Anasayfa » GÜNDEM » Seçim sonuçları ve kriz

Seçim sonuçları ve kriz

Bir burjuva seçim daha ondan medet uman düzen içi solun ağır hayal kırıklığıyla sonuçlandı.

Aslında toplumun çoğunluğunu oluşturan işçilerin, bu seçim sürecinden pek bir heyecan duyduğu veya büyük bir beklentisi olduğu söylenemez. Burjuva iktidar ve ana muhalefet partilerinin her ikisinin de Meclis seçimlerinde oy kaybetmesi, MHP ve İYİP’in ise barajı ancak geçebilmeleri, bunun göstergesi. Bunun dışında, ikili seçim sonuçları, burjuva partiler arasında ve ittifaklar içinde hafif taktik oy kaymalarıyla şekillendi. Çok kaba çizgileriyle: AKP’nin oy kaybının bir kısmı Meclis seçimlerinde barajı geçebilmesi için MHP’ye, diğer kısmı da İYİP’e gitmiş görünüyor. MHP’nin İYİP’e doğru oy kayıplarına karşın bu düşüşün beklendiği kadar büyük olmaması, başkanlık seçimlerini ilk turda Erdoğan’ın almasında tayin edici bir faktör oldu. Meclis seçimlerinde CHP oylarının küçük bir kısmı barajı geçmesi için HDP’ye gitmiş, buna karşılık HDP ve İYİP’ten başkanlık seçimlerinde İnce’ye belli bir destek verilmiş görünüyor.

Seçim süreci boyunca, bunun ekonomik krizden kaçırılmaya çalışılan baskın bir seçim olmasından başlayarak, Erdoğan ve AKP’nin yorgunluğu, yıpranmışlığı barizdi. Kendi kadroları ve tabanında bile doğru dürüst bir hareket yaratamadı. Söyleyebilecekleri yeni bir şey yoktu. Bununla birlikte şu iki beylik seçim manevrasının büsbütün etkisiz olduğu söylenemez: Birincisi, kamu taşeron işçilerinin bir kısmına biçimsel kadro düzenlemesi, kısmi imar affı, emeklilere 300-500 liralık sadaka dağıtımı gibi beylik seçim rüşvetleri… İkincisi, seçimin son haftalarında artan sıkışmasıyla, Kandil bombalamaları, Demirtaş’a idam söylemi, Suruç katliamıyla Kürt halkına karşı ırkçı-faşist saldırganlığı körükleme… Bunlardan birincisi ekonomik kriz ve yoksullaşma tedirginliğinden kaynaklanan oy kayıplarının büyümesini bir nebze frenlemiş, ikincisi ise aynı zamanda MHP’ye atılmış bir pas olarak onun baraj üstünde tutulmasında bir etken olmuş görünüyor.

CHP ise meclis seçimlerinde yine bir çıkış gösteremedi. Kendi içindeki sosyal liberal veya sosyal demokrat denilebilecek, ve genç, kadın kesimler veya muhalefeti bile milletvekili adaylığından büyük ölçüde tasfiye eden, İYİP ve Saadet ittifaklarıyla daha fazla neo-muhafazakarlığa kayan yönetsel bileşimiyle göstermesi de zaten mümkün değildi. CHP’deki liste krizi, düzen içi solun “diz çökerek isyanı”, hatta “İYİP ve Saadet ittifakları AKP’nin sağ merkez tekelini kaydırdı” türünden komik yorumlarıyla örtbas edilip meşrulaştırılmaya çalışılsa da, CHP’den zaten pek olmayan beklentiyi daha da düşürdü.

Seçim sürecinde belli bir kitle psikolojisi rüzgarı estirebilen iki moment oldu. İlki, sosyal medyada bir milyonun üzerinde entry ile kendiliğinden gelişen ve top trend olan “tamam” kampanyasıydı. İkincisi, İnce’nin son birkaç haftadaki, özellikle de 3 büyük şehirdeki mitinglerinin oldukça kitlesel olmasıydı. İnce’nin İzmir, İstanbul ve Ankara mitinglerine toplam katılım rakamının 10-12 milyon kişiye kadar çıktığı iddiaları çok abartılı olsa da, sonlara doğru belli bir rüzgar estirebildiğini göstermeye yetecek düzeydeydi. İnce, aslen egemen sınıf, ulus, din, mezhep, cinsiyetten bir aday olarak (buna neomuhafazakar politika bağlamında “yerli ve milli olmak” deniyor!) ve sermayesi halkı, türkü kürdü, sunnisi alevisi, erkeği kadını, yetişkini genci, sağı solu herkese mavi boncuk dağıtarak, CHP’nin sınırlarını bir tür “sosyal neoliberal muhafazakar sentez” (bir tür Blair tarzı “3. yol”) tarzı “ince bir dengeleme” ütopik-popülizmi ile belli ölçülerde aştı. Seçim kampanyasını ağırlıklı olarak iki tema üzerine kurdu: Halkın yoksullaşmasına karşı Saray’ın saltanat ve sefahatı ve halka yabancılaşması. Ve verimlilik, teknoloji, bilgi, üretim, üniversite, eğitim, büyüme (ki, “istihdam, bölüşüm, istikrar, demokrasi, barış, huzur” örtüleriyle birlikte aslen TÜSİAD programıdır). Bu kadarı bile reformist solda sonlara doğru büyüyen bir beklenti yaratmaya yetti, meclis seçimlerinde HDP’ye oy veren başkanlık seçimlerinde İnce’ye verdi, veya en azından İnce’yi eleştirmekten özenle kaçındı. Kriz kapıya dayanmışken hangi “büyüme, bölüşüm, barış, demokrasi” diye bile sorulmadı. Seçim akşamı büyük bir kitleyle YSK önünde olacağını açıklamış olan İnce’nin onca belgeli seçim hilesine karşın anında havlu atması, başka söze gerek bırakmıyor.

Hileli refarandumdan sonra bir daha oy vermemeye yemin edip, İnce zokasıyla yine beklentiye kapılanların, şimdi İnce’ye küfür etmeleri ya da “kırgınlık” belirtmelerine, ya da her seçim sürecinde ilk bordadan attıkları olan işçi sınıfını ancak seçimlerden sonra krizle birlikte lütfen “hatırlayanlara” artık ne diyebiliriz ki?

Tekelci oligarşik burjuvazi açısından seçimlerin ana gündemi, kapıya dayanmaya başlayan krizdi. İşçi sınıfı ve emekçilere karşı kriz programını (ve “yapısal reformları”) iki burjuva muhafazakar ittifaktan hangisinin nasıl uygulayacağıydı. Seçimleri “millet ittifakı”nın kazanmasını küçük bir olasılık olarak gözetti, ancak daha ziyade bunu, her zaman yaptığı gibi, Erdoğan ve AKP’ye isteklerini kabul ettirmek için kullandı. Zaten “millet ittifakı”, İnce’nin adaylığı ve seçim programı da bu tarz bir “sosyal neoliberal muhafazakar sentez” çerçevesinde şekillendi. Nitekim Erdoğan da Londra’da emperyalist kapitalizmin mali oligarşisinden dersini aldı, faizleri üst üste artırmak zorunda kaldı. Önce bakan Şimşek üzerinden dış ve iç tekelci oligarşik sermayenin istediği “İMF’siz İMF programı” (“sıkı maliye politikası” ve “yapısal reform programları”, vb) sözü verildi, sonra, seçimlerin son haftalarında başbakan Yıldırım tarafından “seçimlerden sonra yapısal reformların başlatılacağı” sözü tekrar tekrar teyid edildi. Erdoğan da, yine büyük sermayenin isterleri arasında yer alan, “OHAL’in kaldırılması” vb sözleri verdi. (“Gerekirse yeniden konulmak üzere” ve yalnızca biçimsel olarak! Bunu yapacak olsa bile, grev, gösteri, sosyal medya, muhalif siyasal faaliyet yasak ve baskılarını kapsamayacağını, başkanlık sisteminin zaten pekiştirilmiş bir faşist diktatörlük biçimi olduğunu belirtelim. Kaldı ki MHP, BBP, Ağar çeteleri vb artık doğrudan hükümet bünyesindedir! MHP’nin seçim sonrası ilk açıklaması da “OHAL’in devam etmesi gerektiği” oldu! )

Şuna öncelikle dikkat etmek gerekir: Kılıçdaroğlu’nun bütün isteksizliğine karşın İnce’nin yükselişi de, Erdoğan’ın bütün isteksizliğine karşın faizleri artırmak zorunda kalması ve OHAL’i kaldırmaktan bahsetmesi de, tekelci oligarşik sermayenin belirlediği çerçeve dolayındadır. Keza, hangisi olursa olsun “sıkı maliye politikası” ve “yapısal reform programları” da iktidar olabilmenin/kalabilmenin ön şartıdır. Mali oligarşik kapitalizmde başka türlüsü olamaz. Seçim sonuçlarından sonra dolarda hafif bir düşüşün yaşanması, büyük sermayenin asıl tercihinin (biraz burnu sürtülmüş) Erdoğan olduğunu gösteriyor. Bunun yalnızca hafif ve geçici bir düşüş olması ise, kriz basıncının ve yanısıra kapitalist güçler arası güvensizlik ve tedirginliğin devam ettiğini gösteriyor. İnce’nin İstanbul Maltepe mitinginde AKP’nin vapur seferlerini kaldırdığını, Ali Koç’un ise özel vapurların sevkedilmesini sağladığı tabii ki bir şehir efsanesiydi, ama Koç’un Fenerbahçe başkanlığını almasına kuşkuyla bakıldığını ve İnce’nin arkasında Koç’un olduğu izlenimi yaratmaya dair bir trollemeydi. Buna karşılık iç-dış tekelci oligarşik sermaye kesimlerinin bir yandan kriz koşullarında “güçlü iktidar” ihtiyacına karşın diğer yandan bunun toplumun yüzde 50’sinin meşru görmediği ve nefret ettiği, sert ama kırılgan bir diktatörlük olması, kriz çatırtısı yaşandığında ne yapacağının belli olmamasının tedirginliğini yaşıyor.

Nitekim daha 25 Haziran’da küresel mali oligarşik sermaye ve TÜSİAD, “yapısal reform” ve hükümette bunun güvencesi olacak bakan istemlerini deklare etti. Kapitalist güçler arasında kriz yönetimi çerçevesinde uzlaşmalar kadar gerilimler de (“İMF’siz İMF programı” mı faizlerin düşürülmesi mi, “yapısal reformlar”ın hangi ölçüde nasıl uygulanacağı, Merkez Bankası, OHAL, hükümete hangi ekonomi bakanlarının atanacağı, “ekonomik anaya” mı “siyasal anayasa” mı, şiddetli bir kriz durumunda hangi sermaye kesimlerinin kurtarılmasına öncelik ve ağırlık verileceği, vb) sürecek, kriz sarsıntılarıyla birlikte artacak gibi görünüyor.

Yazımız, seçim sonuçları, kriz ve işçi sınıfı başlığıyla devam edecek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*