Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sermayenin ihtiyaçlarına ‘Açık Okul’ projesi

Sermayenin ihtiyaçlarına ‘Açık Okul’ projesi

Mersin Valiliği 5 ilçede ‘Açık Okul’ projesi adında yeni bir uygulama başlattı. Ekim 2011 – Mayıs 2012 tarihleri boyunca sürecek proje merkez ilçelerden Akdeniz, Toroslar, Yenişehir ve Mezitli ile Tarsus ilçelerinde toplam 21 okulda uygulanıyor.

Proje; “Göç nedeniyle kentle bütünleşmede sorun yaşayan ve kentin imkânlarından yeterince yararlanamayan; sosyoekonomik bakımdan dezavantajlı çocukların eğitim imkânlarından daha çok yararlanmalarını sağlamak amacıyla “Açık Okul projesi başlatılmıştır.” biçiminde gerekçelendirilmektedir. Okul ve bünyesindeki diğer bölümlerin ders saatleri dışında da öğrenci ve veliler tarafından kullanılması, ders dışı etkinliklerin gerçekleştirilmesi gibi hedeflerin de sıralandığı proje kaynağını, amacı; “Beşeri sermayenin geliştirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması” olan Sosyal Destek Programı(SODES) 2011’den alıyor. Projenin birincil amacı şöyle ifade ediliyor;

“Bir okulun devlete maliyetinin çok yüksek olmasına karşın okul içinde bulunan sınıflar, bilgisayar ve fen laboratuarları, kütüphane ve benzeri ortamlar okul saatleri dışında kullanılmamaktadır. Bu bir okul binasının tam ve verimli kapasitede kullanılmadığı anlamına gelmektedir. Bu nedenle yapılan yatırımlardan yeterli verim alındığı söylenememektedir. “Açık Okul Projesi” ile okul bina ve tesislerinin verimli kullanımına katkı sağlanmış olacaktır.”

Bu ve diğer amaçlara hızla bir göz attığınızda her haliyle sempati uyandıran projenin, biraz ayrıntılara inip, gerçeğin kapılarını araladığınızda üzerindeki kalın sis perdesinin kaybolduğunu görüyorsunuz. Çünkü satır aralarına gizlenmiş ve bu projenin asıl ruhunu oluşturan; sınıfsal eşitsizliklerin, ticarileşen eğitimin, esnek çalıştırmanın ve bir bütün olarak bütünsel bir toplumsal dönüşümün derin izlerini görüyorsunuz.

Eğitimde maliyet hesabı ve verimlilik

Kapitalist şirketlerin üst düzey yöneticilerini özel kolejlerde ve yurt dışı eğitimleri ile yetiştirdikleri bilinmektedir. Ancak gelecekte bu burjuva çocuklarının yöneteceği işçilerin de(yetişmiş ücretli köleler) eğitimli olması, kapitalist üretimin ihtiyaç duyduğu kalifiye işgücünün yaratılması zorunludur. Burada, eğitim emeğinin toplumsal üretkenliğini bir bütün olarak dramatik biçimde yükseltmek amaçlanmakta, dolayısıyla toplam toplumsal artıdeğer sömürüsü kapasitesini genişleterek, burjuvazi açısından kar oranlarının düşüş eğilimine (özelikle kriz süreçlerinde) karşı yeni bir direnç noktası oluşturulmak istenmektedir.

Toplumsal emek gücünün yeniden üretimini gerçekleştiren eğitim emeği her türlü sermaye birikiminin kaynağı olan canlı emek gücünün (öğrenciler) yetiştirilmesinde kilit rol oynar. Bu nedenle burjuvalar kamudan eğitime harcanan kaynaklara göz dikip olabildiğince kısıtlanmasına çalışmakla kalmamakta, eğitim emeğinin toplumsal-maddi üretkenliğin arttırılmasındaki rolünü, benzer projeleri kurallaştırıp azami düzeye taşımaya çalışmaktadırlar. Kamusal hizmetlere ayrılan bütçeleri ceplerinden çalınmış olarak gören burjuvalar, başta eğitim ve sağlık olmak üzere bu alanlara ayrılan bütçelerin olabildiğince kısıtlanmasını zorlarken varolan kısıtlı bütçelerden de yüksek bir verimlilik beklemektedirler. Neoliberal yeniden yapılanma dediğimiz yönelim, yalnızca eğitimin piyasalaşması ve sermayeleşmesi yönünde değil, aynı zamanda, eğitim emeğinin toplumsal üretkenliğini, tek kelimeyle artıdeğer üretimini artırmaya dönük “getirisini” artırma yönündedir.

Özel okul ve dershane sayısının giderek büyümesi ile birlikte eğitim-öğretimin özel eğitim şirketlerinin inisiyatifine geçmesinin yanında, kamunun da özelin kural ve uygulamaları ile belirlenmesi bu projede de olduğu gibi maliyet, kar ve verimlilik hesaplarının sonucudur. Katkı payları ve kayıt paraları, taşeron ve güvencesiz çalıştırma, okullardaki bilgisayar sınıflarının internet kafelere dönüştürülmesi, kantin ihaleleri, spor ve toplantı salonlarının düğün nişan gibi günlere kiralanması, okul bahçelerinin otoparka dönüştürülmesi ama daha da önemlisi şehir merkezlerinde yer alan okul binalarının satışı planları, söz konusu maliyeti fiili olarak karşılama çabalarından sadece birkaçıdır. Maliyet, kar ve verimlilik hesabı üzerine oturan bu proje de hem bu uygulamaların resmileşmesi hem de yakın süreçte daha büyük ve kapsamlı projelerin habercisi olarak görülmelidir. Çünkü nerede bir maliyet ve verimlilik tartışması başlasa, orada ilk yapılan daha fazla ticarileştirme, daha fazla piyasaya açılma, kar beklentisi ve yüklerden kurtulma olmaktadır. Hemen arkasından daha az bütçe ve olanak, çalışanlar açısından ise kuralsız ve esnek çalışma gelmektedir.

Sınıfsal eşitsizlikler perdelenemez

Projenin hedef kitlesinde, göçle kente gelen çoğunlukla Kürt emekçi ailelerin çocukları var. Bu proje ile çocukların okul alt yapısından yararlanmaları ve okul bünyesinde yaşam kalitelerini arttıracak faaliyetlere katılımları amaçlanıyor. Proje temel metninde “dezavantajlı” olarak tanımlanan on binlerce öğrencinin çok sınırlı alt yapıdan nasıl faydalanacakları ile “yaşam kalitelerini arttıracak faaliyetler” in neler olduğuna ise yer verilmiyor. Amacı beceri kazandırma ve güncellemeden (bunu bir yaşam biçimi haline getirerek) başka bir şey olmayan neoliberal eğitim felsefesinin bir sonucu olarak, sertifika kazandırmaya, cv doldurmaya yarayan ve bu projenin de en güçlü referans kaynaklarından birisi olan “hayat boyu eğitim”in gerçek anlamı da böylece yerine gelmektedir.

Kolej eğitimi, dershane ve özel ders imkânı, kişisel donanımlı çalışma odalarına sahip birkaç bin öğrenciye karşın Mersin’de on binlerce, ülke genelinde milyonlarca öğrencinin bu olanaklara neden sahip olmadıkları gerçeğinin malum ilanı ve ebediliği bu yolla da tescillenmiş olmaktadır.

Diğer yandan, temelinde sınıfsal eşitsizlik olan ve yetersiz sayıda öğretmen, derslik ve diğer tüm olanaklardan yoksun, sınava dayalı bir müfredatla yürütülen eğitim-öğretim faaliyetinin çocuklarımız ve biz eğitimciler açısından birer işkence olduğu bilinmektedir. Günde en az altı saat süren bu işkencenin okul sonrası iki saat daha sürecek olması demektir ki, her şey bir yana, temel pedagoji ilkeleri ile de taban tabana zıt olan uygulama bireyin doğal insani ihtiyaçlarını ve özelliklerini de yok saymaktadır.

Yine egemen sınıf ideolojisinin tarihsel ve güncel çizgileriyle biçimlendirilmesinin temel taşı olarak kurgulanan eğitim, bu proje ile de birlikte, mevcut ders saatlerini de aşarak böylesi ek ders uygulamaları ile yeniden yeniden üretilmek istenmektedir. Çocukların hayattan ve sokaktan koparılıp okul binalarına doldurulmasının önemli amaçlarından birisi de budur.

Diğer yandan yoksul emekçi çocuklarına yeni olanaklar yaratılıyor izlenimi ve devletin elinin yoksul emekçi çocuklarına uzanıyor olduğu propagandası için de muazzam bir zemin böylece yaratılmış oluyor. “Paran kadar eğitilirsin” temel kuralı binlerce çocuğa bu yolla da içselleştirilmiş oluyor.

Esnek çalıştırmada yeni bir adım daha
Toplam 21 okulda uygulamaya konulan projede iki yüze yakın personel görev alıyor. Her okul için en az bir idareci, 5 ayrı branş öğretmeni, 1 sınıf öğretmeni ile 1 rehber öğretmen görev alıyor. Okulda bulunan hizmetlilerin proje süresi boyunca görev alacakları ve personelin dönüşümlü olarak da çalışmalara katılacağı düşünüldüğünde bu proje dolayımıyla yüzlerce eğitim işçisi bu uygulamanın parçası oluyor. Yine 28 Şubat 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan habere göre, Mersin Üniversitesi işbirliği ile de yürütülen proje eğitim fakültesi öğrencilerinin staj vb. adlarla bu projede çalıştırılmalarını öngörüyor.

Her okulda en az bir idareci zorunlu olarak proje çalışmalarına katılırken, öğretmenlerin gönüllü olarak katılımları öngörülüyor. Proje çalışmasının yapılacağı okulda gönüllü olmaması halinde başka okullardan personel aktarma yoluna gidiliyor. Hafta içi her gün normal öğretimler için 15.30–17.30, ikili öğretimler için 18.30–20.30 saatleri arasında yürütülen çalışmalar için de personele iki ders saatlik ek ders ücreti ödeniyor. Gönüllü olunmaması halinde ise idarecilerin baskı ve zoru ile karşılaşılıyor. Eğitim işçilerinin ekonomik sorunları ve birkaç saatlik ek derse dahi ihtiyaç duymaları ile bizzat eğitim işçilerinin kendi aralarında ürettikleri ve temelinde rekabet olan ‘iyi öğretmen-kötü öğretmen‘ mahalle baskısı birleşince personel sıkıntısı yaşanmıyor. Diğer yandan projeyi ‘başarılı’ olarak yürüten okullara yeni fiziki olanakların sunulacağı sözü üzerine, “okulumuza yeni olanaklar kazandıralım” fikriyle öne atılan eğitim işçilerince projeye katılım eğilimi güçleniyor. Ancak projenin gerçek niyetinin tam olarak bilince çıkarılmamış olmasına karşın bunun bir esnek çalışma dayatması olarak kavranması da azımsanmayacak düzeyde. Bu da önemli bir rahatsızlık yaratıyor, ancak bu uygulamaya karşı henüz örgütlü bir tutum geliştirilebilmiş değil.

Yukarıda kamu bütçesinin burjuvaların iştahını kabarttığını ve bu toplumsal birikimin kamu harcamalarına gitmesinden rahatsızlık duyduğunu ifade ettik. Aynı zamanda sermaye, özellikle de kar oranlarının düştüğü kriz süreçlerinde, kamuda görev yapan biz eğitim işçilerine ödenen ücretleri de cebinden çalınmış saymaktadır. Ancak bu rahatsızlığa rağmen kamuda yüz binlerce personele, geçmiş sınıfsal mücadelelerin kazanımları vs. nedeniyle ücretler devlet tarafından ödenmektedir. Her yeni uygulama ile bu harcamaların en asgariye düşmesini amaçlayan sermaye, var olan işçi ücretlerinin karşılığında daha yüksek bir verim beklemekte kuralsız ve esnek çalışma yöntemlerini başta eğitim ve sağlık olmak üzere uygulamaya koymaktadır. Sonuç olarak öğretmenlerin emeğini tümüyle nesneleştiren ve disiplin altına alan, vasıfsızlaştıran, “verimliliğini artıran”, kapitalist baskı, denetim ve sömürü arttırılmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Enerji Bakanı Taner Yıldız tarafından gündeme taşınan çalışma sürelerinin arttırılması ve hafta sonu da çalışma tartışmasının bugün için taktiksel olarak sümenaltı edilse de, bu proje ile de aslında fiili olarak başlatıldığı görülmektedir. Son olarak bakan Yıldız tarafından ortaya atılan bu gündem, “Açık Okul” projesi ile somutluk kazanmakta, Mersin’de “Açık okul” projesi, Düzce’de de “Okula gelmeyen veliye öğretmen gider” sloganıyla başlatılan “Aile Öğretmenliği Projesi”, ülke genelinde uygulanan ADEY-Ridef, İKS, TEFBİS ve TKY uygulamaları ile biraz havuç biraz sopa yöntemiyle bizzat uygulanmaktadır.

Proje kural olmadan…

Proje, temeline kapitalist üretimin ihtiyaçlarını oturtan ve bunun dışında başka bir fayda gözetmeyen neoliberal eğitim sisteminin minik bir prototipidir. Benzer proje ve çalışmalarla atılacak adımlar ve yaratılacak kamuoyu ile kapsamlı bir dönüşüm ve altüst oluş süreci bizleri beklemektedir. Her santimetresinde artıdeğer, kar ve verimlilik, işlevsellik, yarar, rekabet, bireyciliğin sınırlandırıcılığı ve tahribi ile toplumsal ve bireysel gelişimin birbiriyle çeliştiği/ karşıtlaştığı bir eğitim-öğretim sisteminin hiç olmadığı kadar hazırlıklı ve programlı adımlarıdır bunlar.

Böylesi bir saldırı dalgası ise ancak ve ancak;
Sermayenin ihtiyaçlarıyla değil, öğrencinin/öğretmenin üretimle, yaşamla, doğayla, kendisiyle ve başkalarıyla çok yönlü ilişkiler kurduğu, bilginin, eğitim ve öğretimin de paralı ve alınır satılır olmaktan çıktığı, bilgi üzerindeki tekelci hâkimiyet, kontrol ve denetimden kurtulmuş, kaba işbölümünden, aileden ve okulun sınırlandırıcılıklarından arınmış, zihinsel-sosyal-psikolojik bütünlüğün kurulduğu, sadece geliştirici değil, aynı zamanda dönüştürücü, okulun sınırlarının parçalandığı, tüm yeti ve özelliklerin özgürce gelişme olanakları bulduğu, eğitimin okulun sınırlarını parçalamasıyla çok yönlü toplumsal ilişkilerin kurulabildiği, yaşamın içerisinde gelişme olanaklarıyla, okul- üretim-oyun-eğlencenin birleşmesiyle, bilimde olduğu gibi sanatta-sporda-oyunda-eğlencede gelişim imkânlarıyla, zaman ve mekânda özgürleşmiş bir eğitim-öğretim sisteminin mücadelesi ile aşılabilir.

Mersin’den bir eğitim işçisi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*