Anasayfa » DÜNYA » Şili: Büyük genel grev ve gösterilerden sonra sınıfsal konumlanışlar

Şili: Büyük genel grev ve gösterilerden sonra sınıfsal konumlanışlar

Şili’de 12 Kasım genel grevi, Pinera’nın yeni bürokratik manevrasına, net bir reddiyeyi deklare etmişti. Grev; sağlık, eğitim, kamu sektörü, limanlar ve orman işletmelerinde tam, imalat sanayinde büyük, madenlerde kısmi bir katılımla, 100 binlerce işçi tarafından gerçekleştirildi. Grevin başını, parlamentarist/reformist partilerden de bağımsız hareket eden işçi kesimleri, kentlerde liman işçileri sendikası, kırlarda orman işçileri sendikası çekti. Başkent Santiago’da 300 bin, Cocepcion’da 100 bin, Valparaiso’da 40 bin kişi büyük yürüyüşler yaptı. Ülke çapında genel grev ve gösterilere, 1 milyondan fazla kişi katıldı. Grev sonrasında, bir kez daha polisle çatışmalar ve barikatlar ülke çapında yayıldı. Polisin grevden önceki akşam Santiago varoşlarında sergilediği vahşilik, öfkeyi büyütmüştü. Grev sonraki çatışmalarda, birkaç bin eylemci, Şili ordusuna bağlı, Latin Amerika’nın en büyük işkence merkezi olarak bilinen, Tejas Verdes alayı tesislerine çatışarak girmeyi başardı, ve bazı askeri binaları ateşe verdi.

Genel grev akşamı, bir kez daha “acil durum/askeri seferberlik” ilan etmeye yeltenen Pinera, bunun gösterilerin ilk döneminde olduğu gibi işçi grevleriyle sokağın daha güçlü bir birleşmesi, küçük burjuvazinin de yeniden sokağa inmesiyle, bir ayaklanmayı körükleyebileceğinden korkan generaller tarafından engellendi.

Genel grev ve gösteriler, Pinera’nın “bir anayasal kongre” hamlesini boşa çıkardı. Pinera’nın manevrası, mevcut parlamento bileşimi üzerinden bir “anayasa değişikliği” kongresi toplayarak, isyanı, rejimin kendisini yukarıdan reforme edeceği beklentisi içinde eritmeyi umuyordu. Bu plan, mevcut gerici neomuhafazakar partilerin denetimindeki Belediyeler Birliği üzerinden kendi anayasa değişikliği plesibitini organize etmesini de içeriyordu. Kitlelere ölümü gösterip yukarıdan “rejim tadilatı” hayallerine yedeklemeyi hesaplıyordu. Parlamentodaki muhalif partiler, reformist Komünist Parti ve Geniş Cephe de bunu kabul etmediler, ve bir “anayasal konvensiyon” (anayasa değişikliği için “kurucu meclis”) istemlerini sürdürdüler.

Şili tarihinin bu en büyük ve etkili genel grev ve gösterilerinden sonra, tüm parti ve sendikalar kartlarını yeniden açtılar ve güçlerin yeniden dizilimi başladı. Santiago ulaşım işçileri sendikası ve bazı madenci sendikaları eylemlerden çekildiklerini açıkladı. “Komünist” Parti etkisindeki sendikalar platformu ise, (Pinera’nın devrilmesi istemiyle değil) “barışçıl/ilerici grevleri” hükümetle müzakere (ve hükümeti meşrulaştırma) için kullanma sınırlarında, grevlere devam kararı aldılar. Liman işçileri, orman işçileri, öğretmen ve sağlık işçisi sendikaları, Valparasio gibi sanayi bölgelerindeki, Antafogasta gibi liman kentlerindeki daha mücadeleci işçi ve sendikalar, yanısıra reformistlerin denetimdeki işçi ve öğrenci sendikalarının muhalif şubeleri ise, Pinera’nın indirilmesi istemiyle mücadeleye devam dediler.

Düzen partisi işbaşında

Genel grevin hemen ertesi günü, parlamentodaki reformistler (“Komünist Parti” ve “Geniş Cephe”), Pinera ile bir tür “kurucu meclis” pazarlığına oturdular. Genel grevin Pinera’nın “anayasal kongre” manevrasını geri püskürten başarısına karşın, reformistler, Pinera ile parlamenterist bir uzlaşma kapısını açık tutmak için, genel grevde, kendi etkileri altındaki işçi ve öğrenci sendikaları ittifak platformunun (“Sendikaların Sosyal Birlik Platformu”), sokağın “Katil Pinera Defol” istem ve sloganlarından ayrı durmasını sağlamaya çalışmışlardı. Parlamentarist-reformistler ve reformist sendika bürokrasileri, “ilerici genel grev”i Pinera’yla pazarlık kozu olarak kullanırken, sendikal hareketi de sokağın daha radikal istem ve mücadele yöntemlerinden ayrı ve uzak tutma becerilerini sergilemeye çalışıyorlardı.

Çok geçmeden Pinera ve hükümet ile parlamentodaki tüm muhalefet partilerinin anlaşma çerçevesi resmen açıklandı. Parlamentarist anlaşma, parlamenterist ve sendikalist muhalefetteki (aynı zamanda parlamentodaki ikinci ve üçüncü büyük partiler olan) Geniş Cephe (tabanını ağırlıklı olarak öğrenci ve akademisyen sendikaları ve liberal halkçılar oluşturur) ve Hristiyan Demokratlar’ın da (tabanını ağırlıklı olarak küçük köylülük oluşturur) resmen imzasını taşıyordu. Yalnızca “Komünist” Parti, anlaşmaya şerh koyarak katılmadığını açıkladı, ama onun da önde gelen sözcüleri bu anlaşmayı, “halkın zaferi” olarak sunmaktan geri kalmadılar. “Komünist” Parti, tıpkı Geniş Cephe gibi, Pinera’nın sözcüsü Karla Ribular’la birlikte, polisin ve devlet kuvvetlerinin değil ama kitlelerin sokak şiddetini kınamıştı!

Skandal uzlaşma!

Parlamentarist uzlaşma/anlaşma ise tam bir felaketti. Buna göre, Nisan 2020’de yeni bir anayasanın istenip istenmediği (“evet/hayır”), ve eğer isteniyorsa yeni bir anayasa taslağının nasıl oluşturulacağı konusunda yalnızca iki şık sunuyordu: Bir Karma Konvensiyon mu (bir kısmı mevcut parlamento üyelerinden ve bir kısmı seçimle) yoksa bir Anayasal Konvensiyon mu (tüm üyeleri mevcut burjuva seçim ve partiler sistemi içinde genel seçimle belirlenecek)? Bir Anayasal Konvensiyon (“Kurucu Meclis”) kararı çıkarsa, seçim tarihi, bir yıl sonra, Kasım 2020’de olacaktı! Bundan sonra, bir yıl içinde, hazırlanan yeni anayasa, referanduma sunulacaktı! (Yani ta 2021’nin ikinci yarısında!)

Burjuva parlamentarist anlaşma, “Kurucu Meclis”e, daha baştan çok ciddi kısıtlamalar getirerek onu tamamen sermaye oligarşisi ve bürokratik düzenin kontrolü altına almayı öngörüyordu: “Kurucu Meclis” seçimi, mevcut burjuva seçim ve partiler sistemi içinde yapılacaktı (ki mevcut düzen partilerine net bir üstünlük ve avantaj sağlar). “Kurucu Meclis” bir egemenlik organı olmayacaktı (yani devlet iktidarının ordu, polis, yargı, bürokrasi, parlamento, hükümet gibi temel organları üzerinde hiçbir hükmü olmayacak, kendi belirlediği yasaları uygulama yetkisi olmayacak). “Kurucu Meclis”in kararları 3’te iki çoğunlukla alınacaktı (neomuhazakar sağcılar 3’te bir azınlıkta kalsalar bile, tüm kararları veto etme hakkına sahip olacaklar). “Kurucu Meclis”in belirlediği yeni anayasa taslağı sadece bir “öneri” olacak, mevcut parlamento tarafından onaylanmadan -ve gerekirse “düzeltilmeden”- referanduma sunulamayacaktı. Bu anlaşmanın uygulanması konusunda çıkabilecek her türlü anlaşmazlık, mevcut hükümet ve parlamenter muhalefet tarafından oluşturulacak bir “ortak komisyon” tarafından çözülecekti (yani sermaye oligarşisini ve Pinera/hükümet son sözü söyleyen olacak).

Reformistlerin “zafer” diye sunduğu burjuva parlamentarist/bürokratik uzlaşma, bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de resmen şöyle bir hüküm içeriyor:

Bu anlaşmayı imzalayan partiler, Şili’de barışın ve kamu düzeninin restorasyonunu, ve insan haklarına ve mevcut demokratik kurumsallığa tam saygıyı garanti eder.”

Bürokratik Anlaşma özetle, mevcut mali oligarşik kapitalizm ve iktidarının hiçbir temel kurum ve mekanizmasına (ordu, polis, hapishaneler, yargı, istihbarat, hükümet, parlamento, genel seçimler, dibine kadar yapılmış özelleştirmeler dahil özel mülkiyet, sermaye ve piyasa egemenliği vd) dokunulamayacağını söylüyor. Anlaşmayı imzalayan muhalefet ve reformist partilerinin kitle tabanlarını sokaktan ve kitlelerin öz mücadele organlarından tümüyle çekmesini, “kamu düzeninin” ve “milli birliğin” restorasyonuna tam destek olmasını, muhalefetin tek biçiminin burjuva seçimler, parlamentarizm ve bürokratizm olduğunu kabul ettiğini söylüyor.

“Anayasal konvensiyon”u (“kurucu meclis”) hiçbir yetki ve etkisi olmayan, ve mevcut devlet iktidarı ve burjuva oligarşik rejim kurum, parti ve mekanizmalarına tabi, bir “danışma meclisi”ne indirgiyor. Oluşumunu da bir dizi aşamayla birlikte, seçim ve partiler sisteminde bile bir değişikliği yasaklayarak, yine mevcut rejim ve partilerinin gücünü koruyacağı parlamentarizm ve bürokratizme bağlıyor. Pinera’nın en az iki yıl daha başkanlık/hükümette kalmasını öngörüyor. Kitlelerin başkaldırdığı rejimin indirilmesi ve aşağıdan köklü değişim istem ve inisiyatifini, tam da bu mali oligarşik rejimin parlamentarizm-bürokratizmi tarafından yukarıdan kolayca kontrol edilecek “anayasal” labirentler içinde eritilmesini, kitlelerin savaşım enerjisinin 2 yıl boyunca “anlaşma ilkeleri” üzerine bitip tükenmez tatavalarla tüketilmesini planlıyor.

Bu bir “anayasal (reform) konvensiyonu” bile değil, sarsılan mali oligarşik kapitalist düzeni – en iyi durumda fare doğuracak kısmi revizyonlarla- restorasyon taktiğidir. Eylemlerin ilk döneminde halkın yüzde 80’inden fazlasının indirilmesini istediği Pinera’nın kellesinin “komünist, sosyalist, demokratik devrim” kılıfı altındaki sosyal demokratik ve liberal reformist partiler tarafından kurtarılma çabasıdır.

Reformistler Pinera’ya neden sarılıyorlar?

Anlaşıldığı kadarıyla, Şili ordu şefleri ve emperyalist danışmanları, onyılların yönetme tecrübesiyle, kitle hareketi ve üretimden gelen güç-sokak hareketi bağı gücünü korurken, kan gölünü büyütecek daha şiddetli bir bastırma girişiminin, isyanı büyütmek ve tabanını genişletmekten başka bir işe yaramayacağını “değerlendirdiler”. (Nitekim Lübnan’da, kitle hareketinin geniş bir kesiminin sokaktan çekilmesinden cesaret alan rejimin polisi bir öğrenciyi, ordunun bir Sosyalist Parti taraftarını öldürmesi, parlamentonun tüm düzen parti yöneticilerini yolsuzluk ve kamu fonlarını iç etme suçlamalarından aklamayı öngören bir tasarıyı gündemleştirmesi ve en sonu Cumhurbaşkanı Aoun’un “halk hiç bir onurlu lideri beğenmiyorsa, o zaman başka yere göçetsinler” tarzı provokatif açıklaması üzerine, 12 Kasım’dan itibaren grev, isyan ve direniş hareketi yeniden harlanmış, parlamento tasarıyı geri çekmek, Aoun sesini kesmek, ordu “kaza kurşunuydu” gevelemelerine yatmak zorunda kalmıştı.)

Ancak bunun bir güvencesi yok, söz konusu bürokratik-parlamentarist restorasyon programı, küçük burjuvazi ve işçi-öğrenci sendikalarının sokaktan ve eylemlerden çekilmesini sağlamayı, ardından da sokak hareketini, burjuva anayasal budalılığa yedeklenmek istenen küçük burjuvazi, ve bürokratik işçi, köylü, öğrenci sendikalarının tabanlarından tecrit edilerek, sokak hareketine karşı kapitalist devlet saldırılarını şiddetlendirmeyi ve kitleler üzerinde “kamu düzeni”ni yeniden tesis etmeyi planlıyor.

“Komünist” Parti anlaşmayı imzalamamış görünse de, anlaşmayı imzalayan liberal reformist Geniş Cephe ve diğer parlamenterist burjuva muhalefet partileriyle ittifağını bozmadan, “dışardan eleştirel destek” tutumuyla ikili oynuyor görünüyor. “Komünist” Parti, kendisinin parlamento ve düzenle uzlaşma programındaki yerini riske etmemek için, Geniş Cephe’yle ittifak içinde oluşturduğu işçi ve öğrenci sendikaları “Sosyal Birlik Platformu”nu da sürdürüyor, ve “Pinera’nın istifası” slogan ve isteminden özenle uzak duruyor ve işçileri uzak tutmaya çalışıyor.

Reformistler Pinera’nın kellesini kurtarmaya çalışıyorlar, çünkü Pinera’nın devrilmesinin rejimle müzakere ederek ve uzlaşarak “kenar süsü reformlar” yapma hayalini yıkacağını, rejimi daha da zayıflatarak, kitleleri daha fazlası için cesaretlendireceğini, tüm rejim kurumlarını ve parlamentodaki tüm partileri ve sistemin resmi temsilcilerini daha fazla sorgulanır kılacağını biliyorlar. Bununla birlikte işçi ve kitle hareketinin hız kesmediği koşullarda, Pinera ve rejimle uzlaşma skandalı da bedelsiz değil. “Komünist” Parti uyanıklık yaparak rejimle uzlaşma anlaşmasına “dışardan destekle” yetinirken, anlaşmayı imzalayan Geniş Cephe de ciddi çatlaklar ortaya çıkıyor. Geniş Cephe’nin (işçi hareketinin daha güçlü ve mücadeleci olduğu sanayi kenti, Şili’nin ikinci büyük kenti olan) Valparaiso bölgesi yöneticileri ve şubesi, ve Convergencia Social hareketi temsilcileri, işçilerin ve tabanlarının büyük tepkisi karşısında, 72 imzalı bir deklarasyon ile anlaşmayı kınayarak istifa ediyorlar.

Kitle hareketinin ağırlıklı kesimi anlaşmayı/uzlaşmayı reddediyor

Zaten grev, isyan ve direniş hareketinin, önemli ölçüde ortaklaşmış görünen temel ekonomik-sosyal-siyasal mücadele istemleri, tepedeki bürokratik “anlaşma programı” ile uzaktan yakından gerçekleştirilebilir değil: Özel emeklilik planlarının geri çekilmesi, herkese parasız sağlık ve eğitim, eğitim ve küçük tarım üreticisi borçlarının kaldırılması, özelleştirilen devlet işletme ve kamu hizmetlerinin yeniden kamulaştırılması, sendikal hak ve özgürlükler, baskı ve yasakların kaldırılması, düşünce, örgütlenme, grev/gösteri özgürlüğü, kadınlara ayrımcılık ve şiddetin kaldırılması, Mapuche yerlilerine ulusal demokratik haklar, ve tabii, Pinochet kalıntısı rejimin ve Pinera’nın defedilmesi…

Kitle hareketinin öncü kesimleri, tepedeki parlamentarist-bürokratik uzlaşma/anlaşmayı tanımıyor, en azından Pinera ve Pinochet kalıntısı rejim figürleri indirilmeden, kendi adına, her hangi bir müzakereyi/anlaşmayı tanımayacağını sokaklarda, her vesileyle ortaya koyuyor. Şili’de sokak hareketinin ilk döneminin sembollerinden olan kadın pandomim sanatçısı Daniela Carrasco’nun polis tarafından kaçırılıp işkence ve tecavüz edilerek katledildiğinin açığa çıkması da, liberal-reformist uzlaşmacıları, kitlelerin harlanan öfkesi karşısında daha bir sıkıştıran bir etken oldu. Ardından bir de, sokak eylemlerinin belgesel fotoğraflarını çeken bir gazeteci katledildi. Reformistler, bu katil rejim ile uzlaşıp “demokratik reform” hesapları yapadursun!…

Şu anda sokaklarda etkin ve militan mücadeleleri yürüten sınıfsal-toplumsal kesimler ise, ağırlıklı olarak, işçi sınıfının liman, orman, eğitim, sağlık ve imalat sanayi ağırlıklı kesim ve sendikalarını, reformist-bürokratik uzlaşma platformunun sanayi bölgelerindeki tabana daha yakın şubeleri, sendikasız, güvencesiz ve işsiz geniş işçi kesimleri, yarı-proleter kent yoksulları/varoşlar, üniversite/lise öğrencilerinin ve eğitimli/beyaz yakalılarının işçileşmiş ya da yıkıcı işçileşme/işsizleşme/güvencesizleşme içindeki kesimleri, ağırlığını yoksul/topraksız köylü ve tarım işçilerinin oluşturduğu Mapuche yerlileri, ve alt sınıflardan kadınlar. Diğer taraftan tıpkı rejim içindeki (reformistlerin yamamaya çalıştığı) çatlaklar, gelgitler gibi, reformist uzlaşmacı parti ve sendikaların içinde de, hem taban basıncı hem de işçi-kitle hareketinin öncü kesimlerinin basıncı ile çatlak ve yalpalamalar görülüyor.

Ancak işçi sınıfının ve küçük burjuvazinin reformist uzlaşma platformu yörüngesindeki kesimleri de, mücadeleden tümüyle kopmuş değil, parlamenterist partiler ve bürokratik sendikalardan bağımsız hareket etmeye çalışan işçi, kadın, öğrenci komiteleri de var. (Bunun bir nedeni de Şili’de Allende/Pinochet sürecinin tarihsel özdeneyimi. Bu dönemde küçük burjuvazi işçi sınıfının karşısına geçip faşist darbeyi desteklediğine, bin pişman olmuştu. Daha önemli bir neden ise, modern kent küçük burjuvazisi ve beyaz yakalı eğitimli emekçilerinin genişçe bir kesiminin, işçileşmiş veya işçileşmeye yakın bir konumda olması.)

“Demokratik ve bağımsız kurucu meclis” mi?

Bununla birlikte, Şili Devrimci İşçi Partisi, Şili Devrimci Komünist Partisi gibi, henüz sınırlı ve Valparaiso ve Antafogasa gibi bölgelerde yoğunlaşan bir güce sahip dinamiklerin “mevcut siyasal rejimden bağımsız ve egemen bir kurucu meclis” istemi de (kuşkusuz tepeden rejimin kontrolünde bir “restorasyon meclisi”nden epey ileri bir istem olsa da) mevcut koşullarda bir çözüm sunmuyor. Çünkü bilindiği gibi, feodal/aristokratik “ancient” rejimden bağımsız ve egemen bir “kurucu meclis”, burjuva devrimin sloganı ve istemidir. Bugün ise iktidar zaten burjuvazinin elinde olduğundan, kapitalizmin sınırları içinde kalan ve tarihsel olarak aşılmış/aşılması gereken bir istemdir. Bu tür bir kurucu meclis, mevcut hükümetten bağımsız olacağı varsayılsa bile, sermaye egemenliğinin ve devletin asli kurumlarının üzerinde bir bağımsızlığa ve egemenliğe sahip olamaz. Yok sermaye ve devletinden bağımsız olacaksa da, o zaman bu bir “burjuva demokratik anayasa meclisi” olmaz, başka bir şey olur. İşçi sınıfı ve kitle hareketinin Sermaye oligarşisi ve Devlet iktidarına karşıt savaşım ve (ikili) iktidar organı/konseyleri olur.

Gerçi bu örgüt ve hareketlerden en azından bazıları, bu açmazın farkında görünüyorlar. “Bağımsız ve demokratik bir kurucu meclisi”, şu anki sınıfsal-toplumsal güç dengelerinin bir “devrimci durum” ve “ikili iktidar”dan uzak olmasıyla, “acil bir geçiş taktiği” olarak kullandıklarını ileri sürüyorlar. Onlara göre, halen sistem içi bir reform istemi olarak kalsa da, bir “bağımsız ve demokratik anayasal kurucu meclis”, mevcut rejim ve burjuva partilerin, reformistlerin ve reformist parti ve sendika bürokrasilerinin, hepsi 7-8 kadar büyük sermaye grubunun denetimindeki sermaye oligarşisinin, kitlelerin gerçek ve acil sınıfsal-toplumsal-siyasal istem ve ihtiyaçlarına uzaktan yakından yanıt veremeyeceğini gözler önüne serebilir, ve halen kapitalist sistem içinde kalsa da, tüm sistem ve rejiminin “herşeyini” sorgulanmasını sağlayarak, kitleler içinde sosyalist fikir ve tutkuların yaygınlaşmasına bir başlangıç olabilir.

Bu yaklaşım, sınıfsal-toplumsal güç dengelerinin henüz bir “ikili iktidara”, kendi bağımsız devrimci iktidar organları ve önderliğine uzak olduğu koşullarda, sermaye/devlet iktidarı yerinde dururken, böyle bir “özgür, demokratik, bağımsız anayasal kurucu meclis”in imkansız olduğunu kitlelerin özdeneyimleriyle görmesini sağlamak gibi bir taktik hedefle sınırlı olsaydı, belki bir anlamı olurdu. Ancak hem kapitalist sistem içi olacak, hem de kapitalizmin “her şeyini” sorgulayacak ve kitlelerin acil istemlerinden başlayarak, sosyalist fikirlerin ve tutkuların yayılmasını başlatabilecek bir “özgür, demokratik, bağımsız, egemen anayasal kurucu meclis”in mümkün olduğu varsayımı, küçük burjuva demokratik ütopik-reformizmden pek kopamamış ve kendi içinde çelişkili görünüyor. Tam tersine, kitlelerin dikkatini yine “ideal demokrasi ve anayasa” hayalleriyle sınırlama riskini de içeriyor. Her şeye karşın, örneğin, Şili Devrimci İşçi Partisi’nin bu doğrultudaki politika ve önerilerini tartışmaya açtığı internet sitesi ve sosyal medya sayfasının (La Izquierda Diario website) bir hafta gibi bir sürede 2 milyonun üzerinde ziyaretçi sayısına ulaşması, kitlelerin, Geniş Cephe ve Komünist Parti’nin liberal reformist uzlaşmacılık ve müzakereciliğinin ötesine geçen, daha ileri çözüm arayışlarını da belirginleştiriyor.

İşçi sınıfının bağımsız öz mücadele organları

“Kurucu meclis”in ne, nasıl ve kimin inisiyatifinde olacağı tartışmaları süredursun, işçi sınıfı ve kitle hareketi içinden kendiliğinden doğan ya da bu örgüt ve grupların oluşturmaya çalıştıkları, işçi, kitle, sokak, mahalle, özsavunma/milis, özsavunma organlarınının (grev komiteleri, öncü işçi kurulları, mahalle meclisleri, kitle/sokak forum ve platformları, vd) geliştirilmesi, bölgesel-kentsel koordinasyonların oluşturulması, ve bu özmücadele organları içinde reformistlere karşı mücadele ederek işçi sınıfının bağımsızlığının kazanılması ve koordine edilmesi, daha kritik görünüyor ve bu yönelim de giderek belirginleşiyor. Temeldeki, İktidar ve Mülkiyet gibi temel stratejik sorunlar ise netleştirilmeyi ve taktiklere içerilmeyi bekliyor.

Şili’de büyük kentler, sanayi bölgeleri, varoşlar ve okullarda gösteri ve çatışmalar hız kesmeden devam ediyor. Kitle hareketi içindeki iki eğilim belirgin. Birisi, aslen “Komünist” Partisi ve Geniş Cephe’nin sol kanadının temsil ettiği, olabildiğince kontrol altına almaya ve gemlemeye çalıştıkları kitle hareketini, yalnızca “tepeden” daha fazla kısmi reform müzakeresinin “basınç” aracı olarak görmekten ibaret. Diğeri ise, işçi sınıfı ve alt orta sınıf ittifaklarının (öğrenciler, kadınlar, Mapuche yerliler, beyaz yakalı işçi-emekçilerin Pinera’yı indirmek isteyen kesimleri), bağımsız örgütlenme ve eylemini geliştirmenin yol ve yöntemleri arayışında. Şili’de hareketi sürükleyecek güç ve yetide bir proleter sosyalist devrim partisinin olmaması sorunu, işçi sınıfının bağımsız/devrimci özörgütlenmelerinin henüz yerel ve tohum halinde olması sorunları baki kalmaya devam ediyor.

Şili’de işçi sınıfı ve sokak hareketleri hız kesmeden, farklı toplumsal sınıf ve kesim güçlerinin taktik muharebeleriyle devam ediyor. Sınıf güçlerinden birinin diğerine kesin üstünlük sağlayacağı, tayin edici tarihsel dönemece henüz gelinmemiş görünüyor, ki bu sınıf savaşımları süreci, iniş ve çıkış, kesinti ve sıçramalarla daha belli bir vadeye yayılacakmış gibi görünüyor. Sarsılan ve eklemleri çatırdayan eski üstyapı ve tabii bunun dayandığı neoliberal kapitalist üretim ilişkilerinin, eskisi gibi sürdürülemez hale geldiği koşullarda, mevcut üretim ve egemenlik ilişkilerini hangi sınıf ve güçler ne ölçüde, hangi doğrultuda, nasıl değiştirecek, Şili’de bu soru sokaklarda, barikatlarda tartışılıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*