Anasayfa » GÜNDEM » Siyasal,Hukuki ve Toplumsal Meşruiyet Krizi

Siyasal,Hukuki ve Toplumsal Meşruiyet Krizi

16 Nisan referandumu arkasında derin bir eşitsizlik ve adaletsiz propaganda süreci bırakarak sona erdi. Tüm devlet olanaklarının “Evet” lehine seferber edilmesine, “Hayır” cephesinin kendisini ifade edecek olanaklarının ellerinden alınmış olmasına, ülkenin üçüncü büyük partisi olan HDP’nin eşbaşkanları ile birlikte 10 milletvekilinin ve neredeyse tüm belediye başkanları ve il-ilçe yöneticilerinin tutukanmış olmasına , Kürdistan’da tüm seçim sandıkları üzerinde devletin kolluk güçlerinin “Evet” yönünde baskısına ve tüm bunları da aşan ve kapsayan önemde olan OHAL koşullarında gidilen bir seçimde “Evet” cephesi tüm ezici gücüne,seçim hilelerine rağmen ucu ucuna ancak %51 ile kazanabildi. Fakat YSK’nın son anda oy sayımına geçilmişken (Kürdistan’da sayım başlamıştı) kendi yasa ve geçmiş kararlarına da aykırı şekilde aldığı (mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılması) kararla, seçim sahtekarlıklarına yeşil ışık yakması, bıçak sırtı kazanılan referandumun meşruiyetini daha en baştan hukuki olarak ortadan kaldırdı. Esasta devlet ile halk arasında geçen bu referandum sürecinin açıklanan sonuçları adil olmadığı gibi şaibelidir de.

Burjuva anayasaları, sermaye düzeni içindeki çeşitli egemen sınıf kesimleri ile, ezilen sınıfar arasındaki ilişkiye, emperyalist kapitalizmin o dönemdeki işbölümü ve beklentilerine, verili güç dengelerine göre sürecin o andaki toplumsal uzlaşılarının siyasal bir ifadesi olmak zorundadır. Bu geleneksel, sistemik yaklaşımın Nisan referandumu ile tamamen yok sayıldığını, bir toplumsal yarılmaya karşılık gelen bölünmenin zorla diğer tarafa kabul ettirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Seçim sonuçlarındaki şaibenin referandumun hukuki meşruiyetini ortadan kaldırdığı gibi, bir toplumsaal uzlaşının biçimsel bir planda bile sağlanamamış olması nedeni ile siyasal-demokratik olarak da meşruiyetini kazanamayacaktır. Nisan referandumunda oylanan anayasal düzenlemeler içerik olarak burjuva hukuk devletini, keyfi bir yönetim anlayışına taşıyıp ortadan kaldırıyordu. Onun kabul ediliş biçimi bu duruma fiili ve keyfi yönetime kat çıkan bir faşist düzene geçişin görüngelerinden sadece biridir. Önümüzdeki sürecin temel parametreleri güç mücadeleleri olacaktır. Hukuk kıstası ortadan kalktığı için siyasal toplumsal gücü kazanan kesim hukukun içeriğini de kendisi belirleyecektir. Belirsizlik ve kaos, krizle birlikte toplumsal-siyasal yaşamın tüm alanlarına egemen olacaktır.

1 Kasım seçim sonuçlarında “Pirus Zaferi” olarak değerlendirmemizde olduğu gibi bu referandum sonuçlarıda aynı akibeti yaşayacaktır. Rejim ve yönetememe krizine çare olarak sunulan 1 Kasım seçim sonuçları nasıl rejim krizini dindirmek yerine 15 Temmuz başarısız darbe girişimi ile zirveye taşımasına yol açtıysa Nisan referandumu da benzer sonuçlara yol açacaktır. Verili krizleri yeni halkalarla alevlendirmekten öteye bir sonuç doğurmayacaktır. Daha propaganda sürecinden başlayan adaletsizlikler, haksızlıklar, baskılar, tehditler seçim günü de sürmüş oy sayımındaki açık sahtekarlıklarla ulaşılan sonuç, referandumun arkasından gelişecek siyasal sürecin nasıl yönetileceğini de göstermektedir. Bu andan başlayarak bu referandum sonucu hukuki,siyasi, demokratik ve toplumsal olarak meşruiyetini yitirmiş ve verili rejim krizini meşruiyet krizi ile büyütmüştür. AKP/Saray referandumu hile ile kazanmışi gibi görünse de bunun sonuçlarını, rahatlığını yaşayamayacak, güç ve bastırma siyasetine kaldığı yerden (C.başkanı “vites arttırmak” diyor buna) devam edecektir. Referandumun hemen ardından OHAL’i 3 ay daha uzatma kararını almaları da refenadum süreciyle start verilen gerileme ve çözülme sürecini dizginleyebimek, “Hayır” cephesinin etkinliğini geliştirmesini engelleyebilmek içindir. Referandum sonuçlarının sokaklarda kitlesel militan tarzda sorgulanmaya başlaması en son isteecekleri şeydir. RTE’nin beklentilerin çok altında kalan oy oranlarının yaratacağı moral bozukluğunu ortadan kaldırmak adına attığı “zafer turları” da ertesi gün unutulacak belli yönleri ile iç hesaplaşmalar da başlayacaktır. AKP-MHP faşist iktidarının bazı bölgelerde %20 ler düzeyindeki kaybı sorgulanacak ve özellikle MHP de yeni süreçleri tetikleyecek, muhaliflerin etkinliğini arttıracaktır. Ve buradan ilerleyecek merkez sağ da yeni bir toparlanma süreci başlayabilecektir.

Her kriz bir olanları ayrıştırır, ayrı olanları birleştirir. Uluslararası, küresel ve bölgesel gelişmeler emperyalist işbölümü ve siyasal hedeflerine uygun olarak bu referandum sürecinin ardında burjuva politik aktör ve kurumlaşmalar da da bir kaynaşma, yer değiştirmeler yeni odaklanmalar oluşabilecektir. İktidar kesiminin bunun önünün alınması için referandum sonucuına rıza gösterilmesi ve buna yeni siyasal dengeye uygun olarak davranılması için inisiyatif alma çabaları da bekledikleri politik iklimi yaratmayacaktır.

Şurası açıktır, Nisan referandumunun galibi mağlup, mağlubu galiptir! Hayır cephesi büyük bir zafer kazanmıştır, nokta! Eğer 7 Haziran seçimleri sonrası içine girdikleri – sokuldukları – “istikşafi” görüşme süreci gibi saçmalıklara yönelmezlerse bu süreci daha ileriye götürme şansları olacaktır. 7 Haziran ve 15 Temmuz darbe sürecinde TÜSİAD’ın da iteklemesi ile “büyük uzlaşma” arayışlarına girmeleri ellerine geçirdikleri fırsatı heba etmelerine yol açmıştı. TÜSİAD’ın referandum sonuçları üzerinde büyük bir şaibe varken, alel acele bu sonuçları tanıyalım (“… güçlü Türkiye için toplumsal dayanışma içersinde olmanın ve vakit kaybetmeden geleceğe bakmanın zamanıdır…” ) yönlü açıklamaları da yine benzer şeylerin zorlanacağını gösterse de bu defa yönelimler farklı olacaktır. En önemli nedeni referandumu “kazanmış” olmalarına rağmen bunun meşruiyetini içerde ve dışarda sağlayamayacakları için “Hayır” cephesi üzerinde bir hegemonik bir baskı oluşturmaları, onları yönlendirebilmeleri (yalpalayan, pasif kalan CHP liderliğine rağmen) rıza üretebilmeleri çok zordur.

AB ve ABD emperyalistlerinin referandum sonuçlarına yaklaşımları bir ve benzerdir. AGİT’in seçim süreci ve oyların sayılması sürecindeki usulsüzlüklere dikkat çeken ve AB kriterlerinin çok gerisinde bir referandum süreci yaşandığını raporlamasını kendilerine esas aldıklarını belirtmeleri her iki emperyalist odak cephesinde de AKP/Saray’ın siyasal meşruiyetinin de sorgulanır hale geldiğini göstermektedir. RTE’yi kutlayanlarda benzer karakterdedir; Aliyev, Katar Emiri, Bahreyn Kralı, Cibuti başkanı vs. Arkadaşını söyle…

Türkiye’deki rejim krizi küresel ve bölgesel rejim ve ekonomik krizlerden azade değildir. Onların bir parçası olarak Türkiye’nin iç siyasal güç ve kesimleri arasındaki yarılma ve parçalanma düzeyi derinleştikçe beklenen o “toplumsal uzlaşma” da bir türlü gerçekleşmemektedir. Artık mümkün değildir bu. AKP/Saray bloğu elindeki devlet gücünü sistem üzerindeki etkisini konsolide edip diğer kesimlere zorla kabul ettirmedikçe durmayacak bu güç ve olanakları şu ucube başkanlık sistemini getirme biçiminin gösterdiği gibi faşizan düzeyi artan bir şekilde kullanmaya devam edeceklerdir. Küresel ve bölgesel düzeyde kapitalizmin yapısal krizi içinde derinleşen çelişkilerin asgari düzeyde de keskinleşmeye başladığı şu süreçte tüm sermaye kesimlerinin içerde ya da dışarda ellerindeki gücü pratikte konuşturmadan, güç siyaseti yapmadan ayakta kalabilmeleri mümkün değildir. AKP ve Saray’ın da yaptığı budur. Ve bu sürecin olağan seyri özellikle devlet gücünü elinde bulunduran kesimin faşist kurumlaşmaya ve hareket tarzına her geçen gün daha fazla angaje olacaklardır. Onların artık dönüşü, “demokratik hak ve özgürlüklerin” üzerindeki baskıları kaldırma yönelimleri olmayacaktır. Bu beklenti ham bir hayaldir.

Referandum süreci bir yönüyle sona ermiş olsa da onun meşruiyetine dönük toplumsal itiraz ve sorgulamalar artarak sürecektir. Bugünden itibaren yaşanacak her şeyin 2,5 yıllık fiili başkanlık yönetimi pratiği ile de birleşerek, onun faşist, antidemokratik özü ile değerlendirilecektir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerine sorunlarına çözüm olarak sunulan bu sahte “Güçlü Türkiye” nin aslında onların ölüm fermanı olduğu acı gerçeği ile tanışmalarına da vesile olacaktır. Onların varlığı “Güçlü Türkiye” için Varlık Fonuna armağan olacaktır! AKP/Saray da temsil olan sermaye kesimlerinin işçi sınıfı ve emekçileri eze eze, sömüre sömüre güçlenmesinden başka bir şey olmadığını anlayacak ve çıkarlarının nasıl karşıt ve uzlaşmaz olduklarını göreceklerdir. İşsizlik ve enflasyon rakamlarının tırmanışı bir türlü engellenememekte, bir çığın dağın zirvesinden kopmaya başlarken çıkardığı gürültüye benzer bir ekonomik kriz göstergelerinin duyulmaya başlanmasıyla, sermayenin çıkarları lehine düzenlemelerin ardı ardına gelebileceğini ön görebiliriz. Kıdem tazminatlarına el konulmasından, 657 sayılı Kamu İşçileri yasasının yeniden düzenlenmesine, esnek istihdam biçiminin dayatılmasından ücretlerin dondurulmasına, özellikle kamuda çalışan kesimlerin ideolojik-siyasal bir tırpanlanmasıyla işten çıkarılmalarına kadar bir dizi saldırı gelebilir. Tabi bunların yanında sokakların zapturapt altına alınarak devlet terörünün tırmandırılacağını da ekleyebiliriz.

Evet, yönetememe krizne bu referandum sonuçları da ilaç olmayacak yarayı derinleştirecektir. Ve ne yaparlarsa yapsınlar kitlelerin yeni bir yaşam özlemini bastırabilmeleri, denetime alabilmeleri mümkün değildir, olmayacaktır. %48,6 demokratik hak ve özgürlüklerin toplumsal dayanışmanın insanca yaşamın yanında saf tutarken, geleceğe dair bir vizyonu varken, %51 in elinde kala kala “idam isteriz” aptallığı kalmıştır. (Avcının hesapsızının kendi tuzağına düştüğü çok görülmüştür. Meydanları bu tür siyasal gerici motivasyonla kontrol altında tutmak isteyenler kabarttıkları bu dalganın kurbanı olabilirler) Yaşanan toplumsal yarılma demokrasi ve özgürlükler lehine büyüyecektir. AKP ve MHP kitlesinde bir çözülme ve ayrışma başlamıştır. İstanbul ve Ankara kaleleri düşürülmüştür. Atı alanın Üsküdar’ı geçip geçemediği yakında belli olacaktır. Belki de Tayyibi sırtından atan Cihan’ın soyundandır bu at. Üzerinde fazla kalamayacağından emin olabilirsiniz. Üzengileri bastırması, gemi sıkması ona sıkıca sarılması da mümkün olmayacaktır. Kırlarda özgürce koşmak ister at. Binicisinin vay haline!

Baharın gelişi, güneş ışıklarının zirvelerde ışıması doğayı uyandırmıştır. Artık yeni bir sürecin içindeyiz. 17 Nisan itibarı ile referandum sonucuna herşeye rağmen yansıyan “Hayır” iradesi, sokaklardan çekilmeden, durmadan ara vermeden ilerleyecek ve büyüyecektir. Buradaki moral kazanımı maddi kazanımlarla taçlandırmak devletin içine girdiği meşruiyet krizini derinleştirmek için şimdi hedef işçi sınıfının birleşik, kitlesel militan 1 Mayıs’ını örgütleyebilmek için yüklenmektir.

18 Nisan 2017

Ercan Akpınar

Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*