Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Şeker eylemleri üzerine

Şeker eylemleri üzerine

Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesine karşı eylemler devam ediyor. Şimdiye kadar Afyon, Eskişehir, Kırıklareli-Alpullu, Çorum, Samsun-Çarşamba, Kayseri, Niğde, Tokat-Turhal, Lüleburgaz gibi özelleştirilen şeker fabrikalarının bulunduğu illerde fabrikalarda, fabrika önlerinde ve kent merkezlerinde eylemler yapıldı. En büyük eylem ise 5 bin kişinin katılımıyla Lüleburgaz’da gerçekleşti.

Dün de İstanbul Beyoğlu’nda, Tokat, Yozgat, Amasya, Kastomonu, Erzincan yöre dernekleri şeker fabrikalarının çağrısıyla özelleştirilmeye karşı bir yürüyüş ve protesto açıklaması yapıldı. Tünel’den Galatasaray’a yapılan yürüyüşe yöre derneklerinin yanısıra CHP milletvekilleri, TMMOB, sol parti ve örgütler katıldı.

Şeker fabrikalarının bulunduğu il ve ilçelerde yapılan protestolarda, genellikle “Şeker vatandır, vatan satılamaz!” sloganıyla, “şeker ittifakı” adı altında CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, Vatan Partisi, Türk-İş yer aldı. CHP genel başkan yardımcısı Veli Ağababa, Eskişehir’deki mitingte yaptığı konuşmada; “Bu ittifakın adı ‘şeker ittifakı’, vatan ittifakı, vatan. Buna destek veren İYİ Parti, Saadet Partisi, Vatan Partisi, ÖDP’ye çok teşekkür ediyoruz.” demişti. CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’da Çorum’da yapılan mitingte “milliyetçilik sözle olmaz, fabrikayla olur” türünden şeyler söylemiş; “sağı solu olmayan vatan ittifakı”nı, Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel, Erbakan, Ecevit, Özal’ın “şeker fabrikaları kurmuş olmaları” ile gerekçelendirmişti.

CHP ve İYİ Parti, anlaşıldığı kadarıyla şeker fabrikaları sorunu üzerinden, AKP-MHP ittifağı ile milliyetçilik yarışına girişiyor, şekeri de tek bir “işçi”, “emek” kavramı bile kullanmamaya özel dikkat sarfederek, milliyetçi popülizm üzerinden seçimler için kullanmaya çalışıyor.

İstanbul’daki yöre derneklerinin düzenlediği protestoda ise nisbeten daha “sol” bir hava vardı, “vatan, millet” daha az telaffuz edildi, ancak bu kez de beylik “şeker fabrikaları halkındır satılamaz” sloganı öne çıkarıldı. Bu eylemde de “işçi sınıfı”, “emek”, “sınıf mücadelesi” gibi kavramları pek duymak mümkün olmadı.

Oysa şeker fabrikaları ne “vatan-millet”di, ne de “halkındı”. Fabrikalar kapitalist devlete aitti, ve bu devletin “halkın devleti” olduğunu kimler iddia eder?. Bu popülist söylemler, devletin burjuva/kapitalist karakterini gizlemekten başka bir işe yaramaz. Fabrikalar devlete aitken, işçiler ve küçük üreticilerin, fabrikaların mülkiyet, yönetim ve denetiminde en ufak bir söz sahibi olamadığı, hatta toplu sözleşme ve taban fiyatları üzerinde bile doğru dürüst bir etkide bulanamadığı koşullarda hangi “halkın fabrikaları”? Şeker fabrikaları bizzat devletin elindeyken, (2000 yılından bu yana) toplam kadrolu daimi işçi sayısı yarıya (10 binden 5 bine) düşürülürken taşeron işçi sayısı 10 bine çıkmadı mı, pancar üreticilerinin sayısı 300 binden 100 binin altına inmedi mi? Fabrikalar kapitalist devletin denetimindeyken işçiler sömürülmüyor, küçük üreticiler soyulmuyor muydu?

Bu gibi popülist söylemler, kapitalizmi, devletin kapitalist karakterini, sınıf ayrım ve karşıtlığını örtüyor, “olan olması gerekendir”ciliğin ötesine geçmiyor. İşsizlik, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, ücretlerin düşürülmesi, çalışma koşullarının ağırlaştırılması, küçük üreticilerin mülksüzleşmesi gibi saldırılar, kapitalizmin bir sonucu değil de, hükümet politikasından ibaretmiş gibi “düzeltilmiş kapitalizm” hayalleri yaratan söylemler. Ve kuşkusuz, işçi sınıfını bağımsız mücadele bilinç ve örgütlenmesinden uzak tutup, yine burjuva partiler ve ideolojiler içinde eriten, seçimlerin kenar süsü kılan söylemler.

Evet, elbette özelleştirmeye karşı mücadele edeceğiz, ama uzlaşmaz sınıf mücadelesi ve bilincini örten ve bulandıran burjuva milliyetçi veya liberal popülizmle değil. Özelleştirmeye karşı mücadele, kapitalizm ve kapitalist devlete karşı mücadeleye, sınıfa karşı sınıf mücadelesine derinleştirilmelidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*