Anasayfa » 8 Mart » Sermayenin işçi kadına çelmesi

Sermayenin işçi kadına çelmesi

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, geçen yıl, ‘nüfusun kendini yenileme’ sınırı olan 2,1’in altında kalarak 2,08 seviyesinde gerçekleşen toplam doğurganlık hızının 2019’da 2,02’ye düşeceği açıklandı. Bu tehdit tadındaki açıklama karşısında,birbirinden bağımsız düşünülmeyen sermaye ve devletinin elele vererek yeni işçi yaratmak amacıyla doğurganlık hızının artması için önlemler alması gerekiyor. Bu önlemlerle 2018 yılında toplam doğurganlık hızının 2,1’e yükseltilmesi hedefleniyor.

Hem kendisi ucuz işgücü olan ve yeni işgücü yaratacak olan işçi kadınların çok çocuk doğurmalarını ”teşvik” amaçlı ”Kadın İstihdam Paketi ” kandırmacası kadın işçilere müjdeymiş gibi sunulmaya çalışıldı. Kadınların söz ve karar haklarını dışlayarak hazırlanan bu paket, kadının yerini aile içerisinde tanımlayarak, kadını ancak anne-eş olarak konumlandırıyor . Kadının bağımsız bir birey olarak, tüm kapasitesi ile toplum hayatına katılmasındansa babaya-kocaya bağımlı bir biçimde ve doğurganlık kapasitesi ile tanımlanması burjuva devletin kadına bakışının temelini oluşturur. Kadınların ikincil konumu pekiştirilirken sermayeden ayrı düşünmediğimiz iktidar tüm bir toplum hayatını da bu anlayışla yeniden düzenliyor. Bu konum beraberinde kadın emeğinin değersizleşmesini, daha ucuz daha kıymetsiz hale gelmesini de sağlıyor.

Bu zihniyetle hazırlanan ve sözde iyileştirmeler içeren taslak, daha henüz yasalaşmadan medyada açıklanınca, en önce patronlar cenahında büyük bir tepkiyle karşılandı. Çelişkili gibi görünse de bir danışıklı dövüş adeta. Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, “Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Doğum yapan kadına sağlanacak ek haklar, kadınları iş hayatından etmesin” diyerek tehditler savurmaya başladı. ASO Başkanına , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin bir telkinde bulunma ihtiyacı hissederek asıl amaçlarını da şu sözlerle vurguluyor: “Ben de özel sektörden geldim. Özel sektörün ne kadar zor şartlarda çalıştığını biliyorum. Özel sektöre ekstra yük değil. Onların işini kolaylaştıracak katı çalışma hayatından esnek çalışmaya geçilecek….” ve arkasından ekliyor :“Genç nüfusu kalkınmanın parçası yapmazsanız başkanın çocukları, çalıştıracak erkek bile bulamayacak” Arkasından patronlar korosu : “Biz kadın işçi istihdamını çok daha ucuz ve sorunsuz olduğu için yaygınlaştırmak istiyoruz. Kadınların doğum maliyeti sermayeye yıkılırsa, kadın çalıştırmanın astarı yüzünden pahalıya gelir.” diyerek işi, kadın istihdamını durdurup kadınları işten çıkarmakla tehdit etmeye kadar vardırdılar. Bu süreçte onbinlerce sigortalı kadın işçinin patronlar tarafından kapı önüne koyuluverdiği haberleri de gözümüzden kaçmıyor. Tasarısı bile sermaye tarafından tepki gören pakette atılan geri adımlar ise örneğin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılacağı söylenen ücretli doğum izni, sermayeden gelen tepkiler üzerine 18-19 haftaya indirilmiş. Buna karşılık Çalışma Bakanı Faruk Çelik, geri adımı açıklıyor: “Şu anda zaten 16 hafta olarak uygulanıyor doğum izinleri, bunun 18 haftaya çıkarılması talep ediliyor. ’20 hafta’ diyenler, ağırlıklı o görüşten vazgeçtiler, çünkü istihdamda sorun olabiliyor. Bu daha esnek olabilir. 18 hafta dileyen kullanabilir veya karşılıklı anlaşarak o da olabilir, değerlendirilebilir. Öyle bir teklif de geldi bize Çalışma Meclisi’ndeki görüşmelerimizde. Acaba 18 haftayı kesin değil de 16 haftanın üzerindeki süre işverenle ilgili çalışan kadının anlaşması çerçevesinde olabilir mi gibi yaklaşım içerisinde olanlar oldu.”

Patronların en temel, en yaşamsal kadın işçi haklarına bile bu bakışı, sermayenin iç yüzünü olanca vahşiliğiyle gözler önüne seriyor: Sermaye vahşice sömürdüğü işçinin en insani haklarını, en yaşamsal ihtiyaçlarını bile “maliyet” olarak görür. Burjuvazinin koruyucusu Devletin bu pervasız açıklamaları niyeti tam da açıklıyor aslında; kadını köleleştiren toplumsal cinsiyetçi işbölümü aynen muhafaza edilerek , kadına biçilen rol sebebiyle ucuz işgücü olmaya mahkum bırakılıp, üstüne üstlük yeni ucuz işgücü üretmesinin yüküyle katmerli köleliğe terfi ettirilmek isteniyor. Paket aynı zamanda kadın işçilere yönelik ayrımcı politikalarından ödün vermeden, doğurganlık oranını artırması,potaniyel taze işgücü yaratmasını ”teşvik” etmektedir.Bu durum mevcut sistem içinde kadınların eğitimden ve iş hayatından uzaklaşmaları anlamına gelmektedir. Kadın işçilere esnek ve güvencesiz iş koşulları reva görülmekte ve bu alenende söylenmektedir. Bizler biliyoruz ki günümüzün yarı zamanlı ve esnek çalışma biçimleri, uzun çalışma saatleri ve düşük gelir sunmaktan öteye geçmiyor.Kaldı ki iş yaşamı yarım gün olan kadınların işten sonra da işleri bitmiyor,evde bizleri ev işleri,çocuk ve yaşlı bakımı da bekliyor.Toplumsal cinsiyetçi rollere dokunmama hadisesinin temel gerekçeside bu bakım hizmetlerinin devlet açısından maliyet olarak görülmesidir. Bu maliyeti işçi kadına büyük bir kurnazlıkla yıkan devlet, kadını evden çıkartıyor fakat ev içindeki rolleri çalışma hayatı başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarında değişmez kılıyor, bir taraftan aile içinde ki dengeyi korurken diğer taraftanda bunla beslenerek kadını ucuz iş gücü olarak sermayeye yem ediyor.

Yem olmamak için biz işçi kadınlar sokaklarda haykıracak ve sesimizi duyuracağız:Ne ucuz iş gücüyüz! Ne de sermayeye çocuk doğuracağız!

Hamur işi kadın işinden cıkartılıp insan işi haline gelinceye kadar mücadeleye devam!

Sadece işyeri değil, mahallelerde de ücretsiz nitelikli kreş ve bakım evleri!

Sermaye bedenlerimizden elini çek!

İşçi Kadın Meclisi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*