Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Siyasal Yönetememe Krizinin Yeni Adresi:Dershaneler

Siyasal Yönetememe Krizinin Yeni Adresi:Dershaneler

Mali oligarşik tekelci yapı ve onun dönemsel hükümet etme aracı olan AKP’nin neo-liberal politikaları tıkanmış, yönetemez bir hale gelmiştir. Siyasal kriz sürekli bir şekilde gündemde durmakta, taşlar bir türlü yerine oturamamaktadır.

Hükümet-devlet karşısında kriz etkeni olan taraflar sürekli değişse de yönetememe krizi asli varlık olarak orada durmaya devam etmektedir. Dönem dönem siyasal-politik arena stabil gibi gözükse de, yaşanan durgunluk yeni krizler için sanki bir soluklanma arası olmaktadır. Son yıllarda krizler arası soluklanma süresi de iyice daralmıştır.

AKP hükümeti 2013′e Kürt Ulusal Sorununda açlık grevleriyle tırmanan gerginliği, başlattığı neoliberal ”çözüm süreci” ile bir nebzede olsa geriletmiş olarak girmenin rahatlığını çok fazla yaşayamadı. Bir yanda demokratik açılım lafları ortalığı döverken diğer yandan kitle eylemlerine polis saldırıları tırmanmış, 1 Mayıs’da Taksim’i açmama ısrarı İstanbul’u gaza ve polis terörüne boğmuştu. Neoliberal politik-siyasal hattın yönetememe kriziyle birlikte dışa vuran bu saldırgan çizgisi, tüm toplumu ezerek biat ettirme umutsuz arayışından kaynaklanmaktaydı.

1317314187

Kürt halkına açılacak güdük burjuva demokratik alanların batıda emsal olması ve demokratik hak ve özgürlük taleplerinin kitleselleşmesi korkusu, baskı ve zorun artarak kullanılmasına neden oluyordu. Neoliberal burjuva demokrasisi baraj kapaklarını açınca kitlesel taleplerin nerede duracağını kestirememesi, bu akıntının kendinde sürükleyebilme ihtimali onu çelişik-patolojik bir ruh haline soktu.

 

AKP’nin bu dönemde toplumu muhafazakarlaştırma çabası dış politikada sergilediği sunni mezhepçilikle birleşince, toplumsal tepkiler çığ gibi büyüdü ve Gezi’de Türkiye tarihinin en büyük kitle direnişi olarak tarihe geçti. Mesele sadece Gezi Parkındaki ağaçlar değil, bir bütün olarak neoliberal muhafazakar, gerici politikalara olan itirazlar bütünüydü. Emekçi kitlelerin artık eskisi gibi yönetilmek istemiyorum çığlığı tüm yaza damgasını vurdu ve Uluslar arası alanda AKP’nin tüm vitrinini yıkarak gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Artık hiçbir şey eskisi gibi görünmüyordu, görünmeyecekti.

İçte ve dışta sürekli saldırgan bir yönetim biçimini ortaya koyan AKP hükümetinin, Gezi Direnişi karşısında şirazeyi iyice yitirmesi, önüne gelene yumruk sallar hali onun artık kullanım süresinin sonuna yaklaştığını gösterdi. İçer de ve dışarıda onu arkalayan, destek olan tüm payandalar desteğini gevşetmeye başlayınca, sendeledi. Haziran Direnişi AKP’nin yalnızlaşma sürecine dinamizm kazandırdı.
AKP’nin yalnızlaşmaya başlama süreci 2010′lara kadar geriliyor. İsrail ile gerginlik politikası, Orta doğu Arap ülkelerinin hamiliğine soyunulması kendi mecranda ilerlerken hesapta olmayan Arap Baharı eylemleri tüm dengeleri bozdu. Tunus, Libya,Mısır derken iş gelip Suriye’ye dayandı.

137726610442845
Tunus, Libya ve Mısır’da iktidarların devrilmesi görece hızlı olunca proaktif dış politik hat Şam’da, Emevi Camisinde cuma namazını muzafferler olarak kılma rüyalarına daldı!! Ortadoğu’da tüm taşlar yerinden oynayıp, ittifak ilişkileri yeni durumda yeniden kurulurken, özellikle Rusya-İran-Çin üçlüsünün bölgesel çıkarlarının ciddi bir kayıpla yüz yüze kalması Suriye’de Esad iktidarına kalkan olmalarını getirdi. Gerici iç savaşın tarafları bütün güçleriyle yüklendiler. Bölge’de Sunni ve şii iki ayrı eksenin savaşı Suriye’de vücut bulmuştu. Savaş o kadar şiddetliydi ki tüm uğursuz güçler, karanlık gruplar meydana sürüldü. Türkiye açısından çabuk sonuç alma beklentisi hüsranla sonuçlandı.

Manevra yeteneğini hala koruyan batılı emperyalist güçler, Esad’ın şu koşullarda devrilmesinin mümkün olmadığını görünce uzlaşma arayışlarına yöneldiler. Rusya-İran-Çin üçlüsüyle hem Suriye hem İran’ın nükleer programı konusunda tüm bölgeyi etkileyecek bir uzlaşma-geçici de olsa-sağlandı. Bölgenin hamiliğine soyunmuş, hamasi nutuklarla güç olduğunu savunan-sanan Türkiye ise bu süreçten tamamen dışlandı. Esad’a karşı savaşa sürdüğü, desteklediği katliamcı El-Kaide çeteleriyle baş başa kaldı. Şimdi ise bu yalnızlığının ne kadar değerli olduğuna dair kendisini kandırmakla meşgul.

Yaşanan politik bir vizyonun yerle bir olmasıydı. Yaşadığı yenilgiyi kabul etmese de bugünlerde dış politikasını Irak ve Ermenistan üzerinden resetlemeye, yalnızlığını gidermeye çalışıyor. Ama bütünsel bir dış politik hattın inşasından ziyade, taktik çıkışlar olduğu için bunun da pansuman olmaktan öteye bir anlamı olmayacaktır. Daha çokça ”değerli yalnızlığına” dair arabesk çözümlemeler yapacak gibi görünmektedir!
AKP hep söylendiği gibi aşırı güç ve özgüvenin kendi başını yemesiyle sonuçlanacak bir sürecin içindedir. Sürecin doğası onu özellikle iç politikada geri adım atmamaya zorluyor. İktidarının her an tehlikede olduğunu düşünüyor, ve olası bir seçim yenilgisi sonrasında yüz yüze kalacağı şeylerden büyük korku duyuyor.

4980
İşte böylesi bir süreçte yavaş yavaş ısıtılan bir çatışma mayalandı: Dershaneler üzerinden artık açıktan yapılan cemaat-hükümet çatışması. Bunun evveliyatı Mavi Marmara meselesine kadar götürülebilse de artık bu ittifakın sürdürülemez bir noktaya gelmesi 7 Şubat 2012′de MİT Müsteşarının Cemaat’in polis-yargı kadrolarınca gözaltına alınma girişimiyle gerçekleşti. Başbakanın tespiti doğruydu: ” Müsteşarımı aldıktan sonra sıra bana gelecekti.” doğru, sıra ona gelecekti.

Ve kılıçlar çekildi. Öncelikle polis ve yargıdaki Cemaat kadroları tasfiye edilmeye başlandı. Arkasından da Cemaat’in kadro devşirdiği, toplumsal örgütlenmesini sağladığı Dershanelerin kapatılması gündeme geldi. Hükümet yılanı boynundan tutmaya çalışırken, Cemaat’te elindeki birikmiş belge ve bilgileri kontrollü bir şekilde açık etmeye, AKP’nin üzerindeki sırları dökmeye, foyasını meydana çıkarmaya girişti. 2014 ve 2015 seçim süreçlerinde bu kavga daha da alevlenecektir.
7 Şubat süreciyle dile getirilmeye başlanan ”Başbakanı yedirtmeyiz” lafı esasında Başbakan şahsında cisimleşmiş bir yönetme biçimini, iktidar-rant paylaşımını ve politik hattın savunulacağını işaret etmektedir. Bu politik hattın Erdoğansız sürdürülemeyeceği ortadadır. İç ve dış politik karşıtları Erdoğan’la birlikte bu politik hattı tasfiye etmek, yerine daha uzlaşmacı bir iktidarı getirmek istemektedirler. Özellikle emperyalizmin -ılımlı islam modeli tutmayınca- yeni bölge politikalarında daha aktif bir ilişkileniş sergileyecek bir iktidar istediği malumdur. Türkiye’de olan biten bir çok şeyin iç politik güçlerin iktidar kavgası kadar, emperyalizmin Türkiye ile  ilgili derin ilişkilendirilmeyle bağı vardır. Bunu görmezlikten gelirsek Cemaat’in neye ve kimlere güvenerek bu kadar açıktan bir savaşa tutuştuğunu anlayamayız!
Dershaneler tartışması iki gerici gücün eğitim ve gençlik üzerinde farklı politikalara sahip olduğu nedeniyle yapılmıyor. Ya da MİT’te, Emniyet’te, Yargı’da bir kaç koltuk meselesi de değildir. MİT’in özellikle Hakan Fidan’ın Müsteşar olduktan sonra Cemaat tarafından hedefe çakılması İsrail ve ABD’nin tepkileriyle (Fidan’ın İran’ın adamı olduğu, Mossad için çalışan İran ajanlarını deşifre ettiği gibi…) karşı çıkmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Hakan Fidan’ı itibarsızlaştırmak (Fidan şahsında Türkiye’nin yeni proaktif dış politik çıkışlarını, yönelimlerini baskı altına almak için) için özellikle İsrail mahreçli haberlerle Cemaat medyasının KCK üzerinden MİT’i sıkıştırmaya çalışması bir madalyonun iki yüzü gibidir.

indir

Cemaat’in özellikle ABD emperyalizminin (dolayısıyla İsrail’in) çıkarlarıyla hiçbir zaman çatışmadığı, kendi çıkarlarıyla bu emperyalist güçlerin çıkarlarını uyumlulaştırmaya azami dikkat gösterdiği çok somut bir gerçek. Fettullah Gülen’in ABD’de, FBI himayesinde yaşaması boşuna olmamalı. ABD-AB ve İsrail’in MİT üzerinden Türkiye’ye vermeye çalıştığı ayarla, Cemaat’in MİT eleştirilerinin zamansal olarak kesişmesi tesadüf olmasa gerek. Cemaat’in cesareti buradan bulduğuna şüphe yok gibidir. AKP’yi bir süre bölgesel,politik, ekonomik çıkarlarını koruduğu ve gözettiği, neoliberal burjuva demokrat esintiler sunduğu için destekleyen emperyalist güçler, AKP’nin politik çizgisinde yaşanan kırılmalar, değişiklikler sonrası desteklerini gevşetmeye başladılar. Hali hazırda bir politik alternatifin yokluğu ise AKP’nin tepeden aşağıya yuvarlanmasını geciktirmektedir.

Son yaşanan krizlerle AKP güçten düşürülmekte, iktidarda sandığı gibi yalnız olmadığı gösterilmektedir. Cemaat işte bu görevin uygulayıcısı durumundadır. AKP ise kuşatılmışlık hissiyle yüzünü daha çok içeriye dönerek muhafazakar seçmen kitlesini kemikleştirerek, ajite ederek, devlet gücünü tüm itirazları bastırmak için fütursuzca kullanarak, gerici değer ve ahlak anlayışı bütününü topluma dayatarak iktidarını korumaya çalışıyor. Bu politika karşıtlık zeminine çok fazla bağlı olduğundan, çelişkileri derinleştirecek, yönetememe krizini büyütecek ve devleti özellikle demokratik hak ve özgürlükleri talep edenlere, işçi ve emekçilere karşı saldırganlaştıracaktır.
Yaşanan çatışmanın tarafları gericilik birikimini yoğun olarak bünyelerinde barındırmaktadırlar. Onların kavgasından işçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik, demokratik,politik hak ve özgürlüklerinin gelişeceğini beklemek ham hayaldir. Sermaye açısından, onun çıkarları temelinden yeni bir politik hat ve kurumlaşmanın sarsıntılar içinde gelişmesidir son yaşananlar.

tekel142

Burjuvazi yönetememe krizini, kendisini emperyalizmle uyumlu, devlet ve politik-siyasal, ekonomik alanlarda bir üst entegrasyona ulaşarak aşma derdindedir. Yaşanan çatışmada oluşturulmak istenen yeni politik-siyasal dengelerde işçi sınıfı ve emekçilere düşen tek rol, seçmen olarak kendisini hangi burjuva kesiminin ezip sömüreceğini seçebilme özgürlüğüdür! Burjuva demokrasileri içinde kalan tek özgürlüğü budur. Burjuva demokrasilerin neoliberalizm koşullarında işçi sınıfına verebileceği tek şey baskı ve zulümden başka Bir şey değildir. İşçi sınıfı ve emekçiler için kendi kaderlerini ellerine almaktan başka bir çıkış yolu yoktur!

 

Sincan 1 No.lu F tipi Cezaevi, 

Ercan Akpınar

 

Kaynak:www.sinifsiz.org

Bir yorum

  1. Canalici sorulardan birisinin cevabi verilmiyor: AKP yolacabilecegi sonuclari bile bile neden secim öncesi bir zamanda Dershane kapatma karari aldi?
    “İşte böylesi bir süreçte yavaş yavaş ısıtılan bir çatışma mayalandi” demek bu soruyu cevaplamiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*