Anasayfa » SERBEST KÜRSÜ » Sivil İtaatsizlik Örneği Olarak Yüksel Direnişi – Eylül Deniz Yaşar

Sivil İtaatsizlik Örneği Olarak Yüksel Direnişi – Eylül Deniz Yaşar

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası içine girilen olağanüstü hal süreci temel hak ve hürriyetlere yönelik artan baskıların yanı sıra emekçiler açısından da ardı arkası kesilmeyen yeni sınıfsal saldırıların zemini olmuştur. “100 binden fazla kamu çalışanı, herhangi bir bireysel gerekçe ya da kanıt sunulmaksızın, sadece ‘terör örgütüne aidiyeti, iltisakı ya da irtibatı’ bulunduğu yönündeki genel gerekçelerle kanun hükmündeki olağanüstü hal (OHAL) kararnameleri (KHK) kapsamında görevlerinden ihraç edilerek1 hem kamu hizmetinden men edilmiş hem de “terör fişlemesi” ile özel kurum ve kuruluşlarında çalışmalarının önüne engeller konulmuştur. Selçuk Üniversitesi’nde araştırma görevlisi iken açığa alınan Nuriye Gülmen, 9 Kasım günü saat 12:30’da Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde “İşimi geri istiyorum” talebi ile oturma eylemini başlatacağını duyurmuş ve belirttiği tarih, saat ve yerde bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yeni bir dönemin de başlangıcı olan eylemini başlatmıştır.

“Faşizmle savaşmak için onu anlamak zorundayız. İyimser hayallerin bize bir yararı olmaz. (…) Faşizmin boy göstermesine ortam hazırlayan ekonomik ve toplumsal sorunlardan başka bir insansal sorun da var.”2 Bu nedenle Yüksel Direnişi ve açlık grevinin başlamasında direnişçilerin şahsında açığa çıkan etik öznelliği anlamlandırmak ve sürecin kritik bu noktaya evrilmesinde faşizmin doğrudan muhatapları olan diğer tüm ilerici kesimlerden her insanın bireysel payını anlamak ehvenişer denilerek bazı kötülüklerin sineye çekilmesini kolaylaştıran perdesi arkasından çıkarak insani ödev ve sorumluluklara çubuk bükmek gerekmektedir. Arendt de Nazi Almanya’sında faşizmin yükseliş günlerini hatırlatırken “kişisel sorumluluğun politik sorumluluktan ayırt edilmesi”3 gereğini vurgulamaktadır.

Eylemin “İşimi geri istiyorum” temel talebi etrafında KHK ile ihraç edilmenin içerdiği ciddi haksızlık üzerinde şekillenmesi “eşit özgürlükler ve eşit şans ilkelerinin ihlal edilmiş olmasının ve haksızlığın politik muhalefete rağmen uzun süredir devam etmesinin gerekliliğini şart koşan”4 sivil itaatsizliğin temel bir unsurunu oluşturmuştur. Direnişin “(…) demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkânların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesini bulan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasa-dışı politik bir edim”5 olarak sivil itaatsizlik karakteri ise OHAL döneminin verili toplumsal gösteri ve yürüyüş yasaklarını tanımaması yönüyle “yasa-dışı” olması ancak meşruluğunu yasalardan değil kendi taleplerinin gücünden ve haklılığından alması yönüyle daha belirgin olarak açığa çıkmaktadır. Yüksel Direnişi halen izinsiz yapıldığı için yasadışı ancak tartışılmayacak derecede meşrudur. Ve OHAL kanunlarında yasak olan bu eylem gizli saklı şekilde, kim tarafından, hangi gün, nerede, ne yapılacağı belirsiz şekilde ilerlememiş; aksine Gülmen, eylemin yeri ve saatini daha başlamadan önce duyurarak ve her gün aynı yere ve saate herkese katılım çağrısı yaparak eylemi sürdürmüştür ki bu da eylemin sivil itaatsiz karakterine ilişkin başka bir kilit noktayı işaret eder: “Yasa-dışı olmasına rağmen sivil itaatsizlik gizli değil, açık/aleni bir eylemdir. Alenilik sadece eyleme katılanların kendilerini gizlememelerini değil, yapılan eylemin kamuoyunca algılanabilir özellikle olmasını gerektirir.”6

Sivil itaatsizlik kavramı tarihsel bir kategori olarak karşımıza çıkar (…) Günümüzdeki içeriğiyle sivil itaatsizlik kavramının doğuşu 19. yüzyıldaki Batı düşüncesine dayanır.”7 Sivil itaatslizlik aynı zamanda “adalet, eylem, direnme, özgürlük, eşitlik kavramları doğrultusunda tanımlanmaya çalışılmaktadır.”8 Hem “İşimi geri istiyorum” talebi ile emek mücadelesinin en dolaysız talepleri olan iş ve ekmek talebini KHK’ye karşı mücadelede merkeze alan hem de “OHAL haklarımızıa saldırıdır” sloganı ile daha genel ölçekte milyonların adalet ve özgürlük talebi gibi kapsamlı bir siyasi içerikle iktidarın kurumsallaşan faşizme geçişte bir ön basamak olarak kullandığı OHAL yoluyla normalleştirilmeye çalışılan baskı ve yasaklama politikalarının bir teşhiri haline gelen Ankara Yüksel Direnişi, sivil itaatsizliğin bu anlamıyla bir örneği olarak ele alınabilir. “Resistance of Civil Government” (1849) ve “Civil Disobedience”(1866) başlıklı çalışmaları ile literatüre “sivil itaatsizlik” kavramını kazandıran düşünür Thoreau’nun da “yönetimin keyfiliği ve gücünü çıkarları için kullanması nedeniyle yaşam sorunlu hale gelmişse insanların direnme hakkı”9 olduğundan söz ederek vurguladığı üzere gerek iktidarın gerek polis şiddeti eliyle fiziki, gerek hukuki gerekse her türlü demagoji ile yürüttüğü psikolojik saldırılarına karşı yaşamı savunmak noktasında bir direnme mevzii oluşturması ile de Yüksel Direnişini bir sivil itaatsizlik örneği oluşturmaktadır.

Sivil itaatsizlik kavramını ilk kullanan Thoreau olduysa da “bunu kolektif bir pratiğin parçası haline getirenler İngiliz Sufrajetleri ve Mahatma K. Gandhi önderliğindeki direnme hareketi”10 olmuştur. Ganhdi’nin Satyaghara (hakikat arayışı)11 felsefesi ile birleştirerek hem etik hem dini hem de siyasi motiflerle şekillendirdiği pasif direniş anlayışı ile öncülük ettiği Newcastle Yürüyüşü, Tuz Yürüyüşü, genel grev ve işbirliği yapmama gibi sivil itaatsizlik eylemleri kolektif bir direniş kültürü yaratma noktasında tarihe önemli deneyimler bırakmıştır. Yüksel Direnişi‘nde de “özdenetim, şiddeti dışlayan kolektif bir praksis geliştirme ve bir yanlışı dile getirme, hakikati dile getirme cesareti (Parrhesia)12 kolektif pratiğin esaslarını oluşturan ilkeler olması yönüyle Gandhi’nin sivil itaatsizliğe kazandırdığı kolektif özelliği -Gandhi’nin sivil itaatsizliğinin içerdiği dini motifleri içermeden- sürdürür niteliktedir. Habermas’ın “sivil itaatsizlik illegal bir faaliyettir. Toplanma ve gösteri yürüyüşleri yasasında sayılan ihlalden daha ağır bir cürüme işaret eder.”13 diyerek vurguladığı illegal karakteri Gülmen’in eyleme çıktığı ilk günden beri “OHAL’i tanımıyorum” ifadesinde açığa çıkar. Dolayısıyla Yüksel direnişi’nde gördüğümüz tek başına yasaklı eylem alanında eylem yasağının ihlali değil, bu yasağa gerekçe gösterilen OHAL yasalarının tamamının reddiyesidir.

“Sivil itaatsizlik eylemcisi birey ya da gup eyleminin politik sorumluluğunu üstlenir. Sivil itaatsizlik eylemcisi açısından kamuoyunun gözleri önünde olmak esastır.”14 Yüksel Direnişi’nde direnişçilerin tamamı direnişin hukuki sonuçları olarak gözaltına alınma ve tutuklanmayı göze aldıklarını deklare ederek sivil itaatsiz duruşlarında ortaklaşmaktadırlar. Thoreau’nun yaklaşımına göre “yasa-dışılık, alenilik ve hesaplanabilir, siyasi ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi, şiddetsizlik içermesi, adalet anlayışının hatırlatılması ve haksızlıklara karşı yapılması”15 gibi özellikleri ile karakterize edebileceğimiz sivil itaatsizlik kavramının bu temel karakteristikleri taşıyan Yüksel Direnişi’ne içkin bir eylem biçimi olduğu açığa çıkmaktadır.

Liberal demokratik yaklaşımlarda ikircikli bir şekilde ele alınan sivil itaatsizlik bir açıdan “liberal yönetim anlayışının dayandığı temeli paradoksal bir biçimde sergilemesi dolayısıyla yasallığın ilgası tehlikesine işaret eder. İkinci açıdan sivil itaatsizlik, demokratik bir siyasal sistemin yanlış ya da eksik sinyallerini gösteren son derece yararlı (…) bir işleve sahiptir.”16 Bu yönüyle Yüksel Direnişi’ni doğrudan bir sivil itaatsizlik olarak tanımlamak ve alternatif liberal yaklaşımların onu verili demokrasiyi güçlendirmek ve sistemi bütünleştirmek misyonu yükledikleri sivil itaatsizlik tanımlarına hapsetmek direnişin devrimci özü ve karakterini indirgeme riskini taşımaktadır. Ancak sivil itaatsizliği, Rawls’ın tanımı ile en genel çerçevede “akla uygun bir şekilde adil demokratik bir rejimde, protesto edilen önemlerin yeniden düşünülmesini sağlamak ve muhaliflerin sağlam kanaatince toplumsal işbirliği koşullarına uyulmadığına dikkat çekmek üzere çoğunluğun adalet duygusuna hitap eden bir siyasi eylem”17 olarak ele alırsak son kertede Yüksel Direnişi’nin sivil itaatsiz bir karakter taşıdığını ifade edebiliriz.

Somut bir “İşimi geri istiyorum” talebi etrafında hem mevcut OHAL yasaklarını delerek yasa-dışılık ilkesini, polis şiddetine karşın büyük oranda karşı şiddet içermeyen şiddetsizlik unsurunu, kamusal alanda yerini, saatini ve gerek oturma eylemi gerek son süreçte polis saldırılarıyla sonuçlanan basın açıklaması olarak açıkça duyurulan katılımcı eylem biçimi ile alenilik ve hesaplanabilir özellikleri, direnişçilerin eylemlerinin sonucunda açığa çıkan ve çıkması muhtemel siyasi ve hukuki sorumluluğun üstlenmesi, OHAL ve KHK gibi genel bir mağduriyet ve hak gaspı uygulamalarına karşı toplumun geniş kesimine adalet anlayışının hatırlatması gibi unsurlarıyla Yüksel Direnişi sivil itaatsizliğin başat karakteristiklerini taşımaktadır. Halen sivil itaatsizlik karakterini koruyarak devam eden bu direnişin ilerleyen günlerinde tüm muhalif kesimler açısından faşizme karşı yeni direnme noktaları yaratmaya gebe olduğu açıktır. Ortaya çıkan bu yeni direniş olanaklarının o ya da bu ölçüde toplumun muhalif kesimlerince değerlendirilebilmesi yükselen faşizme karşı Türkiye’nin batısındaki emekçilerin mücadele tarihinin sadece kısa değil uzun vadede de hangi yönde evrileceğine dair önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Not: 2017 Karaburun Bilim Kongresi’nde “Faşizme Karşı Direnmenin Yeni Bir Olanağı ve Bir Sivil İtaatsizlik Olarak Ankara Yüksel Direnişi” başlığı ile sunum gerçekleştiren Eylül Deniz Yaşar’ın makalesinin kısaltılmış özeti olarak sitemize gönderdiği biçimidir.

KAYNAKÇA
1- Uluslar arası Af Örgütü (2017). Gelecek Karanlık Türkiye’de İhraç Edilen Kamu Çalışanlarına Dönük Sonu Gelmeyen Baskılar (Endeks:EUR 44/6272/2017). Londra: Amnesty International Ltd. s.6https://www.amnesty.org.tr/public/uploads/files/GelecekKaranlikTRAmnesty(1).pdf
2-Fromm E. (2016). Özgürlükten Kaçış. İstanbul: Say. (Özgün eser 1941-1969 tarihlidir). S.23
3-Arendt H. (2014). Diktatörlük Dönemlerinde Kişisel Sorumluluk. (Özgün çalışma 1989 tarihlidir). KVÇ içinde (s.182-194). S.182
4-coşar Y.(2014). Önsöz:Sivil İtaatsizlik. Arendt H., Dworkin R., Habermas J., Galtung J., King M.L., Rawls J., Snaer H. Thoreau H.D.(2014), Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik. Yakup Coşar (Alm. Çev.), İstanbul:Ayrıntı. (İlk Baskı 1997) içinde (S.9-54). S.15
5-KVÇ s.10
6-KVÇ, s.11
7-Thoreau, H.D. Sivil İtaatsizlik. İstanbul:Say (Özgün eser 1846 tarihlidir). S.14
8-Sİ s.16
9- Onat N. (2016). Önsöz. Thoreau, H.D. Sivil İtaatsizlik içinde (9-51). İstanbul:Say (Özgün eser 1846 tarihlidir). S.16
10-Çelebi A. (2011). Demokrasinin Derinleşmesi: Bir Yöntem Olarak Sivil İtaatsizlik. Cogito, 67. S.80S.87
11- DD S.88’de bkz. “Satyagraha (…) güçlü bir biçimde hakikat arzusunca yönlendirilmiş siyasal direnmeyi temsil eder. Ortada şiddet yoktur ama organize biçimde engelleme, işbirliğini ve verilen görevleri reddetmen, yapmama vb. olağan şeylerin düzenini ve akışın askıya alan bir direnme vardır.”
12-DD, S.89-90
13- Habermas J.(1983). Ziviler Ungehorsam: Testfall fir den demokratischen Rechtsstaat. Glotz P. (Ed). Ziviler Ungehorsam im Rechsstaat. Frankfurt: Suhrkamp. S.32
14-KVÇ, s.12
15-Sİ, s.45
16-DD, sf.83
17-Rawls, J. (2011), Sivil İtaatsizliğin Gerekçelendirilmesi. Cogito, 67. (Özgün çalışma 1966 tarihlidir). S.167

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*