Seçimlerin en yanılsamalı hali kitlelerin bilincinde beliriyor. Burjuva seçim siyaseti hemen hemen son 1 yıldır, kitlelerin talep, ilgi, düşünce ve algılarını sandığa çekti.

İşçiler, kadınlar, Kürtler sürekli vaatlerdeler ama ya yardım edilecek, ya yatırım ya da maliyet unsuru olarak söz ediliyorlar. İşçilerle aynı sorunları yaşayan öğrencilerin doğru düzgün adı bile anılmadı. Seçimler sırasında büyük metal direnişi gölgelendi, baskı, kölelik, savaş ve gericilik her şey bilinçli olarak üretilen kriz ve bulanıklıklarla kapatıldı. Bugünde cam işçilerinin, Telekom işçilerinin gerçek sorunları, ufak büyük birçok işçi sorunları bırakalım toplumda solda bile gündemleşemedi, hepsi seçim vaatleriyle bastırıldı. Kapitalizmin bugün geldiği ardı ardına dizilmiş toplumsal sorunları ve birikimi, nefes alamayan, despotik patronlar elinde kanı emilen işçiler; hiçbir şey bu çürümenin geldiği, insanlığın biriken özlem, talep, sokak mücadelesi olanakları dışında kendisini bulamaz.

Topluma yayılan korku ve gerginlik; bizlerin geçimi, söz söylemeleri ve yaşamları  kapitalizm altında iflah olmamış düzeyde ve vaatler, yalan ve hilelerle bastırılarak satın alındı. Bir yandan işçilerin örgütlü talepleri, iş, ücret ve çalışma, yaşamsal sorunları diğer yandan seçim soytarılarının bizleri ayırıcı, düşmanlaştırıcı ve yalnızlaştırıcı bir sürü çözümsüz lafları. Kurulan sandıkların hiçbiri gerçekten kitlelerin iradesini ortaya koyamaz, koymuyor, çünkü burjuva seçimleri kitlelerin iradelerini değil iradesizleştirmesi seçimleridir, kitlelerin düşünce, söz söyleme ve yönetme yetilerinin burjuva egemen kurumlarca durmadan ele geçirilmesi için işlenir. Bu yönetim demokrasisi, açıkça kitlelerin kendilerini özgür hissedebilmelerinin, sözü olabildiğinin karar verebildiğinin yanılsamasına üretirken asıl olarak sermayenin bizler ve çalışma üzerindeki rejimi kontrol ediyor. Aslında bilinçli bir işçi, sınıf bilinçli bir bireydir ve ancak o zaman iradesini oy sandığının dışında arayan veya kendi iradesini, sandığa ve parlamentoya dayatan komite, konsey kurullardır. Ancak tüm bunlara karşı kendi iradesini koruyabilecek, kumpaslara karşı koruyabilen-kullanabilen birey ve ancak örgütlüdür.

***
Görüyoruz ki seçim sandıkları sadece hükümet partisi belirlemiyor, aynı zamanda işçi, emekçi ve yoksulların gerçek sefalet mahkûm edilmiş yaşam ve bilinçleri, kanları üzerinden ölçülüyor, belirleniyor. İnsanların artan toplumsal ihtiyaçlarını burjuva düzenin oynayan taşlarını yeniden yerine oturtmak, insanların siyasal algı ve bilinçlerinin ölçülmesi ve yenilenmesini kapitalizm sürekli inşa etti. Sanırım bundan olsa gerek neoliberal düzenin öyle ya da böyle ucundan tutan, buradan umut bekleyen veya buraya yaslanan en küçüğüne varan bağımlılı kesimleri dilinden bol bol sandığa gitme söylevinde bulundu.

Ne olursa olsun sandığa gidin ama mutlaka gidin, gidin ki bu düzen sahipsiz kalmasın, birlik olup sokakta polisleri meşgul etmeyin, bu sömürü toplumunun yeniden devamını sağlayabilecek güven ve iradeden yoksun kalın ki…

Gördük ki bunun için tüm anketörler, yandaşı, oncusu buncusu genel olarak el ele vermiş azami kar edinmenin, küresel mali oligarşinin borsası ve tekellerinin isterleri ve rekabeti için çalıştı ve ücretli kölelik toplumunun sermaye yararına biçimlendiren endüstri kurdular. Bizlerin çektikleri sorun ve sıkıntıyı hiçbir zaman anlamak istemediler, istedikleri tek şey bizlerin emeği sayesinde kendilerini var etmekti…

Seçimler geçti ne değişti?

Sürekli seçimler! Yalnız değişen ve yenilenen sermaye sınıfının ve iktidarının kan tazelemesi oluyor, biz işçilerin yaşamları, geleceksizliği değişmiyor. AKP hükümeti bir önceki seçimdeki oylarını, toplumsal gericilik birikim ve rollerinden faydalanarak geri aldı. Susunca oyu yükselen, konuşunca düşen faşist parti MHP yeni döneme ayak uyduramıyor, burjuvazi için net hedefler koyamaması ve neoliberal çözüm süreci politikası nedeniyle de ezildi, değişime zorlandı. HDP’nin yükselen oyu, bir yandan sınıf mücadelesini, sokak öfke ve inisiyatifinle albenisi olan Syriza tarzı benzeri insanların kısa zamanla tavan yapan umutları bir anda büyük umutsuzluğu kaderini yaşadı. HDP’de benzer durumda sadece şimdi milletvekilleriyle çatışmalı ortamları ne kadar yumuşattı yumuşatamadı, 3 puanlık düşüşe neden olanın altta alta asıl olarak silahlı çatışmalı ortamının olduğu düşünülüyor. Bundan sonra neoliberal çözüm sürecinin dahada gerisinden, devletin HDP’yi PKK üzerinde doğrudan silah bırakmaya, Kürt halkının açılan hendeklerini sürekli kapattırma yönünde baskı yapacağı, yoksa da son seçimde düşen oyların devam edeceği şimdiden televizyon oturumlarında dillendirilmeye başlandı. Seçim bitti Kürdistan’da katliamlar bitmiyor, Jetler Kürdistanı bombalamaya devam ediyor. HDP’yse devlet için Kürt halkının özgürlük talep ve sokak inisiyatifinin bastırılması için olmazsa olmaz bir olanak ve sigortadır. HDP’nin arkasına dizilen açık-gizli devrimci iddialarda olan reformist bloğun işiyse daha zor, kapitalizmin kendilerinden çaldıkları direnme ve mücadele etme gücünü yeniden sağlayabilecek durumda görünmüyor. CHP’nin yerinde saymasına gelecek olursak, hiçbir zaman burjuva siyasal seçeneksizliğin üstüne çıkamaması nedeniyle böyle devam eder görünüyor.

AKP, düşen yatırımları, borsa kayıplarını, döviz ve faiz yükselişlerini ve yaklaşan 3’ü bir arada krizleri göstererek, sermayenin küresel hassasiyetleri üzerinden oynadı ve açıkça işçi emekçileri daha da çok ezecek politikalarını devreye sokacağının garantisi verdi. Bölgede değişen yeni emperyalist uzlaşma-çatışma durumu, Türkiye’nin içinde olduğu üretim temelinde dönüşümlerle; girişimci teşvik pirimleri makine ve teçhizatlardaki değişim pirimleri, neoliberal üretim ilişkileri ve yatırımlar dönüyor. AKP hükümet partisi olsada şuan için burjuvazinin genel sermaye birikim ufkunun hala gerisinde durmaya devam ediyor. Çok acil bekleyen göçmen sorunu, içine girilen ama yüzeye çıkamamış bir ekonomik kriz, siyasal kriz, sermayenin genel sabrını zorlayacak durumlar, çok daha alttan kaldıramayacak olan kitleleri kontrol etmek daha da bir güç halinde olabilecek isyan ve ayaklanma sürecinin işleme olanakları da var. Seçim döneminde işçilere 1300 TL maaş vaadi, taşeron işçilerin kadroya alınması vaatleri bile sallanıyor, bunu gerçekleştirebilmek için bile ne kadar zaman uzatabileceklerinin, bunu tekrardan hangi yoldan sermaye sahiplerinin cebine sokacağının hesabı yapılıyor. İki dönemdir hazineden kullandıkları paralar, halktan çıkarılmış vergilerden elde edildiğini biliyoruz, zaten tüm bu hazineden akıttıkları reklam ve gösteriş harcamaları, insanların oylarını almak için girdikleri yarış nerden baksanız iki katına çıkan temel gıda fiyatlarında gördük, genel geçim ve alım gücü bunlar nefes almadan çalışan işçilere yıkılmaya devam edecek, yalnız işçiler buna nasıl dayanıyor, sürekli borç ödemeye nasıl dayanıyor, nasıl yaşıyor önemli sorular halinde… Seçimler asıl olarak bu soruları gizlediği gibi oradan oraya koşturulan kitleler kimlerin hangi sermaye guruplarının politika ve yatırımlarıyla kullanıldıklarını görmesini engelledi. İşçi sınıfına dair olan her sildi.

Seçimde AKP’nin oyları MHP’nin gerici ideolojilerle beslenen tabanını kendine semirmesiyle büyüdü, katliamlarla, tedirginliklerle, belirsizlikler ve seçeneksizliklerin büyümesi oranında büyüdü.

Baraj sorunumuz yok deselerde HDP’nin baraj sorununu henüz atlatamadığı bir süreçte Ankara’daki kapitalist katliamda, AKP oylarımız yükseldi dedi, HDP Kürt halkını katledenleri sandığa havale etti; neredeyse o sandıktan HDP’nin dahi kendisini zor kurtardığını gördük; secimler her ne kadar kumpas, silahlar gölgesinde gerçekleşse de hiçbir şekilde burjuva demokrasisi açısından şaşılacak bir şey olmadığının görülmesi gerekir. Ne kadar büyük umut ve hayal kırıklığına uğrarlarsa uğrasınlar, amacı, ilkesi burjuva sandıkları ve geleceğine adanmış bir parti, reformizmi keskinleştirmek ve kitlelerde umutsuzluğa büyütmekle birlikte tavsiyeci bir çizgi çizmekten başka bir şey yapmaz. Yalnız bizler, kendi emeğini onurunu kapitalizm dışında görenler böyle bir umutsuzluğa, hayal kırıklığına girme gibi bir durumu yoktur. Ancak bu düzenden beklentileri olanlar yaralanabilir, dövülebilir; oysaki gördük liberal reformizm örnekleri oldukça (süreklide göreceğiz) işçi, devrimci ve Kürt halkına yapılan onca katliamların hesabını sandığa yüklemek boş bir beklentinin ötesinde hangi iyi niyetler altında olursa olsun kitleleri kandırmanın ve düzene boyun eğdirmenin dışında bir amaca hizmet etmedi.

Komünist öncü işçi örgütleri kurulana kadar zamanları var

İnsanlığın emek sorunu, konut sorunu, geçim sorunu, cins sorunu, dil, ulus, eğitim, özgürlük sorunu, yaşama, çalışma, gelecek; aşağılanma, yok sayılma, değersizleşme sorunu özel mülkiyet ve meta egemenlik düzeni sorunudur, her şeyin mal ve mülkiyete, insana dair olan her şeyin ürün ve maddelere geçtiği, her şeye dijital rakamların ifade etttiği bir dünyada sandıklar ve görüşler, insan bilinç ve faaliyetlerini de ancak doğallığını yitirmiş bu ilişkilerle belirlenen şeklidir. Buna karşı tüm bu bunalımı aşacak sosyalist işçi demokrasisi ve devrimleri insanlığın geleceği ve tek çıkış yolu olarak güncel ve en yaşamsal acil bir ihtiyaçtır.

Komünist öncü işçiler, sınıfları kendisini sınıf olmaktan kurtararak başlayacak, toplumu yeniden kolektif temelde üretecek ve yönetecek sınıfız. Bugün tüm seçim sandıkları ve burjuva parlamentosu toplumun üstüne yapışmış şeklinden kurtarılacak bir seçeneğe yönelmek zorundayız. Biz işçilerin tek seçeneği Telekom grevindeki bir işçinin söylediği gibi “siyasal bir sorun olan taşeronluk sistemine karşı siyasallaşmak” kapitalizm dışı çözüm aramak, bir örgütlü bir duruma gelebilmek için iş yerlerinden çıkabilme ve birliğimizi bağımsız örgütlü temelde güçlendirebilmektir.

Devrimci Proletarya Okuru