Anasayfa » GÜNDEM » Sivas Katliamını Unutmayacağız!

Sivas Katliamını Unutmayacağız!

Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde organize edilen Pir Sultan Abdal Şenliklerine devletin organize edip gerçekleştirdiği saldırıda Madımak Otelinde bulunan katılımcılardan 35 aydın ve kültür-sanat emekçisi vahşice, yakılarak katledildi.

Türk-İslam sentezli, Irkçı gerici temellerde kendini var eden devletin tarihi, gerek ulusal topluluklara gerekse de mezheplere karşı kitle katliamlarıyla doludur. Devlet, Irkçı-gerici ve tekçi bir karektere sahip olması nedeniyle çok sayıda ulusal azınlık ve mezhebin varlığıyla sürgit bir çatışma içerisinde olmuştur. Her türlü hak talebini zorla bastırarak kitle katliamlarıyla cevap vermiştir. Türkiye kuruluşundan itibaren Kürtlerle ulusal temelde Alevilerle de mezhepsel temelde sürekli çatışma halinde olagelmiştir.

Sivas katliamı, Kuzey Kürdistan’da kirli savaşın şiddetlenerek sürdüğü kesitte gerçekleştirildi. Kürt hareketinin ulusal mücadeleyi-direnişi büyüttüğü, faşist rejimin de Kürt köylerini yakarak, yıkarak, zorla göçerterek faili meçhullere yöneldiği bir süreçte gerçekleşmesinin özel bir önemi vardır. Burada amaç, yaşanan kirli savaşta artan asker cenazelerini ve neredeyse her gün gerçekleştirdiği faili meçhulleri gözlerden gizlemek, hedef saptırmak ve toplumda gelişen tepkilerin sınıf mücadelesi yerine ırkçı milliyetçiliğe akmasını sağlamaktı. Ki, geliştirilen ırkçı gericilikle milyonlarca işçi emekçi, sınıf düşmanlarının çıkarları için dövüştürüldü.

Tam da o kesitte burjuvazinin tüm çarpıtmalarına, hedef saptırmalarına karşın, “Asılan da Yakılan da Emektir” doğru yaklaşımıyla, yaşanmakta olanın kavganın mezhepler (Alevi, Sünni) arası değil bir sınıf kavgası olduğu öne çıkarıldı. İşçi sınıfı ve emekçileri ulusalcı-ırkçı bataklığa çekmek isteyen sermaye gericiliğinin amaçları açık edilerek mücadelenin burjuva sınıf diktatörlüğüne karşı yürütülmesi gereği vurgulandı.

Açık olan şudur ki, sermaye diktatörlüğü çıkarları gereği tarih boyunca gözünü kırpmadan en vahşi kitle katliamlarına başvurmuş ve vurmaya da devem etmektedir. Sivas katliamı da bu kitle katliamlarından sadece biridir. Öncesinde Dersim, Maraş, Çorum, Gazi vardır. Bunlara şimdi bir de Roboski eklendi. Yarın bir başak yer… dolayısıyla asıl görülmesi gereken şey ulusal, dinsel, mezhepsel çatışma ve boğazlaşmalar değil sınıfa karşı sınıf mücadelesi olarak sosyalizm mücadelesidir.

Devlet katliamı savunuyor

Devletin dinci gerici güruh üzerinden örgütlediği katliam yine bizzat devlet yetkililerince sahiplendi. “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyordu dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. Yine “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” alçaklığı sergiliyordu Başbakan Tansu Çiller. Bu üst düzeyden kabuller katliamın devlet tarafından örgütlendiğini ve uygulandığını açıklar nitelikteydi. Vahşice gerçekleştirilen bu katliamda kimi gerici faşist unsurların kullanılması katliamın bizzat devlet tarafından örgütlendiğini gizlemeye yetmemiştir.

Devletin katliamı sahiplenmesi sadece Cumhurbaşkanı ve Başbakanın açıklamalarıyla da sınırlı değildi. Katillerin avukatlığını yapanlar şimdi Milletvekili, Belediye Başkanı, Anayasa Komisyonu üyesi, İl Başkanı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi, Anayasa Mahkemesi üyesi, Devlet Bakanı pozisyonunda bulunuyorlar. Görüldüğü gibi Sivas katliamını başından itibaren planlayarak uygulayanların tamamı devleti bizzat yönetenlerdir.

Katillerin saklanması ve zaman aşımı

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi katillerin “kamu görevlisi olmadığı” gerekçesi ile Sivas katliamını insanlık suçu kapsamında olmadığına karar vererek davayı zaman aşımından düşürdü. Mahkemenin kararından sonra Tayyip Erdoğan alçaklığın sınırlarını zorlayarak “memlekete ve millete hayırlı olsun” dileklerinde bulundu. Adeta yakınlarını kaybedenler ve emekçilerle alay ederek katliam sanıklarının serbest kalmasını kutladı.

Sivas ana davasının bir numaralı sanığı olan dönemin Sivas Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın 10 Temmuz 2011’de öldüğü ve gizlice gömüldüğü ortaya çıktı. Aranıyor denen katil yıllarca hem de katliamın yapıldığı şehirde devlet tarafından korunmuş. Devlet maaşının bağlanmış olması da kuvvetle muhtemeldir. Yine Avrupa’da gözaltına alınan katliam sanıklarından biri Türkiye’ye bildirilmesine rağmen devlet tarafından iade talebinde bulunulmadığı da sonradan ortaya çıktı.

Alevi kurumlarından, işçi ve emekçilerden gelen yoğun tepkiler üzerine devlet oteli kamulaştırmak zorunda kaldı. Alevi toplumunun otelin müzeye dönüştürülmesi talebi reddedilerek “bilim ve kültür merkezi” adında uyduruk bir düzenleme yapıldı. Otelin bir köşesinde açılan “Anı Köşesi” panosuna aydınları, sanatçıları yakarken kazara kendileri de yanan iki katilin ismi de tüm itirazlara rağmen “anı köşesi”ne yerleştirildi.

35 kişinin öldürüldüğü, 60 kişinin yaralandığı katliam devlet tarafından yok sayıldı ve katiller aklandı. Ancak işçi sınıfı ve emekçilerin hafızasına da silinmemecesine kazındı.

Ne Sivas ne Roboski ve ne de diğer katliamların davası biz kazanmadan bitmez. Bu böyle bilinmelidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*