Anasayfa » GÜNDEM » Soma: Sınıfsal notlar…

Soma: Sınıfsal notlar…

Soma katliamına ilişkin 15 Mayıs 2014’te yayınlanmış yazımızı, 3. yıldönümünde yeniden yayınlıyoruz.

1-

Neoliberal kapitalizm, emeği, insanı ve doğayı durmaksızın taciz ve darp ediyor.

Neoliberal kapitalizm, emeği, insanı ve doğayı tahrip ve imha ederek ancak sürdürülebilen sermaye birikiminin adıdır.

Neoliberal kapitalizm, emeğe, insana ve doğaya karşı yürütülen açık ve örtük, fakat kesinkes sistematik bir kirli savaşın adıdır.

Neoliberal kapitalizmin en büyük ve en karlı üretim sektörü ölümdür.

Neoliberal kapitalizm, yalnızca dar anlamda ekonomik, yalnızca dar anlamda siyasal, yalnızca dar anlamda toplumsal değil, bir bütün olarak bir medeniyet krizinin, bir insanlık krizinin adıdır.

2-

Roboski, Reyhanlı, Haziran Direnişi, 17 Aralık krizi, Berkin, Mehmet İstif ve Soma…

Türkiye’de örneği az görülmüş, yoğunlaşmış bir toplumsal-siyasal sarsıntılar, travmalar ve mücadeleler sürecinden geçiyoruz.

Bu aynı zamanda, kitlelerin bir kesiminde daha açık, bir kesiminde daha örtük, bir bilinç ve ruh hali sarsıntısı ve değişimine de denk geliyor.

140006047542429

3-

Soma’da yüzlerce maden işçisinin cesedi, ocaklardan dışarıya kömür taşımak için kullanılan yürüyen bantlara konularak taşındı.

İşçilerin cesetleri, daha sonrada kavunlar için yapılmış soğuk hava deposuna istiflendi.

Halkalı’da 2009 yılında sel baskınında ölen 7 tekstil işçisi kadın, şirketin malzeme taşımak için kullanılan arkası kapalı ve kapıları ancak dışarıdan açılan panelvan tipi iş minibüsü ile taşındıkları için boğulmuşlardı.

Tuzla tersanesinde, 2008 yılında, filikanın test işleminde kum torbası yerine canlı işçiler kullanıldığı için 3 işçi boğularak ölmüş, 16 işçi ağır yaralanmıştı.

İşçinin -artıdeğer ekleyerek- ürettiği nesneler kadar bile bir değerinin olmaması, böylesine nesne derekesine alçaltılması, kapitalist üretim ilişkilerinin alemeti farikasıdır.

İşçinin özneleşmesi, ancak ücretli köleliğe karşı sınıf olarak örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve mücadele etmesiyle gerçekleşir.

A141637434-

Erdoğan, “bu işin yapısında, fıtratında var bu” diyor, her zamanki pervasızlığıyla.

Evet, kapitalist azami sömürü iştahının yapısında, genetiğinde var işçilerin ezici ve yıkıcı biçimde sömürülmesi, tüm yaşam enerjilerinin en kısa zamanda kökünden sökülüp tüketilmesi, ve her yıl artan sayıda işçinin düpedüz katledilmesi.

C141513015-

Yaralı kurtulan bir maden işçisi, omuzbaşında çalıştığı arkadaşı için “Mahmud’un eşi hamile, Mustafa’yı alma beni al” diye haykırarak ağlıyor. Ocaktan sağ çıkan maden işçileri, kurtulduklarına sevinmek ne, soluk bile almadan geride kalan arkadaşları için ölüm ocaklarına iniyorlar tekrar, bazıları ağır yaralanıyor. (Sağ kurtulup kurtarma çalışmaları için tekrar ocağa inenler içinde de bir işçinin öldüğü iddiaları var.)

İzmir’de üniversite öğrencileri, gruplar halinde önce üniversitelerinde kitlesel anma eylemlerini örgütlüyorlar, sonra gruplar halinde -muhtemelen Gezi eylemlerinde kullandıkları baretlerini, maskelerini alarak- Soma ocaklarına geliyor, hiçbir madencilik eğitimleri olmadığı halde ölümü göze alarak ocaklara inip kurtarma çalışmalarına katılmak istiyorlar.

Şirket ve devlet zevatı, Gezi gönüllüleri ve öğrencilerin ocağa inmesine izin vermeyip önce dışarda bir iki iş verip başından savmaya çalışıyor, ama bakıyor ki insanlar akın akın yardım ve dayanışmaya geliyor, Soma’ya servis ve otobüsleri yasaklıyor, gönüllüleri maden sahasının dışına atıp gözaltına almaya kalkışıyor. Burjuva devletin her türlü gönüllü toplumsal dayanışma ve paylaşıma düşmanlığını, kitlelerin gönüllü dayanışma seferberliğine saldırıp bastırmaya çalışmasını Marmara, Van depremlerinden de, Pamir seferberliğinden de iyi biliyoruz.

Farklı sınıfların, toplumsal bir yıkım karşısında ortaya koyduğu iki farklı ve karşıt duygu, düşünce ve davranış biçimidir söz konusu olan.

A14151343

 6-

Soma katliamına karşı, 14 Mayıs sabahında ilk eylem dalgası, Berkin’de olduğu gibi, İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Adana, Diyarbakır gibi büyük illerden başlayarak 15’i aşkın ilde üniversite ve okullardan geldi. Sabah hızla pankartlarını hazırladılar, her bir üniversite birkaç bin kişinin katıldığı anma ve öfke eylemlerini örgütlediler, ardından bazıları okul dışına 500-bin kişilik yürüyüş eylemleri başlattılar, ilk çatışmalar üniversite ve lise eylemlerinde yaşandı.

Artık söylemeye gerek bile yok ki, bir Gezi Kuşağı vardır. Bir yıldır sokaklarda, eylemlerde yer alarak toplumsallaşan ve siyasallaşan, okullarında daha kitlesel olarak örgütlenme ve hızla harekete geçme yeteneği kazanan, bir dizi siyasal-toplumsal gelişme ve saldırıya karşı daha kitlesel refleks veren bu kuşak, Türkiye’nin yakın tarihinde, çalışma, yaşam ve siyaset alanlarına da bu dinamizm ve kolektif davranma yeteneğini ve değiştirme isteğini taşıdığı ölçüde, önemli bir rol oynamaya adaydır.

7-

Berkin eylemlerinin ardından şu değerlendirmeyi yapmıştık:

“Berkin’in cenazesine İstanbul’da 1.5 milyon kişi katıldı. 2 gün boyunca yüzbinlerin katıldığı eylem ve çatışmalarda, okullar, kitle ulaşım araçları, sokaklar, meydanlar, her yer Taksim, her yer Berkin, her yer direniş oldu. Bu öncelikle muazzam yığınsallaşan bir öz savunma inisiyatifi, devlet despotizm ve pervasızlığına sokaklardan çizilmiş yeni bir kırmızı çizgidir. Gezi’den itibaren, önemli bir dinamik, kitle mücadelelerin devlet iktidarına sokaklardan çekmeye çalıştığı kırmızı çizgilerin sayısı durmaksızın artıyor ve alanı genişliyor. Bu kırmızı çizgiler devletin onları aşamayacağı anlamına gelmez, ki zaten cenaze yürüyüşüne bile vahşice saldırmıştır. Fakat her aştığında, karşısında daha büyük, daha öfkeli, daha militan kitleleri, eylem dalgaları, toplumsal patlamaları bulabileceği anlamına gelir. Önemi şudur ki, devlet denen diktatörlük aygıtının pervasızlıklarını sınırlayanın temsili demokrasi ve seçim sandıkları değil, sınıfsal-toplumsal güç dengeleri ve bu dengelerde değişim olduğuna dair bir anlayış kitlelerde de gelişmeye başlamıştır.

Gezi’yle birlikte gelişen toplumsal öz savunma bilinç ve yeteneği, emeğin kolektif öz savunma bilinç ve yeteneğinin gelişimi ile birleşmelidir. Bir iş katliamı, bir işçi direnişine polis saldırısı karşısında onbinlerce, yüzbinlerce işçi fiili greve çıktığında, sokaklara döküldüğünde, bu da bir kırmızı çizgi, sınıfın kolektif eylem gücü ile ortaya koyduğu toplumsal-siyasal bir norm haline gelir.

Patronları, devlet yöneticilerini işçi sınıfına, emeğe her saldırılarında bir değil iki kere düşünmek zorunda bırakır.

En önemlisi burjuvazinin sınıf diktatörlüğü devletini ehlileştirmenin tek yolunun, onu yıkmaktan geçtiğine dair sosyal devrim anlayışını yaygınlaştırma görevidir.” (Berkin Eylemleri ve Sonrası: Gelişmelerin Yönü, Devrimci Proletarya, 15 Mart 2014)

Haziran Direnişiyle, kent-mekan-doğa sorununun nasıl yeni bir toplumsal-sınıfsal içerik ve biçim kazandığını, Berkin eylemleriyle çocuk sorununun nasıl yeni bir toplumsal-sınıfsal içerik ve biçim kazandığını gördük. Soma madenci katliamı ve eylemleri dalgası ile, iş cinayetleri, işçi sağlığı ve güvenliği de yeni sınıfsal-toplumsal mücadele içeriği ve biçimi ile dolmaktadır.

4_20140514121849

8-

Soma eylemlerinin ikinci gününde geleneksel sol sendika ve meslek odalarının işbırakma ve yürüyüş kararlarının yanısıra çok sayıda örgüt ve işçi platformunun grev, boykot, işgal, direniş çağrılarının nasıl bir seyir izleyeceğini göreceğiz.

Türkiye’nin en büyük işçi katliamının yaşandığı Soma, aynı zamanda işçi sınıfı mücadelelerinin Gezi hareketiyle daha fazla kaynaşmasının, Gezi’nin ve yeni kuşakların sınıfsal ve antikapitalist bilinç ve mücadele damarının gelişiminin bir dinamiğidir.

14 Mayıs akşamı Taksim ve kent merkezlerinde yapılan kitlesel eylemler kadar, Soma Holdingin plaza ve şubeleri önünde yapılan eylemler, Soma’da başbakan ve bakanların olduğu AKP konvoyuna ve temsilciliklerine karşı Somalı işçilerin yaptığı eylemler, bir çok ilde bulunan madenci anıtları önündeki eylemler, eylemlerde taşınan veya yüzünü karaya boyayarak yapılan maden işçisi simgeleri, sosyal medyada onbinlerce kişinin profil resimlerini maden işçisi resimleriyle değiştirmesi, yine sosyal medyada AKP’ye ve Soma Holding’e tepkilerin yanısıra doğrudan kapitalizm ve sermayeye karşı tepkilerin yaygınlığı önemli göstergelerdir.

2008 krizinden bu yana yeni bir patlama yapan işçi cinayet ve katliamlarının yarattığı bir birikim ve doğurduğu -etkisi halen oldukça sınırlı olsa da- işçi sağlığı ve güvenliği meclisleri, iş katliamlarında öldürülen işçilerin ailelerinin mücadeleleri, Ostim İşçi Sağlığı Meclisi gibi sahaya da taşınmaya başlayan işçi örgütlenmesi deneyim ve girişimleri vardır. Soma madenci katliamı ise neoliberal kapitalizmin pervasızlığında nitel bir sıçrama olduğu ölçüde, birkaç günlük işbırakma ve eylem dalgasının ötesinde, işçi kitlelerinin emeğin (antikapitalist dinamiklerini de geliştirecek) özsavunmasında, sınıf olarak örgütlenme, dayanışma ve mücadele dinamiğiklerinde yeni ve nitel bir sıçrama ve seferberlikle ancak yanıtlanabilir.

Tekel işçilerinin direnişinden bu yana her yıl artan sayıda işçi direnişi, 2013’te 500 işçi direnişi, Greif ve Yatağan gibi direnişlerin etkisi, 1 Mayıs’ta bir çok ilde işçi katılımının artması, yasaklı Taksim 1 Mayıs’ına AKP ve yasak karşıtlığı kadar kendi sınıf kimlik ve istemleriyle gelen işçilerin kendiliğinden eylem inisiyatifleri, Soma maden işçisi katliamına karşı fiili grevler ve eylem dalgasıyla da birleşerek, yeni işçi kitlelerinin mücadeleler içinde genişleyen temelden sınıf oluşumuna doğru yeni bir yaygınlaşma ve ivmelenme itilimi kazandırabilir ve kazandırmalıdır. Ancak bu, 14-15 Mayıs Soma eylemlerinin önemi kadar, arkasının komünistler, sınıf bilinçli ve öncü işçiler tarafından daha odaklanmış, kararlı, enerjik, istikrarlı, kolektif sınıf örgütlenmesi ve inisiyatifi seferberliği ile getirilmesine bağlı olacaktır.

AKP’nin Koç ve TÜSİAD vb ile uzlaşma süreci ve başta Ulusal İstihdam Stratejisi olmak üzere mali oligarşik yeniden yapılandırma saldırganlığının her düzeyde yoğunlaşması, burjuva klikler arası mücadelenin nisbeten yumuşayıp işçi sınıfına karşı saldırganlığın artmasıyla, sınıflar arası karşıtlığı da şiddetlendirerek, sınıf mücadelesinin zeminini güçlendirecek ve sertleştirecektir.

İşçi sınıfının çalışma alanı/fabrika ve işyerlerindeki örgütlenme ve direnişleri nisbi bir gelişme içindeyken, Gezi’nin tabanını ve ağırlığını oluşturan yeni işçi ve işçileşme sürecindeki kitlelerin kent, mekan, meydan, doğa, genç, kadın, alevi, LGBTİ gibi mücadeleler de kaçınılmaz olarak bununla daha fazla iç içe geçme eğilimi göstermektedir. Şimdi işçileşme süreçlerinde en az bunlar kadar önemli moment olduğu gibi, iş cinayetlerine karşı işçi sağlığı ve güvenliği ve bir bütün olarak emeğin korunması mücadelesinde olmazsa olmaz bir yeri olan “6 saatlik işgünü, insanca yaşanacak ücret” mücadelesini sınıfın ortak talebi olarak yükseltmenin tam zamanı. Şimdi, yalnız Soma Holdingin değil, tümü işçi kanı, kemikleri, sefalet ve kölelik birikimi üzerinde yükselen tüm o banka, borsa, holding, AVM, plaza-müteahhit egemenliğine farklı bir gözle bakmanın ve içinden ve dışından işçi örgütlenmeleri ve eylemleriyle sarsmanın zamanı.

9-

– Çalışma ve Enerji bakanları, başbakan ve hükümet derhal istifa etmelidir.
-Soma Holding patron ve yöneticileri, iş katliamlarından sorumlu olan tüm patron, devlet ve belediye yetkilileri derhal tutuklanmalı ve cezalandırılmalıdır.
-Taşeron, esnek, güvencesiz kölelik sistemi derhal, kayıtsız koşulsuz kaldırılmalıdır.
-Ulusal İstihdam Stratejisi paketleri ve özelleştirmeler derhal kaldırılmalıdır.
-Kapitalizme yeni bir rant ve kar kapısı ve sermaye sağlığı ve güvenliğinden başka bir şey olmayan -“İş sağlığı ve güvenliği yasası” derhal kaldırılmalı, işçilerin seçtiği temsilciler tarafından denetlenen tam kapsamlı İşçi Sağlığı ve Güvenliği yasası çıkarılmalıdır.
-Tüm sendikaların iş yerlerindeki tam yetkili taban komite ve komisyonlarıyla birlikte çalışacak, —-İşçi Sağlığı ve Güvenliği birimleri ve uzmanları olmalıdır. Bu görevini yapmayan sendika yöneticileri derhal görevden alınmalıdır.
-Çalışma koşulları üzerinde tam yetkili işçi kontrolü.
-6-8 saatlik iş günü, tüm işçilere grevli, TİSli sendika ve işçi komite ve meclisleri kurma hakkı.
-Kahrolsun banka, borsa, holding, müteahhit diktatörlüğü, kahrolsun ücretli kölelik düzeni!
-Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldürelim! İnsanca bir yaşam için sosyalist devrim!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*