Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Sendika patronlarının tehditlerine karşı tepkiler

Sendika patronlarının tehditlerine karşı tepkiler

Taksim 1 Mayıs’ında Direnişteki İşçiler Platformu ve Tekel işçilerinin kürsü işgalinin ve Türk-İş patronu Kumlu’yu konuşturmayıp kürsüden defetmesinin yankıları sürüyor.

İstanbul’da “1 Mayıs kutlama komitesi” adı altında bir araya gelen 6 sendika konfederasyon patronu, dün, kürsü işgalini gerçekleştiren direnişteki işçileri ve devrimcileri hedef alan, tehdit eden, sendika patronlarının jargonuyla “emek hareketinden” tecrit ve teşhir edilmelerini isteyen bir açıklama yapmıştı.

Bu açıklamaya çeşitli sol ve devrimci çevrelerden verilen tepkiler de herkesin meşrebince oldu.

TKP, EMEP ve Özgür Radyo siteleri, sendika patronlarının kürsü işgalini gerçekleştiren direnişteki işçilere saldıran ve “emek hareketinden tecrit edilmelerini” isteyen açıklamasını yorumsuz görünen, ancak utangaç biçimde sahiplenerek verdiler.

sol.org.tr sitesi, sendika patronlarının kürsü eylemcisi işçileri tehdit eden açıklamasını, “kürsü protestosuna kınama” başlığı ve şu spotla verdi: “1 Mayıs Kutlama Komitesi üyeleri bir açıklama yaparak ‘1 Mayıs Taksim kürsüsünde Türk-İş genel başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınadığını’ açıkladı.” Bu başlık, spot ve haberin kendisinde, sendika patronlarının saldırganlığına ve kürsünün gerçek sahibi olan öncü ve direnişteki işçilerin tecrit edilmek istenmesine karşı en ufak bir sınıf tutumu olmadığı gibi, sendika patronlarının utangaçca desteklenmesi var.

evrensel.net sitesinin haberi verişi ise doğrudan sendika patronlarının ağzından: “Hiç bir güç birleşik mücadeleyi engelleyemez” başlığıyla! Evrensel, sendika patronlarının düşkün açıklamasından aynen aldığı cümleyi sahiplenerek başlık yapmış! Buna göre, sınıfın birleşik mücadelesi 6 sendika konfederasyonu patronluğu oluyor! Kumlu’nun kürsüden defedilmesi ve direnişteki işçilerin kürsü inisiyatifi ise “birleşik mücadelenin engellenmesi” oluyor! Doğrudur: İşçi inisiyatifi, sendika patronluğu ve reformizmin en büyük kabuslarından olan gerçek bir güçtür! Evrensel’in haberi verişi de sendika patronlarının eteklerinin altından: “Açıklamada böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak kullanarak yapılan saldırının emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırı olduğu kaydedildi.”

Özgür Radyo sitesi de, sendika ağalarının kürsü işgalini “emeğin birlik ve dayanışmasına saldırı” olarak lanse eden demogojisini hiç bir kayıt koymadan, altına utangaçca imza atarak vermiş.

sendika.org sitesi ise, haberinde, kürsü işgalini ve Kumlu’nun konuşturulmamasını, geleneksel ve uzlaşmacı sendikalarda kendini ifade kanalı bulamayan güvencesiz işçilerin gayrı nizami bir eylemi olarak sahiplenir görünüyor. Sendika bürokratlarına “Siz kimi teşhir ve tecrit edeceksiniz?” diye sorarken, sorunu güvencesiz işçilerin sendikalardan dışlanması darlığında koyuyor. Aynı Halkevleri, 2 Mayıs’ta “işçi filmleri festivaline” Tekel işçilerini satan sınıf haini Mustafa Türkel’i neden konuşmacı ve onur konuğu olarak çağırdıklarını, neden direnişteki işçileri ön sıralardan kaldırıp protokole Türkel gibi sendika ağalarını oturtmaya kalkıştığını, aynı güvencesiz ve direnişteki işçiler Türkel’i protesto eylemi başlatınca, kürsü işgalini gerçekleştiren o aynı güvencesiz işçilerin, direnişteki işçiler platformunun, Tekel işçilerinin “gayrı nizami eylemi”ni bastırmaya çalıştığını, Türkel’i onlara tercih ettiğini, işçilere protesto eylemini bitirmeleri için tehditler savurduğunu ise nedense açıklamıyor. Ara akımcılığın beylik bir çifte standartı örneği… Aradaki fark ise, oportünist görecilik mantığı gereği Halkevleri için Kumlu’nun AKP yanlısı bir sendika patronu, Türkel’in ise bir ulusalcı sendika patronu olmasıdır.

kızılbayrak.net sitesi ise, manşetinden verdiği cevapta, sendika patronlarının kürsü işgalcisi işçilere saldırısına 26 Mayıs eyleminden yan çizilmesi ile ilişkilendirerek net bir tutum alıyor: “Emeğin birliğini dillerinden düşürmeyenler, bu söylemi meşru bir eylemi karalamak için kullananlar, neden 26 Mayıs eylemine sayılı günler kaldığı halde bu eylemi gündemlerine almıyorlar? Çok açık ki, sendikalar “kürsü işgali”ni, 26 Mayıs’a dair sorumluluklarından kaçmak için bir bahane olarak kullanıyorlar. Konfederasyonlar, 1 Mayıs Taksim kutlamalarının politik-moral kazanımlarını 26 Mayıs’ı örgütlemek için bir dayanak yapmak yerine, kendi aldıkları 26 Mayıs genel eylem kararını hayata geçirmekten uzak durmak için kürsü işgalini bir bahane olarak kullanıyorlar. 26 Mayıs genel eylemini başarıyla gerçekleştirebilmek için işçi ve emekçilere yönelmeyenler, ciddi bir taban hazırlığına girişmeyenler, direnişçi işçilerin Mustafa Kumlu’ya yönelik haklı ve meşru müdahalesini karalayarak, işçi ve emekçilerin mücadele isteğini ve taleplerini de ortada bırakıyorlar. Ve bu ihanet çetesi “emeğin birliği”nden dem vurarak tam bir ikiyüzlülük ve sahtekarlık örneği sergilemektedir. Anlaşılan o ki, konfederasyonların “hazırlıkları”, 26 Mayıs’ın gerektirdiği görev ve sorumluluğu yerine getirmek yönünde değil, eylemin altını ve içeriğini boşaltmak yönündedir. Tüm belirtiler, işçi ve emekçilerin yeni bir ihanetle yüzyüze olduklarına işaret ediyor.”

Devrimci Proletarya sitemiz ise, sendika patronlarının tehditlerine şu yanıtı vermişti:” Bu açıklamanın türkçe meali, “işçi sınıfı, karşıt sınıflar arası mücadele ve gerginlik, işçi direnişleri, öncü işçiler, sınıf devrimcileri olmasaydı, işçileri ne de güzel yönetirdik. Suya götürüp susuz getirdiğimiz gibi 1 Mayıs’a götürüp mücadele günsüz getirirdik…”

Sendika patronları yalan söylerken bile kendi sınıfı mücadeleden alıkoyma misyonlarını, 1 Mayıs’ın sınıf mücadelesi günü olarak gerçek anlam ve değerinin içini boşaltma misyonlarını ifade ediyorlar. Direnişteki işçilerin kürsü işgalini “emeğin birlik ve dayanışmasına saldırı” olarak tanımlarken, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının yalnızca birlik ve dayanışma günü değil aynı zamanda ve asıl olarak MÜCADELE günü olduğunu sansürleyiveriyorlar. İşçi sınıfının sınıfsal birlik ve dayanışmasının ancak sınıf mücadelesi içinde gelişip örgütlenebileceğini, unutturuvereceklerini sanıyorlar. İşçi sınıfının birlik ve dayanışmasını, direnişleri yalnızlaştırıp satarak, öncü işçileri ve öncü işçi örgütlülüklerini sınıfın kitlesinden tecrit edip dıştalamaya çalışarak, işçi sınıfını ekmek kırıntıları ve bürokratik sendikalizm ile sınırlayarak, sınıfın en geniş güvencesiz kesimlerini dıştalayarak, direnişteki işçilerin gücünü birleştiren ve eylemli dayanışmasını örgütleyen Direnişteki İşçiler Platformuna saldırarak, sınıfın mücadeleci birlik ve dayanışmasını asıl kendilerinin böldüğünü saklamaya çalışıyorlar…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*