Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Şeker fabrikalarında özelleştirme saldırısına karşı…

Şeker fabrikalarında özelleştirme saldırısına karşı…

Kapitalist devlete bağlı 24 şeker fabrikasından 14’ünün özel şirketlere satışı için ihaleye çıkarılması kararı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, İMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye 1999 yılındaki yönergeleriyle gündemleşmişti. AKP Hükümetinin 2006 yılı ve sonrasındaki bir dizi özelleştirme girişimi, Şeker-İş Sendikasının Danıştay’a başvurularıyla engellendi. Bugün ise OHAL koşullarında, bırakalım Şeker-İş ve Danıştay’ı, Özelleştirme Yüksek Kurulu bile baypas edilerek fiili bir özelleştirmeye gidiliyor.

Özelleştirmenin ilk eldeki sonuçları şunlar olacak:

1- Özelleştirilecek şeker fabrikalarından bazıları neredeyse arsa fiyatına bunları alacak şirket tarafından kapatılacak, yerine rant tesisleri vb yapılacak. Özelleştirme, satın alacak şirketlere zaten eski işçi ve memurları işten çıkarma hakkı tanıyor. Özelleştirme yönergesi, bu fabrikalarda çalışan işçi ve memurların “hak kaybı olmadan” halen devlete ait diğer şeker fabrikalarına veya kamu kurumlarına transferini öngörmekle birlikte, yer değiştirme olanağına sahip olmayan ya da masrafını kaldıramayacak olan çoğu işçi ve memur, hak kayıplarıyla işten ayrılmaya ya da erken emekliliğe zorlanmış olacak. 24 fabrikanın farklı özel şirketlere bölünmesi de, işçilerin kazanılmış haklarını ve sendikal ve toplu sözleşme haklarının hızla çözülmesine, rekabetle işkolunun parçalanmasına yol açacak.

2- 50 bine yakın şeker pancarı çiftçisi, toplu taban fiyatı ve satış güvencelerini yitirecek. Şeker fabrikalarının kapatıldığı tarım bölgelerinde büyük bir yıkım yaşanacak. Özelleştirilmiş fabrikalarda üretim devam ettiği durumda bile ise, sözleşmeli çiftçiliğe zorlanarak, büyük kayıplara uğrayacak, kendi toprağında çok geçmeden işçileşmeye başlayacak.

3- Özellikle şeker fabrikaları ve şeker pancarı tarımının başlıca sınai-tarımsal ekonomi dayanağı olduğu Yozgat, Kırıkkale gibi taşra illerinde, işçi ve emekçiler açısından, ciddi ekonomik daralma ve çöküntü, işsizlik patlaması yaşanacak.

4- Pancar şekerinin yerini ağırlıklı olarak GDO’lu mısır şurubu (nişasta bazlı şeker) alacak. Nişasta bazlı şekerin ithalatının serbest bırakılmasıyla, Cargill gibi küresel gıda-tarım tekelci kapitalistlerinin şeker piyasasına hakimiyeti güçlenecek. Nişasta bazlı şeker hem toplumsal sağlık tahribatını hızlandıracak, hem de giderek pahalanacak tekelci fiyatlamayla gıda fiyatı enflasyonu ve soygununu büyütecek.

5- Türkiye burjuva devleti AB’ye direniyormuş gibi görünse de, Gümrük Birliği anlaşmasının genişletilmesi müzakerelerini eskisinden bile hızlı sürdürüyorlar. Bu bağlamda, tarım ürünlerinde gümrüklerin sıfırlanması da gündemde. ABD-AB arasındaki tarım ürünlerinde gümrük indirimini öngören TTIP (Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması), tarım-gıda ürünlerinin artık stratejik güvenlik sorunu haline gelmesi, uluslararası rekabet ve korumacılık nedeniyle uygulanamazken, elbirliğiyle ve tabii bağımlı-ortakları tekelci oligarşik burjuvazilerin tam desteğiyle, Türkiye gibi ülkelerin işçi sınıfına ve küçük üreticilerine karşı uygulanıyor.

6- Pancar şekeri üretiminin azalması, GDO’lu sağlıksız nişasta bazlı şeker gibi, gıda ve içeceklerde kimyasal sağlıksız yapay tatlandırıcı kullanımını artıracak. Yine gıda-kimya ve kanser tekellerinin karlarını artıracak.

7- Özelleştirilecek fabrikaların olduğu şeker pancarı üretilen ovaların çoğuna termik santraller yapılıyor ya da yapılması planlanıyor. Tarımsal kullanım suyunu, termik santraller kullanacak. Su ve tarımsal araziler, termik santraller nedeniyle hızla zehirlenecek, şeker pancarı üretimi devam etse bile verim düşecek, ürünleri sağlıksız olacak.

8- Şeker pancarı üretimi kalktığı ya da azaldığı oranda, hayvancılık için pancar küspesi yerine GDO’lu yem kullanılacak. Bu da et üretiminin pahalılığını ve sağlıksızlığını artırdığı gibi tarım-gıda tekelci kapitalistlerin karlarını büyütecek. Gıda güvencesizliği her düzeyde (GDO, nişasta bazlı şeker, yapay tatlandırıcı, vd) büyüyecek.

9- Şeker pancarı bitkisi, bir çam ormanı ağacının 3 katı oksijen salınımı yapar. Şeker pancarı üretiminin hızla daralması, hava kirliliği oranını da artıracak.

10- Şeker pancarı üretim alanlarıyla birlikte, bu alanlardaki biyo-çeşitlilik de yok olacak.

Neoliberal kapitalist özelleştirme demogogları, her zamanki gibi Türkiye’de pancar şekeri üretiminin verimsiz ve pahalı olduğunu, özelleştirme ve serbest ithalatla ucuzlayacağını vb ileri sürüyorlar. Oysa şeker değil, şeker üretimindeki sınai ve tarımsal emek ucuzlayacak, önemli bölümü iş ve topraklarını kaybedecek, geri kalanlar da taşeronlaştırılacak. Küresel tekelci oligarşik kapitalizmin tarım-gıda değer zincirleri üzerinde azami kontrol ve hakimiyetleri ile birlikte azami artı-değer sömürüleri, emek, insan, doğa yıkıcılıkları şekerde de yeni bir şiddet düzeyine çıkacak. Gıda, tarım, ekoloji krizi derinleşecek.

Türkiye kapitalist devlet iktidarının, gıda ürünlerindeki fahiş enflasyona geçici ve istisnai önlem diye lanse ettiği neoliberal ithalat rejimi (tarım ve gıda ürünlerinde gümrüklerin indirilmesi ve giderek sıfırlanması), çözüm değil, tarımsal küçük üretiminin sistematik yıkımıyla, emperyalist ve bağlı-ortak tekelci oligarşik kapitalistlerin tarım-gıda alanında azami kontrol ve hakimiyetlerini pekiştirmesiyle, gıda enflasyonu ve sağlıksızlığını, mülksüzleştirme ve tarım-sanayide taşeronlaştırmayı, işsizlik ve yoksullaşmayı sistematik olarak büyüten bir ilkel birikim politikası, yani sorunun ta kendisidir. Kaldı ki, açlık ve yoksulluğu büyüten gıda enflasyonu da zaten küresel ve bağlı-ortak “yerli” tekelci kapitalistlerin neoliberal sosyal-tarımsal yıkım politikaları ve gıda-tarım-pazarlama zincirlerine büyüyen hakimiyetlerinin bir sonucudur. Dolayısıyla şekerde neoliberalizasyon da, bir kutupta tekelci oligarşik hakimiyet ve karları, diğer kutupta sefalet ve köleliliğin birikimini hızlandırmanın adıdır.

Sorun basitçe, şeker üretiminin kapitalist devlet işletmeciliğinden kapitalist özel şirketlere devredilmesi değildir. Şekerde de uygulamaya geçen/derinleşen son derece sistematik bir neoliberal kapitalist sosyal yıkım üzerinden azami kar politikasıdır. Şeker fabrikası işçilerinin, şeker pancarı küçük üreticilerinin (aileleriyle birlikte 3 milyon kişilik bir kitle!) tasfiyesi, taşeronlaştırılması, yıkımı, ve dahası temel geçim kalemlerinden şeker tüketicilerinin soyulması ve sağlık yıkımı üzerinden azami kar avcılığıdır.

Öyleyse çözüm de, özelleştirmeye karşı hayali bir “milli kapitalizm”i ve “yerli malı”nı savunma nafile çabası değildir. Özelleştirmeyle birlikte kapitalizme karşı mücadeledir. Kapitalizme karşı mücadele edilmeden, emperyalizme, özelleştirmeye, kapitalist devlet iktidarına karşı mücadele edilemez. Şekerde özelleştirmeye karşı şeker fabrikaları işçilerinin ve bir bütün olarak işçi sınıfının direnişi, çoğunun toprakları banka ipotekli, borç içinde, küçük mülkiyeti kağıt üzerinde kalmış, yarı-proleterleşmiş, canı burnundaki tarımsal küçük üretici kitlelerini de harekete geçirebilir.

İran’da toplam 30 bin işçinin, yarım milyon küçük üreticinin bulunduğu, Haft Tapeh şeker işletmelerinde özelleştirme, taşeronlaştırma ve tarımsal yıkıma karşı işçilerin öz örgütlenmeleri öncülüğünde işçi ve küçük üreticilerin militan mücadeleleri esinleyici bir örnektir.

Ancak taban örgütlülüklerine dayalı fiili bir proleter mücadele hattı bu saldırıyı püskürtebilir. Şeker işçileri ve küçük üreticileri, diğer pek çok özelleştirme deneyiminde olduğu gibi, sorunu sendika bürokratları ve kooperatif patronlarına, yerel kapitalistlere havale ederlerse, kendi “ayrıcalıkları” olarak gördükleri şeyi uzlaşarak koruyabileceklerini sanırlarsa, kaybedeceklerdir. Şekerde yeni ve daha ileri bir tekel işçileri direnişi olanağı vardır, ve dahası taban inisiyatifine dayalı fiili ve soluklu bir direnişin, bugün daha geniş işçi ve küçük tarım üreticisi kitlelerini harekete geçirme olanağı da vardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*