilikte yaşanan kritik ve yıkıcı dönüşümü özelleştirme ve taşeronlaştırma çerçevesinde değerlendirdiler. Doğru fakat eksiktir.

Neoliberal kapitalist define avcılığı

Madencilikte dönüşümün en özlü ifadesi, madenciliğin tekelci kapitalist define avcılığına, yağmacılığa indirgenmiş olmasıdır. Yalnız maden işletmeciliği değil – MTA gibi kurumlar işlevsizleştirilerek- maden tetkik ve arama da büyük ölçüde özelleştirilmiştir. Tetkik, arama ve işletmede görece yüksek yatırım isteyen en değerli, en karlı, en stratejik madenler küresel maden tekelleri, bir kademe altı Türkiye tekelci burjuvazisi, onun altı Soma Holding gibi taşeron tekeller, en altta ise kazma kürekle yapılan kaçak madencilik vardır.

Tümünde ortak olan şudur: Madenin en zengin, en verimli damarına girilir, 7-8 yıl gibi bir sürede kaymak tabakası alınır. Şirket için maliyet ve riski artıran daha derin ve cüruflu maden damarlarına dokunulmaz, madenin geri kalanı zaten, aşırı hızlandırılmış yıkıcı-yağmacı üretim süreçleri nedeniyle ya kullanılmaz hale gelir ya da geri kalanını da Soma Holding gibi taşeron şirketler devreye girer. Ve tekelci maden şirketi, gerisinde kullanılmaz hale gelen madeni, katledilmiş ve sakat bırakılmış maden işçilerini, yıkım içinde bir köylülük ve yöre sakinlerini, delik deşik edilmiş ve sınai-zehirli atıklar ile yok edilmiş bir doğa iskeleti bırakarak, yeni defineler bulmak için bölgeyi terkeder.

Henüz 2002 tarihli bir Jeoloji Mühendisleri Odası raporundan: Eski Balya kurşun işletmesinin asitli suları, -maden çoktan terkedilmiş olmasına karşın- halen göz oyacak renklerde akmayı sürdürüyor. Artvin’de asitli maden drenajları ve yağmur suyunu bile asite dönüştüren maden atıkları nedeniyle ormanlar ve tarım arazileri yok olma noktasına gelmiş durumda. Soma, Yatağan, Muğla çevresinde linyit madenciliği ve linyite dayalı termik santraller nedeniyle tarım ve ormanlar enkaz halinde. Kütahya’da gümüş madeni nedeniyle tarihsel Dulkadirli Köyü halkının yarısı kanserden öldü, diğer yarısı da göçmek zorunda kaldı. Kütahya, Balıkesir gibi madenciliğin yoğun olduğu illerdeki tüm akarsular canlı cenaze durumunda ve zehir akıyor, asit yağıyor. Küresel altın madenciliği tekellerinden Comrco Cerahtepe’de, Eldorado-Tüprag Kışlaköy’de bölgeleri enkaza çevirip daha önemli ölçüde cevher içeren madenleri de kullanılmaz hale getirerek terkettiler. Türkiye’nin her tarafı bu tür, kaymağı alınıp, emek, insan, tarım, doğa enkazı haline getirilmiş, kullanılmaz ve yaşanmaz hale gelmiş neoliberal kapitalist maden çölleri ile dolu. Bu durumun yalnız taşkömürü, linyit, asfaltit, şist gibi enerji hammaddeleri madenciliği için değil, metal madenciliği (demir, alimunyum, çinko, kalay, manganez, vd), endüstriyel hammaddeler madenciliği (bor, manyezit, tuz, perlit, pomza, mermer, tirana, kalsit, çimento hammaddeleri, seramik hammaddeleri, cam hammaddeleri, vd), tüm madencilik iş kolu için geçerli olduğunu vurgulayalım. Tüm dünyada yasaklanan ya da mücadele edilen asbestin (amyant) Türkiye’de tam 11 ilde maden işletmeciliği vardır.

maden-gocuk-isciMadenciliğin iki dönemi

Türkiye’de 80 sonrası madenciliğin dönüşümünde, kabaca iki dönem tanımlanabilir. Birincisi, 1999-2001 krizine kadar olan, madenciliğe ve maden aramaya devlet yatırımlarının durdurulduğu, bir çok madenin “kar etmiyor” gerekçesiyle kapatıldığı ve özelleştirildiği dönemdir. Madencilik yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payı 1985′te yüzde 8.2 gibi yüksek bir orandan 1999′da yüzde 0.99′a düştü. Aynı dönemde madenciliğin ulusal gelir içindeki payı yüzde 2.1′den yüzde 1.5′a düştü. Ancak bu dönemde, tıpkı fason tekstil, taşeron inşaat gibi emek yoğun alanlardan hızlı birikim yapıp daha sermaye yoğun alanlara geçiş yapan sermaye grupları gibi, özelleştirilen ya da kendi açtıkları madenlerde hemen hiçbir yatırım yapmadan salt hammadde ihracatıyla hızla palazlanan sermaye grupları da ortaya çıkmaya başladı. 90′lı yıllardan itibaren altın ve mermerden başlayıp çinko, bakıra doğru genişlemeye başlayan biçimde, Türkiye’den bazı büyük sermaye grupları ve küresel madencilik tekelleri de madencilik alanına girmeye başladılar.

Bu dönemde en çok iz bırakanlar, Zonguldak maden işçilerinin – Özal’ın sonunu ilan eden- büyük grev ve 100 bin kişilik yürüyüşü, Kozlu madenci katliamı, Bergamalı köylülerin küresel altın madenciliği tekellerinden Newcom’un (Normandy) siyanürlü altın işletmeciliğine karşı uzun soluklu mücadelesidir. (Bergama köylüleri bugünkü popüler Taksim sloganını esinleyen “Her yer Bergama her yer direniş” sloganını ilk atan ve ilk kez İstanbul Boğazköprüsünü kesme eylemini yapan direnişçilerdi.) En güçlü mücadele geleneğine sahip işçi kesimlerinden olan maden işçilerinin gücünün özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ile kırıldığı, Bergama köylülerinin ise devlet baskıları, devlet-küresel tekel güdümlü mafyatik saldırılar ve psikolojik savaş kampanyaları ile kırılması, dahası 2001 krizinin yol açtığı işsizlik ve sefalet baskısı üzerinde yükselen küresel mali oligarşik düzenlemeler (“15 günde 15 yasa”, yeni iş yasası, vb) madencilikte 2000′li yıllarda artan neoliberal kapitalist dehşetin de zeminini oluşturdu.

2000′li yıllar Türkiye kapitalizminin finansal ve ticari küreselleşmeden sonra, sınai küreselleşmeye geçiş yaptığı yıllardır. Türkiye kapitalizmi, küresel tekellerin bölgesel üretim üssü ve yumuşak bölge gücü olarak yeniden dizayn olurken, otomotiv, enerji, inşaat, tersane, sağlık, eğitim gibi sektörlerle birlikte madencilik de, vurguncu, gaspçı, zora ve yolsuzluğa, emek ve doğa kıyıcılığına dayalı en hızlı bir sermaye birikim ve değerlenme alanlarından biri olarak yeniden yükselişe geçti.

Nitekim önceki dönemde madencilik neredeyse yok sayılırken, 2000′li yılların başında, küresel mali oligarşik yönergeler, AB yönergeleri çerçevesinde bir anda Madencilik Geliştirme Stratejisi, Madencilik Özel İhtisas Kurumu ve raporları, Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi (madencilik alanındaki büyük patron dernekleri ve birliklerinin oluşturduğu üst kurul) projeleri, 5 yıllık kalkınma planlarında madenciliğe ayrılan kapsamlı programlar ortalığı kapladı. Ne de olsa madencilik “katma değeri” yüksek olan bir sektördü. Hepsinin özü özeti ise, küresel mali oligarşik ve tekelci kapitalist maden işletmeciliğinin önündeki tüm sınıfsal, toplumsal, siyasal, yasal, doğal, kültürel “engeller”, sınıf bilinci ve örgütlenmesi, mücadeleci sendikalar, görece yüksek ücretler, kazanılmış işçi hakları, ağır ve çok tehlikeli iş statüsü ve yıpranma tazminatları, işçi sağlığı ve güvenliği tedbirleri, köylülerin ve doğa savunucularının direnci, tetkik ve fizibilite gerekleri, her türlü denetim kaldırılmalı, ormanlar, su havzaları, kıyılar, SİT alanları, tarihi varlıklar, tarım arazileri, meraların korunması kaldırılmalı… Madencilik konusunda her şeyi, küresel ve “yerli” maden tekelleri ve mali sermaye ile tam kaynaşmış madencilikten sorumlu bakanlık kendi içinde belirlemeli, ya da büyük kapitalist maden haydutlarının doluştuğu bir mali oligarşik madencilik üst kurulu oluşturulmalı… Öyle de oldu.

05_26_ kÜTAHYA GÜMÜŞKÖY İZEME PLT_Maden işçisi vasıfsız mı?

Maden işçiliği fiilen kaldırılan ağır ve çok tehlikeli iş statüsüyle birlikte, neoliberal üretim ve emek organizasyonundan, 2003 tarihli yeni (esnek ve güvencesiz, işçiyi bir nebze koruyucu) iş yasasından, özelleştirme ve taşeronlaştırmadan, mezarda emeklilikten, sendikal çürümeden, emekgücünün değersizleştirilmesi ve görünmezleştirilmesinden de en yıkıcı biçimlerde etkilenen işçi kesimlerinden biridir. Soma katliamından sonra sorunu halen işçilerin vasıfsızlığı ve eğitimsizliğinde gören değerlendirmelerin bolluğu karşısında, şunu vurgulamaktan da kendimizi alamayız:

İşçilere yasanın zorunlu tuttuğu 1 haftalık eğitimin dahi verilmediği, tatbikatların dahi yaptırılmadığı doğru olsa da sorun yalnızca bu değildir. Salt kol ve beden gücüyle, kazma kürekle, dişiyle tırnağıyla çalışan maden işçisi bile “normalde” vasıfsız değildir; maden işçiliği, tüm ağır ve tehlikeli işlerde olduğu gibi, bir deneyim, kültür ve uzmanlık işidir. Maden işçileri hem ağır ve tehlikeli çalışma hem de mücadeleleriyle kuşaktan kuşağa aktarılan bir dayanışma, bir kimlik ve aidiyet duygusu, bir kültür ve sezgi yaratır. Bunlardır ki madencilerin emeğin korunması mücadelesini geliştirmek ve kapitalist saldırganlığı bir nebze sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda madeni, ocağı -patronu zaten geçelim, mühendisten bile daha iyi tanımasını ve hissetmesini, bir çok durumda yaklaşan tehlikeyi madenin kokusundan bile sezmesini sağlar.

Ne var ki neoliberal kapitalizm, sağlık, eğitim, sanat, liman, metal işçiliği gibi tüm mesleklerin iç dayanışması, az çok kullanım değerine dayalı kültür ve etiğini amansızca yıkıp çözdüğü gibi madenciliğinkini de çözmüştür. Emeğin vasıfsızlaştırılması yalnızca ve basitçe bir eğitim sorunu değildir, asıl mesleki ve sınıfsal örgütlülük, dayanışma, aidiyet, deneyim, kültür, sezgi ve etiğin yıkılmasıdır. İTÜ Maden Mühendisliği Fakültesi’nin danışma kurulunda Soma Holding gibi maden patronlarının doluşmuş olması başka söze gerek bırakmaz.

Zaten ağır ve çok tehlikeli iş primlerinin, yıpranma tazminatlarının, asgari işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin, asgari bir sendikal örgütlülük, grev, toplu sözleşme hakkının, emeklilik hakkının, kısmi iş güvencesinin dahi yok edilmesi, deneyimli, kuşaktan kuşağa aktarılan madencilik birikim ve kültürüne sahip maden işçisi sayısını çok azaltmış, en ağır ve en tehlikeli işler kategorisindeki madenciliği taşeron, geçici, sirkülatif, ağırlıklı olarak gençlerin çalıştığı (ki zaten bu çalışma koşullarını orta yaş ve üstü işçilerin kaldırması zordur, Soma’da çalışan işçilerin yaş ortalaması, TKİ’de çalışan kadrolu işçilerin ortalamasından 9 yıl daha gençtir), kim ne kadar mecbur kaldıysa ve ne kadar dayanabiliyorsa o kadar, kiminin 3-5 yıl, kiminin 5-10 ay çalışıp çıktığı ya da sakatlanma, hastalık veya hak arayışı nedeniyle çıkartıldığı, herhangi bir iş kategorisine indirgemiştir.

1314784372_718c4de65f4263b7c42ea802782db153_38550855Madencilikte işçi sınıfının acil mücadele istemleri

Sermayenin değil emeğin ve doğanın korunması, tam kapsamlı işçi sağlığı ve güvenliği, doğa sağlığı ve ekolojik güvenlik düzenlemelerinin yapılması, işçiler, yöre emekçileri, meslek örgütleri tarafından denetlenmesi.
İşçi sağlığı ve güvenliğine ve doğaya engellenemez zararları olan tüm madenlerin ve üretim yöntemlerinin (siyanürlü altın, termik santral gibi…) kapatılması.
Ağır ve tehlikeli, çok tehlikeli işler konusunun iş yasalarında yeniden düzenlenmesi (neoliberal uygulamalarla kadın ve çocuklarının çalışmasının yasak olduğu ağır ve tehlikeli iş alanları esnetilmiş, bir dizi işkolu ve altdalı bu kapsamdan çıkarılmış, ya da fiilen uygulanmaz hale getirilmiş, bu kapsamda olan bir çok eski ve yeni işkoluna bu statü verilmemiştir.)
Madencilik ve diğer ağır ve tehlikeli işlerde çalışan işçilere 6 saatlik işgünü, erken emeklilik, risk ve yıpranma tazminatı.
Madenlerin çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliği, çevre sağlığı ve ekolojik güvenlik etüd ve denetimlerinin kamuya açık yapılması ve internette yayınlanması.
Maden işçilerinin bağımsız söz, anlatım, örgütlenme, grev hak ve özgürlüğü. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması ve en ufak sağlık ve can güvenliği tehditi durumunda, iş güvencesi ve tüm hakları geçerli olacak biçimde iş durdurma, çalışmama ve kitle grevi hakkı. (Mevcut iş yasası bu hakkı ancak bireysel olarak tanımakta, sonucu da tabii işten atılma olmaktadır.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*