Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sıla, Ahmet Kural ve Yapı-Kredi Bankası…

Sıla, Ahmet Kural ve Yapı-Kredi Bankası…

Sıla’nın Ahmet Kural tarafından dövülmesi çokça tartışıldı. Sıla’nın bu olayı kamuoyuna açıklaması ve davacı olması, kadınların maruz kaldığı erkek şiddetine karşı önaçıcı bir adım olarak övüldü, Ahmet Kural rezili de özellikle kadın hakları savunucuları tarafından gayet yerinde ve haklı olarak topa tutuldu ve teşhir edildi. Ancak ne yazık ki, çoğu kadın hakları savunucusu, Ahmet Kural’la reklam sözleşmesini bu olay üzerine fesheden Yapı Kredi Bankası’nı da tam bir sınıf körlüğüyle övmekten geri kalmadı.

Türkiye’nin en büyük tekelci oligarşik sermaye grubu olan Koç Holding’in ortağı olduğu Yapı-Kredi Bankası, sözde bir “kadın dostu” vitrinine sahiptir. Kadın müşterilere dönük agresif bir pazarlama stratejisi izlediği için, kadın sorununa pek önem verirmiş gibi yapar. Banka çalışanlarının 3’te ikisinin, orta düzey yöneticilerinin ise yarısının kadın olmasını, reklam ve imaj pazarlaması aracı olarak kullanır. Bunu alenen “kadınlara yatırım” diye ifade eder. Bu konuda uluslararası mali oligarşik kredibilite kurumlarından ödüller bile almış, kadınlar üzerinden piyasasını artırmıştır.

Ama aynı Yapı Kredi Bankası, kadın işçi ve müşterilerine mobbing ve tacizleri ile meşhurdur. Daha iki yıl önce Yapı-Kredi’de çalışan bir kadın işçi, mobbing nedeniyle beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdi. Bir ay önce yine Yapı-Kredi’de bir kadın işçiye ağır mobbing daha kamuoyuna yansıdı. Yapı Kredi’nin kadın banka çalışanları üzerinde mobing ve taciz terörünün son örneğine ise aşağıda yer veriyoruz. Yapı Kredi’deki mobing ve tacizleri yakından takip eden ve buna karşı mücadele eden Plaza Eylem Platformu’nun, “baskılar kadın banka çalışanları üzerinde yoğunlaşıyor” açıklamasına da özellikle dikkat çekiyoruz.

Yine Yapı Kredi Bankası’nın çalışanları gibi mikro-girişim kredisi ve bireysel kredi müşterilerinin de çoğunluğunu kadınlar oluşturur. Ve Yapı-Kredi, borçlarını ödeyemeyen veya geciktiren kadın müşterilerine sürekli mobbing yapması ve taciz etmesiyle meşhurdur. Nereden biliyorsunuz derseniz, Yapı Kredi’nin sırf bu müşteri tacizlerini protesto etmek için açılmış sosyal medya sayfaları var. Bu sayfalarda, sırf 40 tl’lik borcu için, haftalar boyunca, gece gündüz günde 3-4 defa telefonla aranıp tehdit ve hakarete uğrayan, sonunda sinir krizi geçirip telefonunu kıran kadınların anlatımlarını bile okumak mümkün.

Sözün özü şu: Sıla olayından bile Yapı-Kredi’nin rant sağlamasına hizmet etmeyin. Yapı-Kredi’ler ile mücadele etmeden Ahmet Kural’lar ile mücadele edemezsiniz!

Haber: gazeteduvar.com/Hacı Bişkin

Özel bir bankanın finansal işlemler ekibinde 4 buçuk yıl önce çalışmaya başlayan H.Ü. yüzde 42 engelli hale geldikten sonra işten atıldı. Yaşadığı sağlık sorunlarının nedeninin çalışma koşulları olduğunu belirten H.Ü. işe başladıktan 7 ay sonra sinüzit ameliyatı geçirdi. H.Ü. bu rahatsızlığın nedeninin ise çalışma şartlarının ve fiziksel koşulların kötü olmasından kaynaklandığını iddia ediyor. 4 ameliyat geçirdikten sonra banka yöneticilerinin kendisine, ‘Raporlarını kısalt’ dediğini ve mobbinge maruz kaldığını anlatan H.Ü.’ye katarakt, bağırsak sendromu, astım ve migrenden kaynaklı olarak yüzde 42 engelli raporu verildi. Tüm bunların ardından işten atılan ve iade davası açan H.Ü., mobbing davası da açacağını söyledi.

‘AMELİYATIM YÖNETİCİLER TARAFINDAN ENGELLENDİ’

Bankadaki halıfleks ve klimalardan dolayı ciddi rahatsızlıklar yaşayan H.Ü. ameliyatınınsa yöneticiler tarafından ‘iş yoğunluğu’ gerekçe gösterilerek sürekli engellendiğini söyledi. H.Ü. bankada yaşadıklarını şöyle anlattı: “Bütün pisliği klimalardan nefes olarak içimize çekiyorduk. Bu süreçte banka çok yoğundu ve ameliyatım yöneticiler tarafından ertelendi. Ameliyat ertelenince enfeksiyonum daha çok yayıldı. Sonunda ameliyat oldum. Kontrollere göndermedikleri için ilk ameliyattan birkaç ay sonra 1 hafta hastanede yatarak yoğun tedavi gördüm. İş yerinden ambulansla hastaneye kaldırıldığım bile oldu. 4 ameliyat daha geçirmek zorunda kaldım. Çalıştığım kurum yoğun olduğu için hastane kontrollerime yollamadılar. Raporlarımı kısaltmaya çalıştılar. Her raporlu olduğum gün içinde 15 günlük raporluysam 45 saatlik fazla mesai yaptırdılar. Vücut direncim düştü. Neredeyse masada kalma ihtimalleriyle ameliyata girmeye başladım. Yöneticilerim, girdiğim her ameliyat sonrası raporları kısaltmam ve sonrasında olacaklarla ilgili tehditler savurmaya başladı. Bunlarla birlikte astım hastası oldum.”

‘İŞ BULUP ŞÜKRETMEMİ İSTEDİLER’

H.Ü. sonunda yaşadıklarını bankanın insan kaynaklarına iletti. H.Ü. kendisine yanıt olarak, ‘İş bulup çalışıyorsun. Şükret’ denildiğini söyleyerek şöyle devam etti: “Bunu defalarca insan kaynaklarına bildirdim. Bunlar devam ederken bulunduğum yerden farklı bir departmana uzmanlık vaadiyle gönderildim. İşi daha iyi bildiğim için buranın daha iyi bir departman olduğunu ve sağlığıma daha uygun olduğunu söylediler. Buraya geçerken uzman olacağımı ve koşulların çok uygun olacağını söylediler ama benim gittiğim yerde yaklaşık bin kişilik çağrı merkezi ortamı vardı. Havasız bir yerdi ve solunum sıkıntısı yaşıyordum. Bu kadar ilaç kullanıp ameliyat olduktan sonra astım krizlerim başladı. Çünkü yaklaşık bin kişinin içerisinde astım hastasının çalışması doğru değildi. Sonra migren rahatsızlığı başladı. Çünkü kalabalık, havasız ve gürültülü bir ortamda çalışıyordum. Bundan sonra da artık yeşil reçeteli ilaçlar kullanmaya başladım…”

‘MOBBİNG YAPMAYA BAŞLADILAR, HAKARETLERE MARUZ KALDIM’

Bütün çabalarına rağmen uygun bir departmanda çalışılmasına izin verilmeyen H.Ü. banka yetkililerine defalarca sorunlarını anlattığını söyledi. “Hiçbir şekilde beni dinlemediler” diyen H.Ü. şunları dile getirdi: “Sonraki süreçte banka artık hastane masraflarımı karşılamamaya başladı. Sürekli kredi çekmek ve hastane masraflarımı ödemek zorunda kalıyordum. Uzmanlık vaat edilen yerde engelli hale geldim. Sağlık Bakanlığı’na şikayet ettim. Bakanlık, ‘Sizin sağlık giderlerinizi emekli sandığından ödemek zorundalar’ dedi. En son devlet hastanesine gittiğimde bana yüzde 42 engelli olduğumu söylediler. Yöneticilere engelli raporumu göndererek, ‘Bakın beni buradan ambulansla hastaneye kaldırıyorlar. Burası benim sağlık koşullarıma uygun değil’ dedim. Ne yaptıysam yerimi değiştirmediler. Tam tersi mobbing yapmaya başladılar. Hakaretlere maruz kaldım. CEO’ya mail atarak durumumu bildirdim. Bana yardımcı olacaklarını söylediler. Ama bu sefer de bana organizasyon değişikliği sundular. Burada da bırakın uzmanlığı artık çağrı merkezinin de altına geçirdiler.”

H.Ü. bu değişikliği şöyle anlatıyor: Bu şartlarda artık vardiyalı olarak daha kötü şartlarda çalışmamı istediler. Benim sorunum zaten vardiyalı çalışmaktan ziyade bin kişi çalışılan bir yerde hastalığımın daha çok tetiklenmesiydi…

‘SONUNDA ÇIKIŞIMI VERDİLER’

İş güvenliği uzmanına giden H.Ü., ‘migren hastası bir çalışanın burada daha rahat çalışabileceği’ yanıtını aldı. H.Ü. yaşadığı son süreci şöyle anlattı: “Organizasyon değişikliğini kabul etmezsem işten çıkmam gerektiğini söylediler. Elimde Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nden konsey raporu vardı. Beni istifaya zorladılar. Ben kabul etmedim. Ruh ve beden sağlığıma zarar verdikleri için çıkışımı istedim. ‘Siz bunu kabul ediyorsanız çıkışımı verin’ dedim. Evrakları imzalamadım. Arkasından evrakları imzalamadığım için bana tebliğ ile yazılı bildirimde bulunarak 18’inci maddeye istinaden ‘organizasyon değişikliği’ gerekçesiyle çıkışımı verdiler. Ben de mahkemeye gittim. Arkadaşım geçen hafta bana tanıklık yaptı. CEO’ya defalarca mektup yazdım. Sonunda görüşebildim. ‘Biz sana olumlu ya da olumsuz bir yanıt vereceğiz’ diyerek soruşturma açılacağını söyledi. Engelli olduğuma dair evrakları ve doktor raporlarını verdim. Beni 4 buçuk ay oyaladılar. Aldıkları evraklar doğrultusunda içeride düzenlemeler yapmaya çalıştılar. Ancak 4 ay sonra, ‘politikaları gereği yapacakları bir şey olmadığını, davanın da her iki taraf için hayırlısı olmasını’ söylediler.”

‘BASKILAR ÖZELLİKLE KADIN ÇALIŞANLAR ÜZERİNDE YOĞUNLAŞIYOR’

Plaza Eylem Platformu ise özellikle son zamanlarda çalışanların bedensel, ruhsal sağlık sorunları ile mobbingden yakındıklarını söylüyor. Plaza Eylem Platformu’ndan Melis Oflas, bu sıkıntıları şöyle anlatıyor: Uzun çalışma saatleri, çalışanlar arasında aşırı rekabetin körüklenmesi, çalışanların yalnızlaştırılıp güçsüz bırakılması ve işten atılmanın kolaylaşması…

Oflas kendilerine yapılan başvuruları da şöyle açıklıyor: “Plaza Eylem Platformu’na sosyal medya, plazaeylem.org ya da istenatildim.org sitelerimiz aracılığıyla ulaşan çalışanlar geciktirilen ameliyatlarından, kullandırılmayan süt izinlerinden, sigortanın işlevsiz kaldığından söz ediyorlar; yetmezmiş gibi sağlıklarındaki her olumsuzluk banka yönetimleri tarafından aleyhlerine kullanılıyor, mobbinge imkân sağlanıyor. Bu baskılar özellikle de kadın çalışanlar üzerinde yoğunlaşıyor. Eskiden bankacılık saygın bir meslekti ancak bugün bankalara en çok kazandıran çalışanlar en değersiz görülüyor. Yeni çalışma düzenine karşı sendikalar yeterince hazırlıklı değil. Banka yönetimleri de örgütsüzlükten faydalanıyor ve iş yerinde çatışmalı bir çalışma ortamı yaratıyorlar. Buna kurumsal mobbing diyoruz.”

Oflas son olarak, “Finans, çalışanlar açısından en kırılgan sektörler arasına girdi. Banka çalışanları, yalnızlaşmaya direnmek zorunda. Her çalışanın hikâyesi bir diğer çalışanın cesaret bulabilmesi için çok önemli. Önce birbirimizin sesini duymalıyız. Bunun için sendikaları zorlamalı, bilindik veya bilinmedik çeşitli örgütlenme tarzlarını denemeli, birbirimizi yalnız bırakmamalıyız” dedi.

https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2018/11/07/saglam-girdigi-bankadan-yuzde-42-engelli-cikti/?fbclid=IwAR17uJDp2c_oqv3vwZUFXuDpLJhNGB9_UEeGYsMqnx3T0MvKStytAdDkA8k

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*