Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Siz hiç kadına şiddet uyguladığı için cezalandırılan erkek gördünüz mü?(*)

Siz hiç kadına şiddet uyguladığı için cezalandırılan erkek gördünüz mü?(*)

Bu sorunun yanıtı, kadının katledildiği cinayetler dışında hala “Hayır”dır. Gazete sayfalarından eksik olmayan cinayet ve vahşice dayak olayları dışında biliriz ki, evin bütün yükü üzerine yıkılmış, başta erkek olmak üzere aile bireylerinin yemek, çamaşır, bulaşık… “kat hizmeti”ne koşulu kadının sözel, duygusal, fiziksel şiddet görmesi değil görmemesi “haber”dir.

Kadına yönelik şiddet o da son dönemde olmak üzere müebbet hapis cezaları verilen cinayetler dışında neden yaptırımla karşılaşmıyor? Emekçi kadının hayatındaki başkaları için küçük, kendisi için devasa değişikliklerden ve bunun “aile düzeni”ni, kendi mutlak ve zalim iktidarını sarsması korkusuyla şiddete sarılan erkek neden cezalandırılmıyor?

Kadının şiddet gördüğü için başvurduğu karakollarda erkeğin sırtının sıvazlanıp gönderilmesini, mahkemelerin kör gözüm parmağına fiziksel ve cinsel şiddet olaylarında bile bırakalım erkeği cezalandırmayı, kadını suçlu bile çıkardığını biliyoruz. Bu kararların her biri kadının beynine, yüreğine yazılıyor elbette. Tıpkı işçinin kendisini kapıya koyan patrona, direndiği için saldıran devlete karşı tohum halinde mücadele bilinci edinmesi gibi kadında da cins egemenliği çamuruna karşı öfke ve tepki derinleşiyor. Kadına yönelik şiddetin cezalandırılması, bunun kadınların mücadeleyle kazanılmış bir hakkı olarak yeni kazanımlara evrilmesi için genişleyen bir zemin doğuyor.

Fakat soru şu: Kadına yönelik şiddet, tam da o hunharca cinayetler vb dışında işçiler arasında bir yaptırıma uğruyor mu? Hayır! Sınıf bilinçli işçiler arasında bunun “ailenin özel sorunu” olarak görülmesi en yaygın tutum. Kadınların öldürülmesini, eğitim görmelerinin engellenmesini “herkes” kınıyor; fakat iş şiddetin daha gündelik ve emekçi kadınların bile yeni yeni başkaldırdığı (sözel, duygusal şiddet, çoğu kez mobbing’le iç içe uygulanan cinsel taciz, vb.) biçimlerine geldiğinde orada “omerta yasası” geçerli oluyor. Sınıf bilinçli işçilerin kadın cinayetleri ve en ağır sayılan şiddet biçimleri karşısındaki görünüşteki “ilericiliği” ve “gelişmişliği”, ister erkek ister kadın olsunlar, orada -ve tabii aslında lafta- kalıyor. En köklüsü aile olmak üzere kurumların (sendikalar, kitle örgütleri, vb.) “selameti” ve “sürdürülebilirliği” önde tutuluyor. Bu geleneksel ya da güncel gerekliliklerle gerekçelendiriliyor.

Emekçi kadınlar arasında kadına yönelik şiddet, ev yükü de içinde olmak üzere kadın-erkek ilişkisinin yerleşik koşullarına büyüyen öfke, artan sayıda kadının esnek, güvencesiz biçimlerde üretimde yer almasına dayanıyor. Eski ilişki biçimini, mümkün olan her koşulda kadının “kat hizmeti”nden sonsuzca yararlanmayı ve değersizleştirmeyi reddetmeleri bundan kaynaklanıyor. Cansel Malatyalı’nın işten atıldıktan sonraki anlatımlarını anımsayacak olursak, sistematik mobbing ve değersizleştirme örnekleri bu anlatımlarda önemli bir yer tutuyordu: “Bir gün benim de tanıdığım dört erkek misafire çay servisi yaparken merhabalaştığım sırada Züber Akgöl, bana o insanların yanında ‘Sen de herkesi tanıyorsun, damgalı eşek gibisin’ diye hakaret etti. O an neye uğradığımı şaşırdım ve o gün kendime gelemedim. Çıkıp gitsem ekmeğimdi, çalışmak zorundaydım. İki tane çocuk büyütüyordum. Her şeye gözümü kapatıp devam ettim“.

Ezilen ulustan emekçilerin ezen ulustan emekçilerde en başta ezen ulus tutumunu aşmış olmayı irdelemeleri gibi, emekçi kadınlar da sınıf bilinçli erkek işçilere, devrimcilere karşı “algıda seçiciliği” devrede tutuyorlar. Karşılarındakiler farkında olmasalar bile, güçlü ve doğru kanaatlere de varıyorlar! Yasalarda, sendika ve kitle örgütlerinin tüzüklerinde, ama en başta da uygulamada cinsel taciz ve tecavüz konusunda “Kadının beyanı esastır” karşısındaki tutum nasıl ayırdedici oluyorsa, “kat hizmeti”ne, kadına yönelik şiddete karşı tavır da turnusol kağıdı etkisi yapıyor.

Kadına yönelik duygusal, sözel, fiziksel şiddetin sınıf bilinçli işçiler arasında görmezlikten gelinmeye son verilmesi ve bütün işçi çevrelerinde yaptırım konusu olması zorunludur. Emekçi kadınlar ve cins egemenliği çamuruna karşı mücadele eden erkek işçiler bunu “aile-kurum içi bir sorun”, “özel hayat” vb adı altında yok saymak yerine bir özgürleşme, bir sınıf kültürü kriteri olarak benimsemeli; yalnızca yasal bir kazanım olarak gerçekleştirmeyi değil yaşamın her alanında yükseltmeyi önlerine koymalıdırlar. Emekçi kadın için yaşamda eşitlik, her yerde özgürlük yolunda yürümenin somut imkanlarından biri de bu olacaktır.

* Siz hiç iş kazasında ölen patron gördünüz mü?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*