Anasayfa » GÜNDEM » Seçim sandığından İMF çıkacak!

Seçim sandığından İMF çıkacak!

Döviz borçları yüksek tekelci kapitalist şirketler “açık pozisyonlarını” kapatma isteğiyle 2018’i borsaya hisse senedi sürerek para toplamak istiyorlardı. Ancak borsada düşüş (“piyasaya para girişinde yetersizlik” filan denir), dövizde yükseliş, heveslerini kursaklarında bıraktı.

Mayıs ayı başından itibaren artan sayıda şirket, borsaya hisse plase etme planlarından, fiyatlarda düşüşle birlikte vazgeçiyor. Beymen, Defacto, Penta Teknoloji, “hisse arzı”nı “erteleyen” tekelci şirketlerden bazıları.

İstanbul Borsası Başkanı Karadağ ise, finans krizinin iyice belirginleşmeye başlamasına karşılık işi pişkinliğe vurdu:

“İki firmamızın da mali durumunu biliyorum, çok nitelikli, markalaşma sürecinde belli aşamaları geçmiş uluslararası marka olmuş firmalar. Halka arz olsa tekrar uluslararası yatırımlarına, markalaşmaya devam edebilirlerdi ama o kadar emeklerle bir noktaya getirdikleri firmaları da, bu kısa dönemli, kötü finansal koşullar nedeniyle yok pahasına da satacak halleri yok. O anlamda ertelemeleri çok mantıklı. Seçim sonrasında çok daha güzel koşullarda yine halka arz fırsatları karşılarında olacak.”

Türkiye’nin en büyük tekelci oligarşik sermaye grupları arasında yer alan Doğuş Grubu, ise bazı mal varlıklarını “zararına” satmaya başladı. Gruba bağlı Doğuş Gayrımenkul Yatırım Ortaklığı, satışa koyduğu halde üç yıldır alıcı bulamayan Antalya’daki plazasını, 13.8 milyon lira olarak hesaplanan fiyatının 4’te bir altında, 10.6 milyon peşine satmak zorunda kaldı.

Daha önce de Doğuş 23.5 milyar liralık, Ülker 23 milyar liralık borçları için bankalarla “borç erteleme” anlaşmalarına gitmişlerdi.

Erdoğan’ın “artık İMF’ye bağımlı değiliz, isterlerse biz onlara borç veririz” dediği İMF, zangırdayan Türkiye kapitalizmi için çoktan kemer-sıkma paketini hazırladı bile: İMF’nin önerdiği sosyal yıkım programında, Merkez Bankası’nın özerkleştirilmesi, sıkı finansal daralma, enflasyonu düşürme adı altında talebi daraltma, faizleri yükseltme, liranın “serbest düşüşe bırakılması” var. Daha önemlisi ise; “işgücü piyasasının esnekleştirilmesi” maddeleri: Kıdem tazminatının kaldırılması, asgari ücret ve memur maaşlarının enflasyona endekslenmesi, geçici güvencesiz istihdamın daha da yaygınlaştırılması, gönüllü özel emekliliğin bir daha zorunlu olarak dayatılması.

Burjuva gerici seçimlerden ve başkanlıktan kim çıkarsa çıksın, bu sosyal-yıkım programını açık ya da örtük uygulayacaktır.

Erdoğan o pek “yerli ve milli” halleriyle şimdiden aralarında Citigroup, Credit Suisse, Deutsche Bank, Goldman Sachs, JP Morgan, Morgan Stanley, Rabobank, Fidelity International gibi emperyalist kapitalist mali sermaye fonlarının kapılarını aşındırıp “fon” dilenmeye başladı bile. Bunlar zaten İMF’nin ta kendisi değil mi, İMF’yle anlaşsan ne olur anlaşmasan ne olur, bunlardan dilendiğin finansman ve yatırımın her kuruşu için de aynı paket dayatmasıyla karşı karşıya kalacaksın…

Sosyal demokrat iktisatçı Korkut Boratav bile şunu söylemekten kendini alamıyor:

“Bu durumda bir 2019 krizi patlak verirse IMF’ye mahkûmiyet kesindir. Tek iyimser olasılık, finans kapitalin “risk iştahı”nın (ve sıcak para girişlerinin), Türkiye gibi aşırı kırılgan ülkeler için dahi aniden canlanıvermesi; son yılların dış ekonomik ortamının geri gelmesidir.
Haziran’da iktidar el değiştirirse, bölüşüm politikalarında ılımlı, sınırlı iyileştirmeler mümkün olabilir. O kadar…”

Daha halis bir burjuva iktisatçısı olan ve ulusalcı-faşist Sözcü gazetesi yazarı Ege Cansen ise, “şu anki çalkantılar önlem alınmazsa sistematik bir krize yol açabilecek düzeyde” diyerek daha açık konuşuyor ve sermayeye alenen şunları öneriyor:

“Çalışanlara “Şimdi ücretinin yarısını ödüyorum” diyebilmek.
Kendine ev, araba, yat almamak!
Nakit zorluğu baş gösterdiyse borcunu ertelemek.
Eğer fırsatını bulursa mallarına zam yapmak.
Vergiden mümkün olduğunca kaçınmak.
Yatırım kararlarını ertelemek. Şart değilse makine almamak.
Gerekiyorsa, bankaya, ‘ödeyemiyorum, borcumu yeniden yapılandır’ demek.
Konkordatoya müracaat edip, alacaklılara ödeme yapmamak.
Kısacası, ne yapıp edip nakitsiz kalmamak.”

Söyledik, tekrar söylüyoruz: Seçim sandığından ağır bir sosyal-yıkım paketinden başka bir şey çıkmayacak.

İşçiler seçimlerden hiçbir medet ummamalıdır; kapitalist leş kargalarına karşı sınıf mücadelesinden başka yol yok!

Krizin faturasını kanımızı içenler ödesin!

Kahrolsun kapitalizm! Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*