Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sermayenin savaşına değil sınıf savaşına!

Sermayenin savaşına değil sınıf savaşına!

Metal işçileri, en sık grev, direniş ve örgütlenme girişimlerinin yaşandığı sektör olmasından görüldüğü ve 2015 metal fırtınasında bir kez daha kanıtlandığı gibi, Türkiye işçi sınıfının lokomotif gücüdür.

MESS, Türkiye burjuvazisinin koçbaşıdır. MESS bünyesindeki metal ve otomotiv tekelleri, Türkiye’nin en büyük tekelci oligarşik sermaye grupları ile dünyanın en büyük emperyalist kapitalist tekel gruplarına aittir.

“Sendika” kılığındaki Türk Metal, ki o da metal işçilerinin sırtından edindiği muazzam mal varlığı ve Kıbrıs’tan Kırıkkale’ye Türki Cumhuriyetlere kadar yatırımlarıyla bir sermaye örgütüdür, MESS’in sadık bekçi köpeği, faşist korucu çetesidir. MESS üyesi çoğu büyük fabrikada, emekli özel harpçilerin, faşistlerin özel bir istihdam kontenjanı vardır, ve Türk Metal’in çekirdek çetesi de aslen bunlara dayanır. Metal işçisi, nefret ettiği ve zulüm olarak gördüğü bu patrondan çok patroncu çeteyi, 1999 ve 2015 eylemleri dalgasında iki kez sırtından silkeledi, ancak Birleşik Metal İş’in mızmızlığı karşısında alternatif bağımsız bir akacak kanal bulamadığından, ne yazık ki prangalarını kıramadı. Ancak Türk Metal çetesi bile son yıllarda bir iki göstermelik “eylem” ritüeli yapmak durumunda kalıyorsa, bu metal işçisinden yediği dayaklar nedeniyledir.

Çelik-İş’ten ayrıca bahsetmeye değmez, AKP güdümlü gerici yalakalık “sendika”sıdır.

Birleşik Metal-İş ise “yüksekten atıp alçaktan sürünme” sendikasıdır. 1999’da metal işçisi eylemleri dalgasıyla, 2014’te Bosch’ta, 2015-16’da metal fırtına ve öncü gücü Renault’da yakaladığı örgütlenme ve Türk Metal’in belini kırma olanaklarını bile değerlendirme inisiyatifine sahip olamamış, adeta altın tepside Türk Metal ve MESS’e armağan etmiştir. 2017 başlarındaki grevin yasaklanmasından sonra ise, bir dizi fabrikada işçilerin fiili işgal ve grev girişimlerini kendisi kırmıştır. Şimdi de “yasağı tanımayacağız” diyor ama, hemen ekliyor, “önceki gibi”! Yani bir iki iş bırakma, eylem ardından, topu Türk Metal’e ve OHAL’e atıp “hizaya geçme” olasılığı yine az değil.

Ancak tüm bunlara karşın, metal işçileri bu barikatları aşabilecek potansiyele sahip. Metal işçisi hem fiili kitle grev ve eylemleri deneyimine sahip, hem de ağzına kadar çok dolmuş, çok bilenmiş durumda. Ücretler OHAL sürecinde her zamankinden çok düştü, çalışma koşulları çok ağırlaştı, metal sektöründe iş cinayetleri son 1 yılda yüzde 50 artarak adeta patlama yaptı. Geçen yıl yine OHAL koşullarına karşın TÜPRAŞ, Şişe-Cam gibi büyük sanayi işçilerinin soluklu direniş ve kazanımları, büyük sanayi işçisinin hem dayandığı sınırları hem de mücadele yetisi ve gücünü gösteriyordu. Metal işçisi ise, hem çalışma koşullarının ağırlığının son haddine varması, artık çoğunluğu oluşturan genç ve sözleşmeli işçilerin ücretlerinin asgari ücrete kadar düşmesi, hem yığınsallığı ve kolektif hareket yeteneği ile daha fazlasına sahip.

Kaldı ki MESS saldırganlığı ve pervasızlığı, metal işçisini dövüşmeye zorluyor. Türk Metal’in bile -tabii ki grevi satacak, ama satmakta bu kadar zorlanması, sözleşmenin 3 yıla çıkarılmasına ve diğer vahşi MESS dayatmalarına imza atmak için işçisinin gözünü boyayacak tarzda ücrete üç beş kuruş daha fazla zam alma derdi için MESS’e yalvar yakar olması, bunun göstergesi.

MESS’in sözleşmeyi 3 yıla uzatma, dinlenme ve izin sürelerini cezai yaptırıma bağlayarak azaltma, kıdemli işçilerin zam oranlarını düşürme saldırıları, emperyalist ve tekelci oligarşik kapitalist güçlerin, son 2 yılda vites büyüten yeni neoliberal saldırı dalgası çerçevesindedir. Esnekleştirme, güvencesizleştirme, dinlenme ve izin sürelerini azaltıp çalışma sürelerini uzatma ve yoğunlaştırma, ücretleri düşürme, grev ve TİS haklarını kısıtlama saldırıları, dünya çapında uygulamadadır. Türkiye’de herkes kendi durumundan son 1.5 yılki yoksullaşma düzeyinin farkındadır. Türkiye burjuvazisi metal işçilerinin direnişini kırmak için hem emperyalist kapitalizm ve mali oligarşisinin yeni saldırı programlarından ve tabii ki faşist devletinden, OHAL ve savaş hezeyanlarından cesaret almaktadır. Önünde gördüğü başlıca engel ise, işçi sınıfının nisbeten örgütlü ve mücadele deneyimine sahip büyük sanayi işçileri, özellikle de metal işçileridir. Metal işçilerinin direncini kırarak, yeni ve daha kesif bir baskı, sefalet, yıkım, umutsuzluk dalgasının önünü açmak istiyorlar.

Siz bakmayın TÜSİAD’ın, Koçların ikide bir “OHAL kaldırılsın, hak hukuk demokrasi” nutukları çekmesine. Bu burjuva-faşist devlet iktidarı, onların işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki diktatörlüğüdür. OHAL’in de, AKP’nin de, yayılma savaşlarının da en büyük rantını yiyenler yine bu sermaye koçbaşlarıdır. Rahmi Koç’un “yatırımlarımızı yurtdışına kaydırırız” iması bile, en ufak bir işçi kıpırtısından, Meclisin kapısında kendini yakan inşaat işçisinden bile ödü patlayan burjuva faşist iktidarı, zaten her halikarda yasaklayacağı grevi, bu kez pür telaş, 10 gün öncesinden yasaklamaya sevketmeye yetti. Yasaklamak, bastırmak mecburiyetindeler, çünkü bastıkları zemin hiç sağlam değil ve kayıyor. Neoliberal kapitalizmin yol açtığı sosyal yıkım, yoksullaşma, işsizlik, kölelik, eziyet bir sınıra dayanmaya başladı. Pençelerini biraz gevşettiklerinde 2011-14 döneminde, dünya çapındaki grev, isyan, direniş dalgalarıyla neler olduğunu gördüler, bet benizleri attı. Ama 2009 krizinden bu yana bir uçta görülmemiş sermaye diğer uçta muazzam sefalet ve özgürlüksüzlük birikimi de arttı. Şimdi, sermaye birikimlerini daha fazla sefalet ve eziyet birikimi üzerinden sürdürebilmek için daha fazla baskıya, hak gaspına, birbirini takip eden saldırı programlarına mecburlar. 2018’in de İran’da, Tunus’ta bu mali oligarşik rejimlere ve neoliberal sosyal yıkım program ve bütçelerine karşı isyan dalgalarıyla açıldığının farkındalar, ve bu yüzden vidaları çevirmeyi bile beklemeden pürtelaş çakmaya çalışıyorlar.

Ve evet, bu da bir savaş, sermayenin emeğe karşı bitip tükenmez daha fazla sömürü, yağma, köleleştirme savaşı; bu da bir kirli savaş! Ve işçi sınıfı için ise görülmemiş biçimde toplumsallaşmış emeğin öz savunması mücadelesi, grev, örgütlenme özgürlüğü mücadelesi. Sermaye yılda 2 bin işçiyi, meslek hastalıklarıyla birlikte en az 10 bin işçiyi işyerlerinde öldürüyor, her yıl işsizlik, yoksulluk, gericilik, eziyet, kölelik daha da büyüyor, işçiler geçinemiyoruz diye kendilerini yakıyor. Tekelci oligarşik sermaye efendilerinin Suriye’de Kürt halkının direnişini kırarak yayılma ve kanlı Ortadoğu pastasından daha fazla pay alma politikası ile, Türkiye’de metal işçilerinin direnişini kırarak emek sömürüsünü ve yağmasını büyütme politikaları bir bütün. OHAL ve savaşla, işçileri ezme; kendini yakma noktasına gelen işçilere şovenizm ve dincilik gazıyla da Kürtleri ezme.

Bu oyun bozulmalı, artık dikiş tutmaz hale gelen bu yamalar yırtılmalı. Metal işçileri meşru-fiili kitle grevini örgütlemeli ve sonuna kadar gitmeli. İleri doğru attığı her adımda, yanında arkasında kendini yakma noktasına gelen işçileri bulacak, onlara birlikte mücadele umudu ve cesareti verecektir. Birleşik Metal üyesi metal işçileri, fiili kitle grevine çıktığında, Türk Metal tabanı da harekete geçecektir.

Sermayenin savaşına değil, sınıf savaşına! Metal işçileriyle dayanışmaya! Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği! Yaşasın fiili grev, direniş demokrasisi!

Metal işçileri kitle grevi komitelerini, işçiler emekçiler metal işçileriyle etkin dayanışma komitelerini örgütlemelidir!

Sınıfa karşı sınıf! Grev yasağına karşı grev! Sendika bürokratlarına karşı işçi komiteleri, platformları, koordinasyonları!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*