Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Silver Games”: Kentsel dönüşüm ve sanat

“Silver Games”: Kentsel dönüşüm ve sanat

Fotoğraflar için bir sunu denemesi…

Esma Karadoğan’ın “Silver Games” (Gümüşi Oyunlar/Gümüş Oyunları) başlıklı fotoğraflarına sosyal medyada rasladık. İlk bakışta bir özgünlük, derinlik ve gerilim hissi yaratan ürünlerdi.

İki katlı bir gerilim.

İlki, bir derinliğe sahip düşünsel, siyasal, felsefi, estetik ürünlerin sosyal medyanın anlık tüketim ve gelgeçliğe dayalı kaygan zemininde varoluş çabasına ilişkindir. Gerçek sanat ürünleri, evrensel, daha kalıcı ve eleştireldir. En önemlisi, estetik olarak yeniden ürettiği konu veya sorun üzerinde düşünen, sorgulayan, değiştirmeye çağırdığı bir okur/izleyiciyi gereksinirler. Birden çoka, çoktan bire, çoktan çoka anında tüketilip geçilecek ileti bombardımanı olarak işleyen sosyal medyanın rutin işleyişi ise, en başta düşünmek, sorgulamak, çoğunluğu copy-paste, alıntı, türeti biçimindeki enformasyon parçacıklarını bilgiye dönüştürmek için gereksinilen zamanı ve öz-emeği ortadan kaldırır.

Sosyal medya bir yandan nitel ürünleri de daha pratik ve geniş planda paylaşma, toplumsallaştırma olanağını sağlar. Diğer yandan bunu, her türlü niteliği niceliğe (“beğen” sayısı, vb), her türlü düşünsel içeriği anlık duygusal etkiye, her türlü nitel üretimi türetiye, her türlü yeniden üretim sürecini de hızlı tüketime indirgeyerek yapmaya zorlar.

Sosyal medyada bu tarz ürünler, bu yüzden, ancak bu gerilim ilişkisi içinde varolabiliyor. Gerilimin ileriye doğru aşılabilmesi, hem elitizm hem popülizmin, hem modernist hem postmodernist ilişki biçimlerinin iki yönden aşılabilmesi ile mümkün oluyor.

Esma Karadoğan’ın fotoğraflarındaki ikinci gerilim hattı ise, ürünlerin özgül estetik niteliğinden kaynaklanıyor. Fotoğrafların sol ortamlarda paylaşılması ve isimleri, neoliberal kentsel dönüşüme karşıtlık mesajını ilk elden veriyor. Fakat izleyici, ilk elde alışık olduğu ve beklediği düz, basit, popülist kentsel dönüşüm eleştirisi yerine, stilize ve mistifiye edilmiş, bir nevi groteskleştirilmiş (abartılmış, görkemlileştirilmiş, gotikleştirilmiş) plazalarla karşılaşıyor. Hatta “bu fotoğraflar kentsel dönüşüm ve plazaları eleştiriyor mu, estetize edip güzelleştiriyor mu?” diye tereddüte düşürüyor. Sanatçı, çalıştığı kentsel dönüşüm fotoğraflarında, izleyicinin ilk eldeki beklentisini gerçekleştirip rahatlatmak yerine, tam tersine plazaları daha da ihtişamlı, şatafatlı, böbürlenimci, kasvetli, abideleştirici biçimde yeniden tasarlayarak, kentsel dönüşüme tepkili izleyicisini daha fazla geriyor. Kolay ve hazırlop bir yanıt ve “katharsiz”e yanaşmayıp sorunu, gerçekte olduğu gibi daha da derinleştirmesi, önce o fotoğrafları, sonra da kentsel dönüşümü, izleyicinin yeniden yüzleşmek zorunda kaldığı bir sorun haline getiriyor.

O fotoğraflardaki plazalarda, artık, ister, zamanında çevresindeki her şeyi silip süpürerek 260 metreye yükselen, ne kadar başdöndürücü ve ihtişamlıysa o kadar insanı böcekleştiren bir iktidar abidesi olan kara karanlık Dom Kilisesi’nin bugünkü ordusallaşmış kentsel post modern mali oligarşik biçimlerini; isterse Holywood’un kötü ünlü Batman serisindeki anti-ütopik karanlık, tekinsiz, grotesk, gotik kült kent atmosferini görebilirsiniz. Kesin olan ise o fotoğraflarla yüzleştikten sonra, kentsel dönüşüm ve plazalara farklı bir gözle bakmaya başlayacağınız: Emeği, insanı, doğayı, yeri ve göğü, zamanı ve mekanı, geçmişi ve geleceği yutarak, doyumsuzca büyüyen, iştahla şişen, görülmemiş bir yıkıcılık ve saldırganlıkla yayılan sermayenin kendi güç ve iktidarıyla sarhoş imgesinden, ama asıl krizinden ürettiği, içinde daha büyük krizler ve mücadeleler büyüten bir “dönüşüm”.

Esma Karadoğan’ın fotoğrafları, İstanbul Göztepe E-5 hattı üzerinde, Örnek Mahallesi’nde Dumankaya İnşaatın yaptığı “İkon” adlı 3 bloklu postmodern devasa gökdelenler ile Mahalledeki eski modernist 5 katlı İmar Bloklarını ve ikisi arasındaki ilişkiyi konu ediniyor. İkon’un yapılmasıyla Örnek Mahallesi’nin gökyüzü, güneşi ve rüzgarı kesildi, onun ezici ağırlığı ve gölgesi altında kalan 65 yıllık İmar Blokları giderek çöküntü bölgesine dönüştü. Dev gökdelenler dikilmeden önce Örnek Mahallesi’nde İstanbul’un şırıldayan son derelerinden biri, çevresinde bağ bahçeler ve bostanlar vardı. Dere “ıslah” adı altında adeta imha edildi, inşaat hem yeşil alan kapsamındaki yere usulsüz, hem de ucuza kapatılan bostanların 2.5 katı alana, geniş bir çeperdeki yıkıcı etkileri zerre kadar umursamadan, hatta kasıtlı olarak hedeflenerek yapıldı. Yumuşak zemine çelik kazıklarla yapılan gökdelenlerin devasa ağırlığı çok geçmeden İmar Blokları’nın olduğu alanda da erozyon, binalarda eğilme ve çatlaklara yol açmaya başladı. İnşaat AKP döneminde başladı, Örnek Mahallesi Ataşehir’e bağlandıktan sonra CHP döneminde -önce inşaat izni iptal edildi, sonra geri verildi- sürdürüldü. Üstelik İmar Blokları “riskli alan” ilan edildi ve ikinci üçüncü kuşak Örnek Mahallesi sakinlerinin “tapu tahsis belgelerinin geçerli olmadığı ve zamanında buraların kendilerine yardım amaçlı, geçici olarak verildiğini, hak sahibi olamayacaklarını” söylenerek evleri ve mahalleleri gasp edildi.

4

İlk fotoğrafta (“İllusion/yanılsama”), adeta bir bilim kurgu atmosferi içinde, istilacı, manyetik zırh ve ışın silahlarıyla donatılmış bir uzay gemisine benzeyen İkon gökdeleni ile ayakları altında ezdiği, paramparça edip yediği İmar Bloklarını karşı karşıya görürüz. İkon ne kadar gökten özelleştirerek sağdığı ışıkları yansıtarak parıldıyorsa, İmar Blokları o kadar karanlığa gömülmüştür.

10

İkinci fotoğrafta (“Grandeur İcon/Heybetli İkon”), dev gökdelenin çelik kolonları arasından ve başına geçirilmiş bir taç benzeri geçitinin altından büzülmüş mahalleyi ve son kalan bir yeşillik parçasını görürüz.

5

Üçüncü fotoğrafta (“Silver Games/gümüş oyunları”), bu kez, İkon gökdeleninin tepesinden, cam parmaklıkları arasından siluetleşen İmar Blokları ve Örnek Mahallesini, gökdelenin onu adeta eritip buharlaştırarak içine doğru soğurduğunu hissederiz.

1

Dördüncü fotoğrafta (“Megalomany”), İkon üçlüsünün, muhtemelen henüz iç katları henüz yapım halindeyken görürüz. Dairesel dış zırhı, göğü ve yeri yağmalayarak ışıldarken, iç yüzündeki karanlığı, donukluğu, kasvetine tanık oluruz. Belki de, evlerine ve mahallelerine el konularak yerinden edilen evsiz, mahallesiz bırakılan insanlarla, insansız, insanları da birer nesneye ve gölgeye çeviren, devasa demir çelik beton kasıntısı gökdelenler arasında çelişkiyi düşünmemiz gerekir.

3

Beşinci fotoğrafta (“Reflection/Yansıma”), İkon ve biraz uzaktaki yükselen diğer gökdelenler arasında İmar Blokları ve Örnek Mahallesinin nasıl kuşatılmış, kıstırılmış, tutsak alınmış ve infazını bekler halde olduğunu, her türlü şikayet ve itirazının da o gökdelen burçlarının boğuntusunda eriyip gittiğini anlarız.

2

Altıncı fotoğrafta (“The Ego and İt’s Own/Ego ve ta kendisi”), İkon gökdelenlerinin olanca cüssesiyle yalnız gökyüzünü parçalayarak yükseldiğini değil, yeryüzünü de çökertip içine saplandığını hissederiz. Alttaki bir kaç cılız küçük ağaç ya da fidan, olanca beton, demir-çelik yığının yanında yapmacık, plastik bir kenar süsü gibi kalmıştır. Gökdelenler Örnek Mahallesinin yalnız üstünden göğünü, güneşini değil ayaklarının altından yeryüzünü, toprağını da çekip almaktadır…

Tüm fotoğraflarda, İkon gökdelenlerinin mahalleyle birlikte, göğü, havayı, rüzgarı, güneşi de nasıl tutsak aldığını, kendisine soğurduğu ve doğaya el koyup tutsak aldığını izler, kasvetli yapıların esir ettiği doğayla karşıtlık ilişkisini de hissederiz. Muhtemelen bu fotoğrafta, güneşin, rüzgarın, havanın, gökyüzünün de nasıl bir mali oligarşik el koyma ve özel mülkiyet haline geldiğini de düşünebiliriz. (Fotoğrafların sırasını yeniden düzenledik.)

Fotoğraflar üzerine/üzerinden daha çok şey söyleyebiliriz. Kapitalizmin küresel temelden neoliberal biçimi ile önceki modernist biçimi arasında mekansal gibi görülen yıkıcı çelişki ve dönüşümün, aslında sınıfsal-toplumsal üretim ve iktidar ilişkilerinde, tüm geleneksel ilişki biçimlerini şiddetle çözüp zorla yeniden yapılandıran bir dönüşüm olduğu… Gezi’nin başlangıç pankartlarından birinin “Mahalleme, evime, suyuma, ağacıma, parkıma dokunma!” olduğu… Mahallelerin ve kent sakinlerinin neoliberal kentsel dönüşüme karşı direnişinin yaygınlaşarak sürecek olmasıyla birlikte, yerinden edilenlerin önemli bir bölümünün bizzat o gökdelen, plaza ve avm’lerde işçi olmasıyla, sınıfsal-toplumsal savaşımın yalnız gökdelenlere karşı değil, gökdelenlerin içine de taşınarak büyüyecek olması… Emeğin üretim araçlarından sonra, belli bir sabit işe ve sabit mekana da bağlı olmaktan zorla serbestleştirildiği koşullarda, kentsel dönüşümün yıkıcı ve fakat dev çaplı yeni proleterleşme ve sınıf savaşımı süreçlerinin yeni bir dinamiği olduğu…

Ama burada duralım. Bizimkisi, Gezi’yle birlikte daha yığınsal bir farkındalık ve mücadele potansiyeli kazanan pervasız neoliberal kentsel dönüşüm sorununa ilişkin eleştirel bir sanat yapıtı üzerine mümkün olan okuma çabalarından yalnızca biri, o da bir giriş denemesinden ibarettir. Her okur, Gezi’den, Taksim’den ve kendi mahallesi ve çevresindeki kentsel dönüşüm ve mücadele deneyim ve birikiminden daha zengin okumalar yapabilir, çok daha fazlasını katabilir. Fotoğraflar Örnek Mahallesi kentsel dönüşüm özgülünden evrensel olanı çıkarsıyor, okuru bunu yeniden kendi özgül deneyim ve birikimleriyle birleştirip kentsel mücadele evrenini büyütmeye çağırıyor. Gerçek sanat yapıtı hızla tüketilip geçilen değil, tüketilemez olandır. Okurda yarattığı değişim ve okurun emek ve çabasıyla yeniden üretilebilir olandır; yaşamı, yalnız fikirsel değil duygusal olarak da işlenip tahammül edilmez hale getirdiği maddi-manevi-toplumsal çelişkiler temelinde değiştirmeye çağırandır. Kaldı ki gerçek sanat yapıtı, düz kelimeleri kifayetsiz kılan, salt düz anlamcı fikirsel içerik kaygısıyla anlatılamaz olandır. El emeğinin aracı aletler, zihin emeğinin aracı kavramlarsa, duygusal emeğin aracı, duyguları işleyip dönüştürmenin aracı da imge ve simgelerdir.

Esma Karadoğan Örnek Mahallesi’nin deneyimiyle, Okmeydanı’nda yaşanan benzer ve pervasız bir kentsel dönüşüm saldırısına karşı mücadelede de yer aldı. Okmeydanı Mahallesinde evleri gasp edilmeye çalışılan işçi ve emekçilerin sorunlarına çözüm bulabilmek için çaba harcadı. Gazeteciliği bırakarak fotoğrafçılıkta yoğunlaştı. Okmeydanı’nda kentsel dönüşümü duraksatma konusunda belli bir gelişme sağlanmıştı ki, Örnek Mahallesindeki inşaatların ve “Silver Games” fotoğraflarının üzerinden çok geçmeden Okmeydanı da “riskli alan” ilan edilerek rantsal dönüşüm saldırısı yeniden vites büyüttü. Karadoğan ile sosyal medya iletişimine geçtiğimiz ve “Silver Games” ve diğer fotoğraf çalışmaları üzerine sanat cahili sorularımız ve anlama çabamızla canını sıktığımız süreçte, sanatçı, onca emek ve çabaya karşın Okmeydanı’nda da pervasız saldırının engellenememiş olmasının acısını ve öfkesini yaşıyordu. Buna karşın fotoğraflarını yayınlamamız ve kendi anlama ve yeniden üretme çabamız ekseninden tartışmamız konusunda bizi kırmadı.

“Silver Games” Karadoğan’ın hem muhalif gazeteci ve yerinden edilmiş bir kent sakini olarak geçmişinin, hem de gazetecilik birikimi ve sanatçı duyarlılığıyla yer aldığı Okmeydanı’ndaki kentsel dönüşüme karşı mücadele bilinç ve deneyiminin, yoğunlaştırılmış bir ifadesidir. Neoliberal kentsel dönüşüm saldırısına karşı mücadelenin evrensel-estetik bir imgesi ve bilgisi olarak mücadele içinden üretildiği gibi, yükselme eğilimi gösteren kent-mekan mücadelelerinin içinden yeniden üretilmesi gereken, sanatın mücadeledeki güç ve etkisini gösteren sarsıcı bir örnek.

3 yorum

  1. Kentin/kentlerimizin neoliberal rantçı, işgal ve talan politikalarının sonucu,takip edilemez hızla “değişim ve dönüşümüne” bakıyoruz ama görmüyoruz. Tarifsiz bir körleşme içindeyiz.Esma Karadoğan’ın fotoğrafları, her gün baktığımız ama görmediğimiz bir gerçekliğin, “vay be!” dedirten estetik uyarıcısı niteliğinde.Esma Kardoğan’ı kutluyorum,size de teşekkür ediyorum.

  2. gezi’nin türeti işlerinden oldukça farklı bir düzey. üreti-yorum’u özledik, ama böyle bir düzlemden…

  3. fikret keskinoğlu

    bu fotoğraflar nasıl çekilmiş, nasıl tasarlanmış, nasıl işlenmiş. büyük iş! ama bence asıl başarı, hem konusuna eleştirel bir mesafe koyabilmesi, hem de sorunun bizzat muhatabı olarak yaşanmışlıktan gelen derin içerdenliği… teşekkürler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*