Anasayfa » BASINDAN » Şimdi isyan zamanı!

Şimdi isyan zamanı!

Neşe Yaşin – 20.02.2011 – Birgün

Şans işte! Dünyada onca ülke dururken Akdeniz’in ortasında bir küçük adada doğ; yetmezmiş gibi bir de Kıbrıslıtürk toplumu denen bir çileli halkın içine… Üstelik bir de ‘Milli Şair’ kızı olarak… Sen her ne kadar “ben kimlikler hapishanesinden firariyim” desen de hasbelkader içine doğduğun toplum ömür boyu peşinden geliyor. Dünyanın neresine gidersen git, kimlikler hiyerarşisi içinde bir yerlere sokuluyorsun.

Aslında düşününce bir yandan da bir sıcaklık yayılıyor insanın içine. Sonuçta bu senin ortak anılara, ortak acılara, ortak espriler ve benzerlerine sahip olduğun topluluk. İçinde yeşerdiğin bahçe. Başka yerlerde anlaşılmayacakların anlaşıldığı mekân. Leb demenin yeterli olduğu yer.

Dünyanın neresine gitsen orası çağırır seni. Işıyacağın iklim, dilleneceğin hayat orasıdır.

Kızsan da küssen de kaçamazsın oradan. Tıpkı aşıklar gibi gözyaşı dökersin karşısına geçince. Dağ ve deniz arasındaki boşlukta uçar beşiğim. Kopamazsın.

İnsanlar yaşadıklara yerlere benzerler. Senin aynan orası; derinlerindeki gizemi çözmek için referans noktan…

Çocukluğun fotoğraflar galerisi anlatıyor sana kim olduğunu… Yanmış yıkılmış bir ev, korkuyla kaçan insanlar, göçmen çadırları, iaşe kuyrukları… Kuşatılmış bir şehir, dikenli teller, kum torbaları, askerler, tanklar, silahlar….

Militarist resmi geçitler, bayraklar, nutuklar, ölülerin kanlar içinde fotoğrafları, hep beklenen kayıp kişiler, şehitlikler…

Okulda bağır bağır milli şiirler, kin ve intikam söylemi… Korkulması gerektiği söylenen Rumlar… Sonra, “Anavatan” denilen, bir gün jetlerle, beyaz paraşütlerle toprağa inen askerlerle gelen bir vasi.

Sonra yeniden kıyım, yıkım. Sonra ganimet ve açgözlülük. Bir hırsız gibi başkalarına ait yerlere yerleşme. Başkalarının eşyalarına bulaşan parmak izleri. Başka insanların da “evim” dediği yere “devletim” deme inadı. Sürekli değişen kimlik kartları ve pasaportlar. Kuzeyden akın akın gelen insan kalabalığı. Talan ve yağma. Açık hava hapishanesi. Sürekli bir masa başına oturup görüşen bazı adamlar, bir belirsizlik, bir bekleyiş hali…

“Sizi biz kurtardık. Ödeyin diyetinizi” söylemi.

Sana biçilen üniformalar. Bayrak kumaşından deli gömleği. Yalandan minare kılıfı.

Bütün bunlar içinde kendini ve masumiyetini arama. Sonra sokakları dolduran isyan. Varolmak için yükselen çığlık.

Şimdi annen olduğunu söyledikleri kişi sana “besleme” olduğunu söylüyor. Sen de kendini sorguluyorsun yeniden. “Beslemişse neden beslemiş” diye düşünüyorsun. Akdeniz’de otlayan bir kurbanlık kuzu gibisin. Önce beslenip sonra dualar eşliğinde kesileceksin.

İçindeki ses “isyan” diye hayırıyor. Artık yeter! Bunca eziyet, bunca aşağılama. Bunca aile baskısı. Yeter! Sokağa çıkma zamanı artık.

Siz bana kim olduğumu söylemek istiyorsunuz ama “Ben buyum” deme zamanı.

Emir almayı, küçümsenmeyi, manipüle edilmeyi reddetme zamanı.

Zorla giydirileni değil kendi istediğini giyme zamanı.

Baskıyla söyletileni değil içindekini söyleme zamanı.

Dayatılan rengi değil kendi renklerini kuşanma zamanı.

Ayağına bağlanan zincirlerden kurtulma zamanı.

Dayatılan dili değil kendi dilini gururla taşıma zamanı.

Kendi yaşama biçimine sahip çıkma zamanı.

Kendi müziğinle coşma zamanı.

Düşmanlığı değil birlikteliği ve barışı haykırma zamanı.

Diyet ödeme değil hakkını arama zamanı.

Yukarıda bas bas bağırıyor birileri. “Sen kimsin? Haddini bil.” diyor sana. Şimdi sana bunu diyene haddini bildirme zamanı.

Geçmişte de olduğu gibi en güzel giysilerini giyip alana çıkacaksın barış şarkılarınla birlikte.

Bu senin hayatın, burası senin evin. Onu bir düşmanlık değil barış evi yapabilirsin.

Yaşanan onca acının, onca travmanın üzerine belki daha huzurlu bir gelecek kurabilirsin.

Bu kukla tiyatrosuna son verebilir, kendi hikâyeni kendin yazabilrsin.

2 Mart’a kadar içinde yanan ateşe daha da üfle. Olmak ya da olmamak günü çünkü bu.

Kalp kabını aşsın artık. Baskının duvarları yıkılsın.

Kendinden itaat beklenen bu tutsak çocuk direniş bayrağını açsın.

Bunca yıl görüştüler de ne oldu. Çatışmanın kurumlarına dahil olanlar barışı kuramazlar. Barış sokakta kurulur.

Beslediğiniz kuzu o bıçağın altına yatmayacak. Kıbrıs’ta kuzuların sessizliği yaşanmayacak.

Şimdi isyan zamanı!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*