Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Solda küçük-orta kapitalistler tabakasının hegemonyası ve demokrasi sorunu

Solda küçük-orta kapitalistler tabakasının hegemonyası ve demokrasi sorunu

Küçük burjuvazi 80’li yıllara kadar ülke nüfusunun yarısından fazlasını oluşturuyordu. Neoliberal kapitalist dönüşüm, bir yandan yeni orta sınıflar da doğurmakla birlikte, geleneksel ve modern küçük burjuvaziyi hızla daralttı ve karşıt sınıflara doğru çözülmesini hızlandırdı. Bugüne kadar hep küçük burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki ara sınıf katmanları üzerinde durduk. Bıraktığımız çok ciddi bir eksiklik, küçük burjuvazi ile burjuvazi arasındaki ara sınıf katmanlarıdır.

Her hangi bir semtin caddelerini gezmek bile, binaların hukuk, mali müşavirlik, halkla ilişkiler, emlak, borsa-finans, danışmanlık, iletişim, bilişim, tasarım-estetik, moda, kurs-eğitim, organizasyon işleri, yeme-içme, eğlence.. envai çeşit yeni küçük kapitalist girişimcilerle dolu olduğunu görmeye yeter. Çoğu küçük aile, hemşehri, arkadaş, meslekdaş şirketleridir. Çoğu daha büyük şirketlere götürü iş yapar, kendileriyle birlikte 3-5 kişi daha çalıştırır. Aile şirketleri, küçük atelye sahipleri, taşeron patronlar, mevsimlik işçi çalıştıran küçük tarım üreticileri, orta-büyük şirket ve şubelerindeki üst-orta düzey yöneticiler ile birlikte düşünüldüğünde sayılarının milyonlarla büyüklüğü görülür. Türkiye’de tarım dışı kayıtlı 2 milyon 600 bin işletmenin yüzde 95’i 1-9 işçi çalıştıran küçük işletmelerdir. Küçük kapitalist işletmelerinin bazı dönemler ekonomik büyüme oranının bile üstüne çıkarak hızlı artışı, neoliberal kapitalist üretim ve emek organizasyon politikalarının bir ifadesidir.

Neoliberal kapitalist dönüşümün hızlandığı her işkolu, yeni iş alanları, il, semt, emekçi mahallesinde hemen böyle bir katman ortaya çıkar. Neoliberal kapitalizmin finans, rant, hukuk, medya, iletişim, teknoloji, hizmet, kültür, eğlence, organizasyon gibi faaliyet alanlarını muazzam genişletip çeşitlendirmesi, girdiği her yerde sermaye, mülkiyet, rant, finans (ve tabii ücret) yapılarını katmanlaştırması, eğitim/zihin emeği gerektiren işleri artırması, hemen her işi parçalayıp tedarik ağlarına doğru yayması, bunun ucundan sebeplenen bu tabakayı genişletmiştir. Günümüzdeki mali sermaye egemenliği “asalaklığın toplumsallaşması”nı da içerir. Genişleyen borsa, rant, kredi sistemi, çeşitli parti/siyaset taraftarlarına dağıtılan pay ve statü kırıntıları; küçük burjuvazi ile burjuvazi arasındaki küçük girişimciler ve fırsatçılar ağı bu çerçevede genişlemiştir.

Bunlara kimisi yüksek ücretli profesyoneller, freelance’lerin üst tabakası, üst-orta yöneticiler ile birlikte “yeni orta sınıf”, kimisi de üst-orta sınıf diyor. Biz, kendileri de çalıştığı için halen küçük burjuvaziden tam kopmamış görünseler de neoliberal kapitalizm koşullarında dönüşmüş bu tabakaya, neoliberal küçük-orta kapitalistler tabakası diyeceğiz.

Geleneksel küçük burjuvazinin üst tabakasıyla geleneksel burjuvazinin alt tabakasının her ikisinin de belli özelliklerini göstermekle birlikte, her ikisinden farklı neoliberal bir karakter kazanmış, neoliberal burjuvaziye daha fazla içerili hale gelmiştir. Küçük burjuva karakteristikleri, “sosyal sermaye, siyasal sermaye, entelektüel sermaye” biçimiyle harmanlayarak kullandığı bir kalıntıdan ibarettir. Sermayesi küçüktür ama asıl sermayesi, içinde bulunduğu, içinden kapitalize ederek kullandığı aile, akraba, çevre, eğitim, din, mezhep, cinsiyet, ulus, siyaset, kültür, kimlik, yaşam tarzı gibi toplumsal ilişkiler ağıdır. İçinden çıktığı/içinde olduğu toplumsal-siyasal ortama göre, neoliberalizmin çeşitli sosyal, siyasal muhalif bileşeni olan versiyonlarına gereksinim duyması bundandır. İçinden geldikleri emekçi çevrelerin normlarını sürdürür göründükleri durumda bile, bunlar neoliberal piyasa çerçevesindedir. Geleneksel toplumsal-siyasal ilişkiler ile neoliberal piyasa ilişkilerinin iki yönden birbirine uyarlanmış biçimleridir.

Banka, borsa, tekeller ile halen belli bir çelişkisi olsa da, yumuşamıştır. Hem bunlara bağımlıdır hem de kendisi de bunlardan istifade eder. Her durumda onların basit uzantısı veya taşeronu da değildir. Tüm işleri fason, taşeron olsa bile “sosyal, siyasal, entelektüel sermaye”sini kullanarak konumunu korumak ve yükseltmek için belli bir neoliberal özerkliğe gereksinme duyar. “Katılımcı, özerkçi, çoğulcu, müzakereci demokrasi” istemi, tam da bu tabakanın siyasal ifadesidir. Bu tarzda bir ilişki ister. Başka türlü asıl “sermayesi” olan “sosyal, siyasal, entelektüel girişimciliğini” karlılık ve piyasa için kullanamaz. Savunduğu “düşünce ve eylem özgürlüğü”nün tüm özü ve ruhu, ki bugün “liberal özerkçiliğe” indirgenmiş biçimiyle, neoliberal-halkçılıkta olduğu gibi neoliberal “özel mülkiyet ve girişimcilik özerkliği”nden ibarettir.

Neoliberal küçük kapitalistler tabakasının, geleneksel küçük burjuva halkçı demokratik akımların içinden gelen anarşizan versiyonlarında, “insan yaratıcı (girişimci) bir öznedir, kendini gerçekleştirmek ister, bu yüzden tercihlerine karışmamak gerekir” tarzı söylemler altına bile saklanabilen ve uyarlanabilen bir esneklikle, bu küçük kapitalist neo-girişimcilik ruhunu görmek zor değildir. Bu gibi söylemler bile, kendi sosyal, siyasal, eğitsel, entelektüel ayrıcalıklarını sermayeleştirmesinin ve piyasalaştırmasının teorisi haline gelebilir.

Mali oligarşinin bunlar üzerindeki egemenliği eskisinden daha güçlüdür, ancak her zaman tekçi, tek biçimli bir aşırı dayatmacılık ilişkisi değildir. Bu kesimlerin belli bir neoliberal özerk girişimcilik insiyatifi ile sermaye birikim tabanı ve kapasitesini durmaksızın genişletip çeşitlendirmesi, her türlü toplumsal-siyasal ilişki biçimini içinden buna doğru uyarlama yeteneği, mali oligarşinin işine gelir. Yukarıdan tekçi ve tek tipçi bir aşırı bastırmacılık, sayıları milyonları bulan, hemen her türlü ideolojik-siyasal parti, hareket, akım içinde boyundan büyük bir siyasal-toplumsal etkisi olan bu tabakanın direnişi ile karşılaşır. Çok sıkıştığında, son dönemki dünya çapındaki tüm büyük isyan ve direniş hareketlerinde -Gezi dahil- yer almış olduğu gibi toplumsal isyanlara katılabilir. Ancak uzaktan yakından devrimci bir tabaka değildir. Menzilinin en fazlası “katılımcı, özerkçi, müzakereci neoliberal demokrasi”dir. İçinde olduğu siyasal çevrelerde olduğu gibi, katıldığı isyan ve direnişlerde de geriye çekici, uzlaşmacı, içerden çözücü, neoliberal demokratizme bağlayıcı, bu isyan ve direnişlerin sırtından bile kendine piyasa yapıcı bir rol oynar.

Bu tabakanın genişleyen beyaz yakalı kesimlerde, kültür, hizmet, teknoloji gibi alanlarda, sanayide işçilerin üzerinde, emekçi semtlerinde türemesi, hepsinin hem üzerinde hem içinde olması, 90’lı yıllardan itibaren sola da giderek daha fazla sirayet etmesine yol açtı. Eski tarz bir esnaf, kır ve sanayi küçük kapitalistlerinden bahsetmiyoruz. Yöneticilik, organizasyon, finans, hukuk, mühendislik, teknoloji, hizmet, kültür, medya ve bilimum beyaz yakalı işler dahil, neoliberal kapitalizmin çok önceden teorisini yaptığı “sosyal, siyasal, entelektüel sermaye”ye sahip bir küçük kapitalistler tabakasından bahsediyoruz. Halkla ilişkiler, yöneticilik, organizasyon ve neoliberal hegemonyayı doğallığında uyarlayıp sentezledikleri, içinden geldikleri kesim ve hareketlere yaymadaki ideolojik-siyasal etkileri daha fazladır.

Neoliberalleşen küçük-orta kapitalistler tabakası, küçük burjuva halkçı demokratizmin liberal-halkçılığa evrilmesinde önemli bir rol oynadı. Kürdistan’da da küçük ve orta boy kapitalistlerin yaygınlaşmasıyla, Öcalan/PKK’nin giderek neoliberal ezilenci demokratik toplumculuğa doğru kayması arasında derin bir bağ vardır. “Halktan”, muhalif hareketlerden kopmadığı gibi onlara da “sosyal sermaye, siyasal sermaye, entelektüel sermaye” olarak ihtiyaç duyduğu için, bu tabakayla net bir sınır çekmeyen her türlü radikal muhalefet partisi ve hareketinin neoliberal/post-modern demokratizme dönüşümünde önemli rol oynar. Kimilerinin AKP’nin en büyük gücü ve kitleleri bağlama aracı olarak gördüğü “yeni orta sınıfı”, gerçekte bu küçük-orta neoliberal kapitalistler tabakasıdır. AKP’nin kendi tabanında her daim neoliberal muhafazakar mağduriyetçiliği bu kadar kolay yeniden üretebilmesinin şampiyonu aslen bu tabakadır. Her türlü post-modern kimlik siyasetinin şampiyonu da, ilgili kesim içindeki küçük-orta kapitalistler tabakasıdır.

Küçük burjuvazi eski biçimiyle gerçekte oldukça incelmiş bir sınıftır. Çelişkin yanlarından iki karşıt sınıfa doğru yayıldı. Çoğunluğu işçi sınıfı ile iç içe geçmeye başlayan ara sınıf tabakalarını oluştururken, azımsanmayacak genişlikte bir kesim de neoliberal burjuvazi ile kaynaşan tabakalarını oluşturmaktadır. Sorun küçük burjuvazinin bu iki karşıt sınıfa doğru yayılmasının henüz sınıfsal, ideolojik, siyasal bir yarılmaya dönüşmemiş, iç içe olmasıdır. Hepsinin “orta sınıf” olarak paketlenmesidir. Bu sayede bağımlı olduğu neoliberal kapitalist mali oligarşiden özerkçi ve muhalif biçimleriyle, diğer yandaki geniş ara tabakaları, işçi ve emekçi kitleleri de “sosyal, siyasal, entelektüel sermaye” kılarak ve etkisi altında tutarak, toplum sathında halen toplumsal-siyasal “alt hegemonya” oluşturabilmektedir.

Neoliberal kapitalist egemenlik ve hegemonyanın; mali oligarşiden tekellere, oradan orta burjuvaziye, oradan küçük-orta burjuva tabakalarına, … her katmanda içinden yeniden uyarlanarak, halen bir emekçi kalıntısı da taşıyan ve kitlelerle daha iç içe olan alt tabakasında daha neo-popülist demokratik biçimler alan, en güçlü yanlarından birini oluşturmaktadır.

Küçük burjuvazinin işçi sınıfına ve burjuvaziye doğru açılan iki kanadı arasında bir ayrım yapmadan, onu halen ittifak yapılacak bir sınıf, ya da “halk” olarak gören her türlü radikal akımın kaçınılmaz olarak gittiği yer, neoliberal özerkçi demokratizmdir. Dahası: “Anti-neoliberal” geçinen solun, bırakalım kapitalizmi, neoliberalizme karşı mücadelede bile olağanüstü zaafiyetinin; taşeronluk sisteminden “iş güvenliği” şirketlerine, borsadan medyaya ve AVM’lere karşı “istemem yan cebime koy”culuğunun en önemli nedenlerinden biri budur. Gezi’yi pasifize eden, olabildiğince geriye çekmeye çalışan, başlangıçtaki anti-kapitalist dinamiklerini bloke edip dar anti-AKP’ciliğe sıkıştıran aslen bu tabakaydı.

Bu durumdaki az sayıda tek tek kişiler olduğunda bile çok net ölçütlerle değerlendirmek, kesin sınırlar çekmek ve denetlemek, farklılaştırmak gerekirken, bir tabaka olarak “demokratik/muhalif emekçi, ezilen, halk, toplum” adı altında içinde barındıranlar, siyasal-sınıfsal olarak intihar etmişlerdir.

Ancak sorun tek tek kişilerin küçük sermaye sahibi olup olmadığının ötesinde, bu milyonlara yayılmış tabakanın toplum sathında, proleterleşme sürecindeki tabakalarda, solda yaydığı düşünce, yaşam ve ilişki tarzı, ruh halidir. Solda eski küçük burjuva konum ve ayrıcalıklarını kaybetme sürecinde olan kesimler, bu ayrıcalıklarını “sosyal, siyasal, entelektüel sermaye” haline getirme çabasıyla, bu tabakanın siyasal ve entelektüel temsilcilerinin ürettiği kendini (teorik, siyasal, entelektüel) realizasyon biçimlerine sarılabilirler, onların yeniden üreticiliğini üstlenebilirler. Eski küçük burjuva ayrıcalıkların yeni durum içinden, post-marksist vd söylemler altında yeniden üretmeye çabalayan küçük burjuva şef eskileri de bu kategoride yer alır.

Brezilya İşçi Partisi’nden PKK’ye, Syriza’dan eski küçük burjuva halkçı devrimci demokratik hareketlere, Tahrir’den Gezi’ye kadar kitleler ve hareketler üzerinde oynadığı aldatıcı, çözücü, yozlaştırıcı ve neoliberal demokratizme bağlayıcı rol başta olmak üzere, bu tabakaya ve liberal halkçı ideolojisine karşı aktif ve sistematik bir ideolojik, siyasal savaşım yürütmek zorunludur. İşçi sınıfına daha yakın ara katmanlarla arasına ideolojik-siyasal-sınıfsal olarak kesin bir sınır çekmek zorunludur. İşçi sınıfı ve yarı-proleter kesimler içinde daha güçlü bir teşhir ve tutum alış zorunludur. İşçi sınıfının ara sınıf tabakalarından, yarı-proleter katmanların küçük kapitalistlerden ayrıştırılması, işçi sınıfının bağımsız sosyalist bilinç ve örgütlülüğünün geliştirilmesi, yarı-proleter katmanların bilinçlerinin işçi sınıfına yaklaştırılması açısından tayin edici önemde bir konudur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*