Anasayfa » DÜNYA » Amerika’da sınıf mücadelesinin geri dönüşü
GM team leader Natalie Walker, 56, leads chants as General Motors assembly workers and their supporters gather to picket outside the General Motors Bowling Green plant during the United Auto Workers (UAW) national strike in Bowling Green, Kentucky, U.S., September 20, 2019. REUTERS/Bryan Woolston

Amerika’da sınıf mücadelesinin geri dönüşü

ABD’nin şirket ikonlarından General Motors’ta 1 haftadır süren kitlesel işçi grevi büyük ilgi çekti, dünya çapında manşetlere çıktı. Amerika’da işçi hareketinin yeniden canlanmaya başladığına dair yorumlara neden oldu. Kısa bir süre önceki British Airways’deki (havayolları) pilotların grevi de, belki bu kadar ilgi merkezi olmamıştı, ama 1700’den fazla Uluslar arası uçak seferinin iptaline yol açarak, sermaye çevrelerinde benzer bir tedirginliğe neden olmuştu.

ABD’de son 10 yıllarda büyük üye ve güç kaybı yaşayan sendikal işçi hareketi geri dönüyor çünkü, işçiler bugün eşitsizliği, emeklilik güvencesizliği, sağlık sistemine yapmak zorunda kaldıkları büyüyen ödemelere karşın sağlık güvencesi koşullarının çöktüğünü daha çıplak biçimde yaşıyorlar. Bugün Amerika’da resmi istatistiklerine göre, Amerikalıların yüzde 40’ı 400 dolarlık (sağlık gibi) acil bir ihtiyaç durumu ortaya çıktığında ya borç almak ya da birşeylerini satmak zorunda kalıyorlar. 5’te biri uyuşturucu benzeri depresyon ya da ağrı kesici ilaçlara bağımlı durumda. Merkez Bankası Fed’in raporları bile, Amerika’daki tüketicilerin eski alım gücünün olmamasından endişelerini belirtip duruyor.

Birçokları görece yüksek ücretli havayolu ve otomotiv işçilerinin şikayet edecek bir durumlarının olmadığını sanabilir. Kimileri bu tür sendikalı işçi eylemlerini, eski-tarz işçi hareketinin küreselleşmenin, finansallaşmanın ve yeni dijital ekonominin süpürdüğü son canlılığı olarak görebilir. Ama bunlar yanlış görüşlerdir.

Bu eylemlerin arkasındakiler, yalnız refah içinde olduğu varsayılan eski ve yaşlı işçiler değil. Daha genç, çok kültürlü, eğitim ve yeteneklerinin çok altındaki koşullarda iş bulabilen yeni işçi kuşakları da giderek daha fazla yüzünü örgütlenmeye dönmeye başlıyor ve mücadelelerdeki asıl yeni dinamiği oluşturuyor.

Asgari ücretin saatte 15 dolara yükseltilmesi mücadelesi, düşük ücretli işçilerin fast-food zincirleri ve büyük mağazalarındaki örgütlenme mücadelesi, 7 yıl önce New York da başladı ve ülke çapında yayılarak giderek daha fazla kendini hissettirmeye başlayan bir toplumsal-siyasal etki ve güç kazanmaya başladı. Bu hareketin arkasındaki örgütlenmeler, hizmet endüstrisindeki işçilerin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması için baskısını artırmaya başladı. Beyaz yakalı yazarlar, grafik sanatçıları, içerik giricileri ve gig işçilerini kapsayan Freelance Sendikasının da üye sayısı arttığı gibi siyasal etkisi de artmaya başladı.

Bu yeni kuşak işçiler, aynı anda hem eğitim borçlarını geri ödeme hem de ev satın alma olanağına sahip değiller, bu yüzden artan kesimi anne-baba evlerinde yaşamaya devam etmek zorunda kalıyor. Bu, ABD’de son 15 yıldır, görece mücadeleci sendika ve örgütlenmelere dönük ilgi ve desteğin artmasının nedenlerinden yalnızca biri. Verili ekonomik ve siyasi koşullarda bu eğilimin güçleneceğini öngörmek yanlış olmaz.

Bu kapitalist işletmeler için ne anlama geliyor. Kısa erimde, başta teknoloji sektörü olmak üzere, muazzam karları üzerindeki tabandan gelen basıncın artması. Kalifornia’da “gig ekonomisi” işçilerinin tam zamanlı iş ve işçi hakları için bir yasanın çıkartılması mücadelesi, Uber ve Lyft gibi şirketlerin “maliyetlerini” yüzde 30 oranında artırabilir. Bu şirketler bu tür yasalara karşı mücadele etse de, kamuoyundaki itibarları giderek düşüyor.

Üstelik sağlık ve emeklilik (para-sermaye) fonları, bir dönem için buna katılan eski işçilere ücret düşüşlerini telafi eden bazı geri dönüşler sağlasa da, işçiler artık bu olanağa da sahip değiller. Para-sermayeye çevrilen dev sağlık ve emeklilik ve diğer emek fonlarının, getirileri dibe vurmuş durumda. Bu yüzden zaten bu gibi emek fonu senetlerinin fiyatlarının çöküşü, sağlık ve emeklilik sigortası kriziyle birlikte siyasal gündemin en tepesine çıkmış durumda. Bu da sermaye kar ve faizleri için işçileri durmaksızın daha fazla yoksullaştıran bir ekonomik modelin toplumsal olarak sınırlarına dayanmaya başladığını gösteriyor. Bugün en büyük şirketler bile, finans-merkezli bir ekonominin artık sürdürülemez hale geldiğini görüyorlar, gerçek gelirin artırılmasını sağlayan bir ekonomi modelinin geliştirilmesi için vızıldanıyorlar.

İşçilerin artan örgütlenme ve mücadele eğilimi, bunun gerisindeki asıl korkularını oluşturuyor.

Financial Times’ta 22 Eylül 2019’da (dün) yayınlanan Rana Foroohar’ın yazısının serbest çevirisidir. Yazının yalnızca “işçi ve şirketlerin gelir paylaşımını dengeleyen yeni bir ekonomi modeli”vb tarzındaki son cümlesini ve “Sendikalı işçinin geri dönüşü” biçiminde başlığını değiştirdik.

Çeviri: Devrimci Proletarya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*