Anasayfa » GENÇLİK » Sınıfsız Dergisi seçim değerlendirmesi

Sınıfsız Dergisi seçim değerlendirmesi

Kapitalist devletin 12.Cumhurbaşkanı’nın seçildiği 10 Ağustos seçim sonuçlarında AKP tekrar büyük bir zafer kazanıp konumunu korumuştur. %52 gibi yüksek bir oy oranıyla ve seçimlerin 2. tura kalmadan seçilen Erdoğan’ın cephesinde işler yolunda görülmektedir. Çatı adayının bulunduğu cephede ise her seçimden alıştığımız hüsran ve kaos devam etmektedir. Kürt hareketi ve HDP bileşenlerinin seçimlerden istediklerini alarak motivasyon sağladıkları bir döneme girdiklerini söylemek erken olmayacaktır.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde son 12 yıldır girdiği tüm seçimleri kazanmayı başarmış AKP’nin, adayı Başbakan Erdoğan bu seçimi de büyük bir farkla ve genel kanının aksine 1. turda kazanmış bulunmaktadır. Karşısındaki rakipleri düşününce biri seçimleri uzatmalara kadar götürüp bir sürpriz peşinde diğeri ise herhangi bir iddiası olmamasına rağmen seçimlerdeki oy sayısına göre çözüm süreci ve burjuva demokrasisinin ilerleme sorunundaki masada söz hakkını güçlendirmeyi planlamaktadır. Aslında Erdoğan’dan başka ciddi bir, cumhura başkan olmaya “aday” yoktur. 12 yıldır neoliberal muhafazakarlık üzerine inşa edilen “Yeni Türkiye” sloganıyla çalışmalarını yürüten AKP, toplumun değişim taleplerini de sistem içileştirerek “devlet-millet” ikiliği içerisinde sürdürmektedir. Bir yandan tek millet, vatan, bayrak, devlet derken diğer yandan Kürt, Alevi, LGBTİ vd. ezilen alt kimlikleri de içine alarak kapsamlı bir neoliberal yıkımın ortağı etmektedir. Çatı adayının tek yeniliği sadece siyasete yeni girişi olup ama söylem olarak CHP-MHP bloğunun “eski de eski Türkiye” mızmızlığından burjuva siyaset gittikçe tek kutuplu halde yürümektedir. Erdoğan kadar oyunu arttıran HDP bloğunun adayı Selahattin Demirtaş da hiç oy almadıkları yerlerden de oy alarak en az AKP/Erdoğan kadar başarılı bir seçim çıkartmıştır.

CHP ve MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu bırakalım Erdoğan ile baş etmeyi onu aday gösteren “sahip çıkan” burjuva partilerin bile kitleleri tarafından benimsenmeyip o ya da bu şekilde sandığa gitmeyerek önemsenmemiştir. Bu bloğun 30 Mart yerel seçimleriyle karşılaştırıldığında 5 milyondan fazla seçmeni sandığa gitmemiştir. CHP’nin tabanından ciddi tepkiler gelmesine rağmen parti içi eleştirilere Kılıçdaroğlu tarafından verilen “Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz.” ve “Risk aldım.” cevapları CHP tabanında ki Alevi ve sol liberal kesimleri sandıktan uzaklaştırmıştır. Bu tepki sadece İhsanoğlu’nun ve geldiği ideolojiye değil bugüne kadar “sosyal demokrat bir parti” görünümde olan CHP’nin umut soğuran politikalarınadır. Bugün burjuva demokratlığı bile beceremeyen parti haline gelen CHP’den umut kesilmesinedir. Bir yanıyla ulusalcılığı besleyen diğer yanıyla sol liberalizmi yedeğinde tutarak kaotik, politikasız, eskiye sarılarak siyaset yapan CHP için sonuç çok da sürpriz olmamaktadır.

Üçüncü aday ise HDP’nin eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş ise beklediğini almış gözükmektedir. Kendisi ve hareketi için belirlenen %10’luk barajını yakalamış görünüyor. HDP bileşenlerinin sistem içerisinde ki konumlarını sağlamlaştırmış, ileriki dönem politikalarında HDP’nin daha görünür bir belirleyen olarak varolacağını söyleyebiliriz. Devletin zorunlu olarak geri tipte bir burjuva demokrasisine geçişinde Kürt hareketinin silaha dayalı direnişinin ve mücadelesinin etkisi kadar bundan sonra da neoliberalizmin uygulanmasında ve burjuva demokrasisinin ilerleyişinde de HDP’ye duyulan ihtiyaç bir o kadar zorunludur. CHP’nin yaptığı/yapmadığı siyaset ile sandıktan dahi uzaklaşan 5 milyon seçmeni bulunduğu göz önüne alındığında HDP’nin yükselişi çok daha büyük anlamlar içermektedir. Kürt Ulusal Hareketinin ideolojik hegemonyası bir yana Demirtaş’ın seçim vizyon belgesi olarak da sunduğu reformist program çürüyen ve çürüten kapitalist sistem içerisinde ezilen alt kimliklere ve işçi sınıfına nefes alma imkanı olup, yılgınlıktan sıyrılma umudu taşımaktadır.

boş-sandık

12 YILIN EN DÜŞÜK KATILIMININ GÖSTERDİKLERİ
30 Mart Yerel seçimlerine gidilirken sadece havaların değil sokakların sıcak olduğu bir dönemde burjuvaların ta kendisinden tutunda, sistem içi siyasetçilere, sanatçılara, aydınlara, reformist örgütlere kadar geniş bir cenah; yazılı, görsel, işitsel medya aracılığıyla sandığa gidin çağrıları yapmışlardı. Çok yüksek bir katılıma ulaşan 30 Mart yerel seçiminden bu yana 4.5 ay gibi kısa bir süre geçmesine rağmen 56 milyon seçmenden 16 miyonu sandığa gitmemiştir. Hiçbir burjuva liberal yazar, akademisyen, siyaset bilimci 16 milyon seçmenin sandığa gitmesini “iklimsel koşullar, tatil vs.” diye açıklayamaz. Bu doğrudan sandığın cazibesini yitirdiğini göstermektedir. 30 Mart yerel seçimlerinde büyük umutlarla sandığa giden kitlelerin büyük hüsran yaşamasına ek olarak sandıktan çıkacakların da sorunların çözümüne yetmeyeceği görüşüdür. Buradan boykot fikrinin kabul gördüğü ya da boykotçuların (içerisinde sınıfsız kolektifi olarak bizim de olduğumuz) kazandığı gibi bir şeyi iddia etmiyor buna da karşı çıkıyoruz. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi katılmayan birçok kişi CHP tabanından olmakla birlikte ufukları hala ciddi bir şekilde sistemi aşan değil, devlet ve kapitalist sistem içerisinde kaybedilen konuma tepkilidir.

KAZANAN DEMOKRASİ
Demokrasi kavramının Marksist tahliline hiç gerek duymadan, hangi sınıfın çıkarına/egemenliğinde demeden kazanan demokrasinin söylevcilerinin sınıfına bakarak çok rahatça burjuva demokrasisi olduğu anlamak zor olmaz. Sendikaların gücü kırılıp sistem içine yedeklenmiş, sınıf örgütlenmeleri yasal düzeyde bile mahkum edilmiş, taşeronluk yasallaştırılıp azdırılmış, hala Ermeni kelimesini küfür olarak algılayan bir insan cumhurbaşkanı olmuş; işçi öğrencilerin geleceksiz, güvencesiz, güvenliksiz, sermayeye artı değer olmuş yaşamlarına rağmen hala kazanan demokrasi ise bizde tam bu noktadan böyle demokrasiyi boykot ediyoruz.

Sistemin yönetememe krizi aşılabilmiş değildir. Bundan sonra daha da devlet içindeki hesaplaşmaların devam edeceği görülmektedir. Sorun sadece AKP düzeyinde düğümlenmemektedir. Çatı adayı fiyaskosuyla kendi krizine bir yenisini daha ekleyen CHP-MHP gibi burjuva partileri tabanlarında öfke biriktirerek en geriden sistemi sorgulatmaktadırlar.
Biz işçi öğrenciler dümeni ne AKP, CHP, MHP gibi burjuva partilere ne de HDP gibi “yeni bir yaşam” diyerek ama sadece görece daha iyi bir yaşama odaklayan reformist HDP’ye göre belirleriz. Cumhurbaşkanlığı konusunda daha önceki yazımız da “Kendi başımız bize yeter.” demiştik, şimdi daha güçlü sokaklarda haykırma zamanıdır. Tekrar diyoruz: Bizim başımız bize yeter. Ne akıl ne de icazete ihtiyacımız var.

111

BUNDAN SONRA…
Cumhurbaşkanlığı seçiminin devlet için daha önceki yıllarda meclis içi rekabet krizlerine sahne olurken, burjuvazi işi halk oylamasıyla toplumsal krizi toplumla aşma yoluna gitmiştir. Cumhurbaşkanlığı’nın daha önceki yıllarda sembolik bir yeri varken bugün halk oylamasıyla Cumhurbaşkanlığı’ndan beklentilerde artacaktır. Başkanlık sistemi hakkında şimdiden büyük öngörüler yapmamakla birlikte burjuvazinin ve en güçlü siyasal temsilcisi AKP’nin sürekli tekrar ettiği gibi “Yeni Türkiye” birçok değişimlere ve doğal olarak krizlerle yoluna devam edecektir.

Türkiye’deki değişim sürecinin ilerlemesi sol/sosyalist siyaseti de etkilemekte birçok sosyalist yapının düzen içi biçimlenmesini, reformist politikalara eğilimini arttırmaktadır. Neoliberalizmin yıkıcı etkisini en çok gençlik alanında hissediyor, işçi öğrencilerin sınıf kininin sınıf atlama, egemen sınıfa benzeme hırsına dönüştüğünü görüyoruz. Bizler bu kendi zamanımızı, mekanımızı, alanlarımızı örgütleyemez; savunamazsak burjuvazi devletiyle, kültürüyle, sermayesiyle bizleri bir bütün olarak işgal etmeye devam edecektir.

Haziran 2015’te genel seçimler yapılacaktır. Şimdilik AKP, CHP, MHP kendi krizleri içerisinde boğuşurken bir yandan da 2015 genel seçimlerine hazırlanmaktadırlar. Peki ya biz? İşçi-öğrenciler, genç işçiler ve kent yoksulu gençler olarak biz de bugünden başlayarak burjuvazinin sermayesi olmadığımızı, ucuz iş gücü olmadığımızı, suyumuzu çıkartıp posamızı bir köşeye fırlatamayacaklarını hatırlatmak için hazırlanacağız. Sosyalizmin özgürlükler dünyasının bizim tek gerçeğimiz olduğunu temele koyarak önümüzdeki seçimlerde bu bayrağı daha da yükseltmek için enerjimizi harcayacağız.

www.sinifsiz.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*