Anasayfa » DÜNYA » Şili: Burjuvazi isyanı geriletemeyince, iktidarı orduya teslim etmenin yolunu arıyor
Demonstrators clash with security forces in Santiago, on October 24, 2019. - The United Nations said Thursday it would send a special mission to investigate human rights abuses in Chile, where a general strike went into its second day following a week of street protests that left 18 dead. (Photo by Pedro UGARTE / AFP)

Şili: Burjuvazi isyanı geriletemeyince, iktidarı orduya teslim etmenin yolunu arıyor

Şili’de 6. haftasına giren isyan ve direniş hareketinde, 27 Ekim ve 14 Kasım’dan sonra 25 Kasım’da üçüncü 2 günlük genel grev gerçekleştirildi. Genel grev, bir kez daha başkent Santiago ve diğer büyük kentlerde yüzbinlerin yürüyüşleri ve ülke çapında yol blokajları ile bütünleşti.

Genel grev, (reformist) Komünist Parti, (liberal reformist) Geniş Cephe ve kısmen (“üçüncü yol”cu) Sosyalist Parti’nin etkisi altındaki işçi-öğrenci-tarım “Sendikalar Sosyal Birlik Platformu” tarafından düzenlendi. Sendikal harekette, 14 Kasım genel grevinden sonra Pinera’yla içi boş “kurucu meclis/yeni anayasa” uzlaşmasını imzalamayan, ama Pinera’nın istifasını istemeden aşağıdan kontrollü bir basınçla sosyal-demokratik pazarlık marjını genişletmeye çalışan Komünist Parti’nin inisiyatifinin arttığı görülüyor. Nitekim Pinera ile skandal uzlaşmaya imza atan Geniş Cephe ve Sosyalist Parti’nin de Genel Grev’in karşısında yer alamamaları bunun bir göstergesi.

Çünkü işçi sınıfı ve kitle hareketinin büyük çoğunluğu bu skandal uzlaşmayı tanımadı. Sendikaların tabanı dahil grev ve gösterilere devam devam dedi. İşçi sınıfı ve kitle hareketinin skandal uzlaşmayı tanımaması ve tepkisi, Geniş Cephe’de çatlaklar ve ayrışmalara yol açtı. Skandal uzlaşma, büyük ölçüde ölü doğmuş oldu. Şili’de son kamuoyu araştırmalarının da gösterdiği gibi, Pinera’nın toplumsal desteğinin yüzde 9’a kadar düştüğü, kitle eylemlerine desteğin ise (çeşitli anketlere göre) yüzde 67 ile yüzde 87 arasında bulunduğu koşullarda, başka türlüsü olamazdı. Kitlelerin 3’te ikisinden çokça daha fazlası, Pinera’nın istifasını ve kitle eylemlerin sonuç alınıncaya kadar devamını istiyor.

Öyle ki reformistler, aşağıdan işçi sınıfı ve sokak inisiyatif ve istemlerini dikkate almadan yukarıdan uzlaşma pazarlıklarına girişince ayaklarının altındaki zeminin kaydığını gördüler.

Örneğin son genel grevden sonra “Sendikalar Sosyal Birlik Platformu”, Pinera’nın İç İşleri Bakanı’nın görüşme istemini kabul ederken, bunun bir “uzlaşma ya da pazarlık görüşmesi olmayacağını” açıklamak zorunda kaldı.

Sıkışan ve sallanan rejim ve hükümet ise, bir yandan “demokratik reform” maskesi takmaya çalışırken diğer yandan bastırmacılık yığınağını artırıyor; aynı anda papaz ve celladı oynamaya çalışıyor.

Cellat ve papaz taktiği

İnsan Hakları Gözlemevi, polisin “vahşi dayakları ve cinsel tacizleri” üzerine ayrıntılı bir rapor yayınladı. Raporda, Şili’de 6 hafta içinde devletin silahlı güçlerinin 26 cinayeti, 1100 işkencesi ve, içlerinde 14 yaşında çocukların da olduğu, 70 tecavüzü kayıt altına alınmış. İnsan Hakları Kurumu,

bunların soruşturulması istemiyle birlikte, “polis teşkilatında acil bir reform” çağrısı yaptı. Bu rapor hem burjuva hem de muhalif medyada öne çıkartılan bir gündem oldu. Pinera yönetimi de, “İnsan Hakları raporu ve önerilerinin dikkate alınacağı, Carabineros (askeri-polis) üzerinde ‘derin reformlar’ yapılacağı, eylemler ve tutuklamalar sırasında polisin davranışları üzerinde daha büyük ve etkin denetim uygulanacağı” türünden açıklamalar yaptı. Bunlar, kapitalist oligarşik rejim ve hükümetin, despotik devlet aygıtında “yukarıdan reform” yapacağı beklentisini yaratmaya dönük, nafile çabalar. Oysa kitle hareketi, katil Pinera ve Carabineros’a büyük bir öfkenin ötesinde, dağıtılmalarını istiyor.

Katil milyarder Pinera, bir yandan çoktan akmış “demokrasi” makyajını tazelemeye çalışırken, asıl yığınağını bastırmacılığa yapıyor. Pinera, emekli ve polis akademesinden yeni mezunların da göreve alındığı 4300 yeni askeri-polisin daha sokağın üzerine gönderileceğini açıkladı. Milli Güvenlik Konseyi’nde generallerle yaptığı toplantının ardından, Pinera, hükümet koalisyonuna, askeri kuvvetlerin OHAL ilanına gerek olmadan seferber olmasına, istihbarat kuvvetlerinin takviyesine, “yağmacılığa” karşı cezaların ağırlaştırılmasına ilişkin acil düzenlemeler talimatı verdi. “Kritik altyapıyı korumak için Silahlı Kuvvetlerle işbirliğine dayanmamız zorunlu” türünden açıklamalar yaptı.

Şili ordusu, önceki genel grev sonrasında, Pinera’nın “acil askeri seferberlik” istemini geri çevirmişti. Ordunun şimdilik bir darbeye isteksiz görünmesinin başlıca nedeni, işçi sınıfı ve sokak hareketinin bütünlüğünü koruması. Pinera’nın liberal ve reformist sol ile birlikte yaptığı manevraların, kitle hareketini bölmeyi, küçük burjuvaziyi ve işçi sınıfının sendikalı kesimlerini mücadeleden düşürerek sokak hareketini yalnızlaştırmayı başaramaması. Kitlelerde Pinochet askeri-faşist diktatörlüğünün travmatik acıları ve öfkesinin çok canlı olması, kitle hareketinin temel mücadele isteminin, faşist Pinochet rejiminin devamına karşı olması. Nitekim metro zammına karşı öğrenci eylemleriyle başlayıp yayılan isyana karşı Pinera askeri sokağa indirince, buna karşı, kent merkezlerindeki küçük burjuvazi de sokağa inmiş, protestolara katılmıştı. Tarihsel tecrübelerle sabittir ki, en azından küçük burjuvazinin ve kitlelerin bir kesiminin desteğini almadan (veya “tarafsızlığını” sağlamadan), kitlelerde bir demoralizasyon ve gerileme yaratmadan, askeri-faşist bir darbe olanaksız değilse bile, başarılı olması zordur. Bununla birlikte, asker zaten sokakta. Pinera yönetimi de, reformist sol’un çanak tutmasıyla bir yandan durmaksızın akan “demokrasi” makyajını tazeleyip “sosyal ve demokratik reform” hayallerine oynarken, diğer yandan bir askeri darbe zeminini hazırlamak ya da ordunun ipleri eline almasını sağlamak için elinden geleni yapıyor. Ne yazık ki, reformist sol’un askerin sokaktan çekilmesi ve Pinera’nın istifası şartlarını bile ileri sürmeden pazarlığa oturması, yani Pinera’yı düpedüz kurtarması, bu manevralara açık kapı bıraktı.

Burjuvazi askeri ya da yarı-askeri bir iktidarın zeminini yaratmaya çalışıyor

Pinera, liberal-reformist sol’un uzlaşmacılığı nedeniyle halen düşürülemedi. Ama toplumun yüzde 90’ının Pinera’nın gitmesini istediği, 4’te üçünün onun içinde olduğu hiçbir şeyi meşru görmediği, Pinera’ya/rejime yapılmaya çalışılan liberal-reformist yamanın da tutmadığı koşullarda, Şili’de iktidar ve “otorite” zaafiyeti ve boşluğu giderek belirginleşiyor. Pinera’nın giderek daha fazla orduya yaslanmaktan başka şansı zaten kalmamış durumda; ordu ise darbe yapmak istemiyor gibi görünerek, iktidarı “istemem yan cebime koy” havalarında. Şili’de sermaye oligarşisi de, 6 haftadır grevler, blokajlar ve sokak eylemleriyle işlemez hale gelmiş ekonomi ve sokağa karşı “iktidar ve otorite” erozyonu karşısında, henüz Pinera’yı tümden gözden çıkarmamış olsa da, askeri ya da ya da yarı-askeri bir iktidarın zemini de yaratıyor. Kitle hareketini bölüp geriletemedikleri durumda, yeni taktikleri, şimdilik sert bir darbeyle değilse bile, bir tür “yumuşak darbe/süreç olarak darbe” biçiminde iktidarı adım adım ordunun eline teslim etmek.

Bu taktik, kitleleri ve parlamentodaki reformist solu darbeyle/askeri yönetim ile korkutarak, “liderleri”, kitlelerin tepkisiyle kadük hale gelen “milli birlik/uzlaşma projesi”ni, yeniden tesis etmeye çağırıyor. Artık “demokrasi”den bile değil “kamu düzeni”ni kurtarmaktan bahsediyorlar.

Hemen ardından, “Sosyalist” Parti’nin yönetici kademelerinden 80 imzayla bir deklarasyon yayınlanıyor. Bunlar da, kitlelerin büyük tepkisi ile kadük hale gelmiş olan, (Komünist Parti hariç, Geniş Cephe, Sosyalist Parti ve Hristiyan Demokratlar tarafından imzalanmıştı), Pinera’yla yaptıkları skandal “milli birlikçi” yol haritasını savunurak şu beylik yaveleri geveliyorlar: “Lümpen ve marjinal kesimlerle birlikte aslen uyuşturucu çetelerine bağlı kriminal gruplar ve yüksek düzeyde ideolojikleşmiş ve organize olmuş aşırı uçlar ve sistem-karşıtı gruplar, Şili demokrasisini yıkıp ülkeyi pasifize etmek için, askeri diktatoryal bir rejimi provoke ediyorlar.”

He-hey, be-hey! Ne kadar tanıdık bir burjuva liberal tirad değil mi? Kitleleri ve kendi solundakileri darbeyle, burjuvazi ve iktidarı ise “kamu düzeni”nin çöküşüyle korkutmaya çalışıyorlar. Bir yandan darbeye çanak tutarken, diğer yandan Pinera’yla yaptıkları restorasyon anlaşmasını dayatıyorlar.

Ama şeytan ayrıntıda gizlidir. “Sosyalist” makyajlı parti, bu deklarasyonları bile parti adına yapamıyor. Bunlar “kişisel” imzalar, parti bürokrasi veya bir kesiminin panik atakları gibi görünüyor. Tıpkı Geniş Cephe’nin içinde Pinera ile skandal uzlaşmayı imzalamayan, bu nedenle ayrılan, veya GC içinde kalsa da anlaşmaya muhalefet eden çatlamaların olması gibi, “Sosyalist” Parti de, tabanına ve hareketin daha güçlü olduğu bölgelerdeki bazı il ve şubelerine, denetiminde olan sendikaların tabanına tam söz geçiremez hale gelmiş görünüyor. Halkın yüzde 91’i Pinera’nın inmesini isterken, yaklaşık 4’te üçü kitle hareketine devam derken, kitle kabarışı Pinera’yı kurtarmaya çalışan ve uzlaşanları bağışlamazken, “lümpenler, marjinaller, kriminaller, aşırılar” filan diye bu rüzgara karşı işemeye kalkışanlar kendi suratlarına işemiş oluyorlar.

Şili’de rejim karşıtlığı ve sistem karşıtlığı

Çünkü Şili’de kesin olan artık şudur: Kitlelerin büyük baskısıyla burjuva siyasetin “merkezi” (sağ ve sol merkez) giderek zayıflıyor ve çatırdıyor. Onu yamamaya, yapıştırmaya, uzlaştırmaya çalışan partiler de zayıflıyor ve çatırdıyor. Şu “sağ/sol merkez” vb türünden beylik resmi siyaset jargonunu bir yana bırakırsak, daha önemlisi: Üstyapının eklemleri sarsılıyor ve zayıflıyor. Şili’de, mevcut mali oligarşik kapitalist neoliberal-despotik rejim ile, işçilerin ve modern kent/geleneksel kır küçük burjuvazisinin işçileşmiş veya yarı-işçileşmiş geniş kesimlerinin artık çoğunluğunu oluşturduğu kitlelerin toplumsal-siyasal tüm istemleri, bu çelişkinin yapay biçimde (Pinochet askeri faşist diktatörlüğünden itibaren kısmı tadilatlarla) çok uzun zamandır sürdürülmüş ve keskinleşen bir karşıtlığa dönüşmüş olması yüzünden, şimdi bu rejimi sarsıyor ve aşındırıyor.

Bu çelişki yalnızca ve basitçe altyapı/üstyapı çelişkisi değil. Bu çelişki, Şili’nin neoliberalizmin ilk, ve en vahşi uygulama laboratuarı olması ve Pinochet rejiminin kısmi tadilatla bu kadar uzun sürmüş olması (1973-2019) nedeniyle bugün öne çıkıyor görünse de, yalnızca neoliberalizm ve despotik rejim ile halk çelişkisi de değil. Bu yüzden mali oligarşik kapitalizm koşullarında, ondan bağımsız bir burjuva/küçük burjuva demokratizmi (“kurucu meclis” vb) hayali ile çözülebilir değil. Devletin de iliğine kadar kapitalistleştiği koşullarda, bir takım içi boş burjuva/küçük burjuva ulusalcı-kamucu veya sosyal-demokratik yeniden bölüşüm hayaliyle de çözülebilir değil.

Bu çelişki özünde, kapitalist sistemin içindeki uzlaşmaz çelişkilerin ifadesi: Toplumsal üretici güçler ve ihtiyaçların geldiği gelişim düzeyi ile kapitalist üretim ve egemenlik ilişkileri arasındaki büyüyen bağdaşmazlık; ve uzlaşmaz sınıf çelişkisi.

Şili’de kitleler, askeri darbe/askeri diktatörlük tehdidine karşı da mücadele ve örgütlenmeyi yükselterek, sınıfa karşı sınıf ekseninde ilerlemek zorunda. Pinera’yı düşürmek önemli ama yeterli değil. Kaldı ki, Pinera’nın iktidar krizini çözemez ve çözümsüzleştirir gördüğü anda, kitlelerin istemini yerine getirir maskesini takarak, pekala ordu da Pinera’yı -nazik biçimde- indirip, iktidarı doğrudan eline alabilir ya da tepeden dizayn etmeye çalışabilir. (Tıpkı daha önce Mısır’da, Cezayir’de vd olduğu gibi.) Ancak bu tür bir darbenin Pinera’ya karşı değil, işçi sınıfı ve sokak hareketine karşı olacağı açıktır. Bu yüzden mesele yalnızca Pinera değil, sermaye oligarşisi, bürokrasisi ve ordusunu da kapsayan, total sınıf iktidarıdır. Buna karşı işçi sınıfının reformistleri ve sendika bürokrasilerini aşma gereği, kritik bir eşik olarak durmaktadır. İşçi sınıfı ve kitle hareketinin, skandal uzlaşmayı tanımaması, yalnızca Pinera’yı değil onunla uzlaşan liberal reformistleri de sarsması ve genel grevleri -aralıklı da olsa- sürdürmeye zorlaması, önemli bir moral ve siyasal kazanımdır. Fakat işçi sınıfının, reformistlerin etkisi altındaki (kendisini aşağıdan kontrollü basınç aracı olarak, yine bu reformistlerin inisiyatifindeki yukarıdan pazarlık için kullanan) “Sendikalar Sosyal Birlik Platformu” bürokrasisini de aşabilmesi gerekir. Ancak böylelikle, bir süresiz genel grev, işgal, blokaj, isyan ve direniş hareketleri kaynaşarak, yaptırım gücü artabilir.

Şili’de Pinochet sonrası 30 yılın 25 yılı hükümet olan “Sosyalist” Parti merkezli uzlaşma koalisyonlarının deneyimi, kitlelerde mevcut rejim içinden demokratik ve sosyal değişimlerin gerçekleşemeyeceği bilincini de artırmış görünüyor. Güçlü rejim karşıtlığı kadar olmasa da, sistem karşıtlığının da dinamikleri var.

Şili, üzerinden koca bir Pinochet silindiri geçmiş olmasına ve derinlemesine neoliberal kapitalist çözücülüğe karşın, işçi sınıfının güç ve mücadele kültürünü belli ölçüde koruyabildiği bir ülke. Şili işçi sınıfının tarihsel saygınlığı, bir yanıyla Allende döneminde, bunun arkasındaki asli güç olmasından, ve bizzat Allende’ye (ve o dönemki Sosyalist ve Komünist Partilerin saldırılarına) karşın, çok sayıda kapitalist fabrika ve işyerinin yönetimine el koymuş olmasından, Pinochet faşist darbesinin de aslen işçi sınıfının bu kolektif öz inisiyatifine karşı yapılmış olmasından geliyor. Aynı zamanda Şili işçi sınıfının son yıllarda yine inatçı grev ve direnişleriyle öne çıkmasından ve Ekim-Kasım 2019 isyanın önünü açmış olmasından geliyor. Şili’de kitle hareketi, en azından, işçi sınıfının mücadelesi olmadan bir şeyin değişmeyeceğini biliyor.

İkincisi, Şili’de 7-8 kadar aileye ait mali sermaye grubunun (emperyalist kapitalist ortaklarıyla birlikte) kapitalist ekonomi ve iktidarı elinde tuttuğunun herkesin bilmesi. Milyarder Pinera’nın da bileşenlerinden biri olduğu bu sermaye oligarşisi (emperyalist ortaklarıyla beraber), büyük sanayi, madenler, limanlar, enerji, ormanlar, büyük tarım plantasyonları, bankalar, ithalat-ihracat, otoyollar, kentsel gayrımenkuller ve su’dan, büyük market zincirleri, fahiş eğitim kredileri ve kamu fonlarına kadar herşeyi ellerinde tutuyorlar. Mali sermaye tekelci sanayi, banka, ticaret sermayelerinin ve devlet sermayesi ve iktidarının kaynaşmasıdır. Eğitim, sağlık, emeklilik ve diğer kamusal emek fonlarının da mali sermayeye çevrilip yağmalanmasıdır. Şili’de bu 7-8 kadar aile holdinginin elinde muazzam tekelci oligarşik sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi, ve neredeyse tüm ekonomiyi tekelleri altına almaları da, Pinochet faşizmi döneminin bir ürünüdür. Bu yüzden, Şili’de işçi sınıfının öncü ve sınıf bilinçli kesimleri, bu mali sermaye oligarşisini, Pinochet faşizmi ve onun siyasal mirasçılarıyla özdeş görüyor.

Üçüncüsü, her türlü toplumsal-yaşamsal ihtiyacın dibine kadar tekelci metalaşmış olması. Şili su şebekesinin bile özelleştirildiği tek, su, gıda, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçların toplamda en pahalı olduğu ülke. Yalnızca şehir içi ulaşım fiyatları ve eğitim kredileri faiz ve geri ödemeleri, ortalama ücretin yüzde 50’sini buluyor. Şili’de özellikle sermayeleştirilmiş ulaşım ve eğitim alanlarında kitlesel mücadelelerin gelenekselleşmiş olması bir ön birikim sağlamıştır. Böyle olunca Şili’de kitlelerin neden bankaları, metroları, Wall Mart ortaklı büyük market zincirlerini, emperyalist/ortaklı enerji şirketleri, benzin istasyonlarını ateşe verdiğini anlamak zor değil.

Fakat bu dinamiklerin de yaygınlaşıp derinleşebilmesi için, en ileri kesimlerin bile takılıp kaldığı “mevcut hükümet ve siyasal rejimden bağımsız, demokratik, egemen anayasal kurucu meclis” hayalinden sıyrılabilmesi, hangi sınıfın hangi sınıfa karşı demokrasisi ve iktidarı sorusunu mücadeleyle kaynaştırabilmesi, üretim ve mülkiyet ilişkileri sorununu da gündemleştirebilmesi gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*