Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sarı yelekliler her iki sınıfı da yeniden düşünmeye zorluyor

Sarı yelekliler her iki sınıfı da yeniden düşünmeye zorluyor

Eylemlerde sol nasıl bir konumlamış içinde birazda buna göz atalım. NPA (Anti Kapitalist Parti) eylemliklere ikinci hafta dahil oldu ve merkezi düzeyde katılım gösterdi. Ancak gelişen hareketin ruhunu kavramaktan çok uzak popülist bir yaklaşımla sürece dahil oldu. Front Gauche başını çektiği Melanchon ise hareketin tetikleticisi olan aynı zamandada önceki grev ve direnişlerden farklı olarak daha kitlesel bir katılımla kendini ortaya koyan muhafazakar ulusal bilincin etkisinde olan geniş bir kitleye rotasını çevirerek büyük Fransa modern Fransa ve benzeri yüksek dozajlı uluslararası tekellere karşı büyük sloganı etrafında Marie Lepene ben senden daha ulsalcıyım mesajını yolarken bizde önümüzdeki süreçte bizi bekleyen tehlikeyi gösteriyordu. Solun işçi sınıfı içinde daha örgütlü olan kesimi ise (CGT, LOUTTE OUVRİER) hareketi anlamak kavramak ve ona yön vermek yerine işçi sınıfının taleplerinin yetersizliğinden dem vurup harekete sağcılar, ağırlıkta gibi yok neden hafta içi degilde Cumartesi gibi eleştirilerle uzak durmayı yada sınırlı katılım gösterdi. Eylemlikler genişleyerek devam edince CGT alternatif eylemlikler üreterek yada kırmızı yelekliler hareketi gibi alternatif arayışlara yöneldi. Kendi tabanında istenilen karşılığı bulamadı. Sürece şerli katılım kararı alarak harekete önderlik etme bir yana peşinde bile sürüklenemedi. Fransa solu acısında bu eylemliklerin açığa çıkardığı en önemli sonuç kapitalizmi yıkma fikrinde uzaklaşmış olmaları. Bununla bağlantılı olarak devlet kurumlarını hedef alan şiddeti örgütlemekten çok uzaklar. Bu eylemlikler belki üretimi ciddi anlamda durduramadı ama tüketimi ciddi anlamda sekteye uğratı. Tüketimin yüzde yetmişinin gerçekleştiği 12 kente nüfusunda yarısından fazlası yaşıyor aynı zamanda turizm üzerinde örgütlenen tüketimide ciddi anlamda bloke etti yine otobanların neredeyse tamamını bloke ederek yine demir yolu işçilerininde katılımıyla fiili grevleride örgütlemeyi başardılar.

Bu eylemliklerin en önemli yanı bir devlet kurumlarını direk hedef almış olması iki kent merkezlerinin işgal edilmesi. Üçüncüsü kentlerin en merkezi caddelerinde konumlanan uluslar arası tekelerin mağazalarının bulunduğu caddeleri hedef almış olması, dördüncüsü bu gösteriler için ilk baştan izin başvuruları yapılırken devletin eylemcilerin istediği yer değilde devletin gösterdiği yerde yapılmasını isteyince izin başvurularını geri çekerek direk kendilerinin belirlediği yerde belirlediği zamanda ve gün boyu sürdürdükleri eylemliklerle kapitalizmin zaman ve mekanlar üzerindeki hakimiyetine meydan okudular. Sistem içilige karşı doğal bir refleksle yasadışılığı örgütlediler bu yukarıda saydıklarım uzun yıllara dayanan burjuva demokrasisinin geniş kitleler üzerindeki mutlak hakimiyetini yerle bir etmişlerdir, direnişte çıtayı yükseltmişlerdir. Biz bu yazıyı yayına hazırlarken tekellerin Cumhurbaşkanı da bu görkemli direniş önünde diz çökmüştür. Tv lerde direnişcilerden özür diliyordu. Macron’un bu ikiyüzlü özürü direniş ateşinin yandığı noktalarda yapılan canlı yayınlarda…

Sarı Yelekliler sadece Fransa‘da değil kapitalizmin daha gelişkin olduğu ülkelerde her iki sınıfı da sarstı ve yeniden düşünmeye zorluyor. Üç haftayı aşan görkemli direnişleri her kesim kendi perspektifinden ele alıyor, sonuçlar çıkarmaya çalışıyor. Bizde işçi sınıfının ihtiyaçları temelinde ele almaya devam edeceğiz. Bir önceki yazımızda eylemliklerin mayalanma zeminlerini ele aldık. Bugünde üç haftayı aşan eylemlikler sürecini irdelemeye çalışacağız. Eylemciler küçük kasabaların giriş çıkışlarında bulunan yol kavşaklarında gece gündüz demeden ve yaktıkları ateşi söndürmeden beklemeye devam ediyorlar. Bu sönmeyen ateş eylemlerin  sembolü oldu ve aynı zamanda da eylemlerin geniş bir havuzda diri kalmasını sağlıyor. Bu sönmeyen ateş hem Cumartesi gerçekleşecek olan roundun hem de kent merkezlerinde yoğunlaşan eylemliklerin ön çağrısı biçiminde oluyor, bu sönmeyen ateşler ve onu yakanlar, şehrin nabzına da yön veriyor. Sabah işe giderken cafe, poğaça, kahvaltılık getireniler, öğlen sandviç, yemek getirenlerle kavşakların kesiştiği yerde buluşabiliyor. Artık bu kavşaklar sadece eylem yapılan yerler olmaktan çıkarak aynı zamanda bireye kadar çözülmüş hatta yalnızlaşmış, yaşamın bütün yükünü tek başına yüklenen işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, işsizlerin, kadınların bir araya geldiği, ekmeğini bölüştüğü, sorunlarını ortaklaştırdıkları hatta görüş ayrılıklarının hararetli tartışıldığı ve sorunlara çözümlerin arandığı yerlere dönüşmüş durumda. Hemen hemen her şehirden, kasabadan geçerken sarı yeleklilerin ateşini görebilirsiniz. Bu hareket büyük kentlere doğru daha da genişleyerek sarı yeleklilerin talep ve beklentilerini aşıp, hareketin politik alanını da genişleterek kentlerin içine doğru yayılıyor. Fransa’da mücadelenin belkide en zayıf yanını oluşturan sorunlar ve sorunlara karşı koyuş örgütlenirken, sorunu çoğunlukla parçadan ele alırlar; diğer sorunlar alabildiğine izole edelir. Ancak bu süreçte zayıf olan bu yan ileriye doğru kırılmaya başlandı. Liselerden üniversitelere doğru yayılan işgal, grev ve direnişlerin tamamı yapılan kitesel toplantılarda doğrudan demokrasi işletilerek alınan kararlarla yaşama geçiriliyor. Toplumun çok farklı kesimleri sarı yeleklilerin taleplerinin dışında kendi talepleri üzerinden direk devletin kurumlarını hedef alarak eylemler gerçekleştiriyorlar. Köylüler traktörleriyle, koyunlarıyla direk valiliklerinin önüne gelerek burayı bloke ediyorlar. Bir çok bölgede vergi daireleri basılarak devletin en stratejik kurumları hedefe çakıldı. Geniş bir alana yayılan eylemliklerin yoğunlaştığı kentler Paris, Marsilya, Bordeaux, Nante, Lyon, Toulouse. Bu şehirler aynı zamanda hem işçi sınıfının yeni bileşeninin yoğunlaştığı şehirler hem de bu yeni bileşen içerisinde iş bulma umuduyla bu kentlere gelen işsizleri, kentlerin daha kenar mahalelerine doğru itilen göçmenleri de kapsıyor. Eylemlerin son iki cumartesisine damgasını vuran da yukarıda saydığımız bu bileşendir.

Neredeyse bütün direniş noktalarında “bizi durdurmak için özür dilemesine gerek yok, taleplerimize cevap versin ya da gitsin” söylemi yaygındı. Genelde bu tür militan gösterilerin ardından gelen geri adımlar liberal çevreler içinde çok hızlı bir karşılık bulur ancak bu direniş bu açıdanda yeniyi temsil ediyor. Birazda kaygıyla altan alta sorulan soruya bizde cevap arayalım! Bu hareket nereye evrilir? Bu soruya,bu hareketi de aşan bir cevap aramalıyız. Önce tehlikeden başlayalım. Bu harekette de öne çıkan uluslararası tekelerin mutlak hakimiyetine karşı biriken öfkenin tekellere karşı ulus devlete sarılma tehlikesi. Bu minvalde leş kargaları gerek sağda gerekse solda ellerini ovuşturmaya başladılar. Bizler bugünden buna karşı durarak, uluslararası tekellere karşı işçi sınıfının enternasyonal bağlantılarını güçlendirerek cevap vermeliyiz. Bu harekette öne çıkan önemli iki noktayı iyi okumalıyız. İlki; kapitalizmin daha fazla kar döngüsü üzerinden sürekli yöneldiği insanı yaşadığı gezegenle birlikte tüketen saldırılarının yarattığı öfke ve bu öfkenin öncekilerden farklı olarak sorunun kapitalizmden kaynaklandığının bilincinde olunmaya başlaması. İkincisi de ; 19. yy daki açlık, sefalet ve savaşlara karşı gerçekleşen ayaklamalardan farklı olarak ekmek mücadelesinin ötesine geçen, kapitalizmin sınırlarını aşan yaşam arayışlarıdır. Bu yazıda en kısa yeri tutan bu kısacık cümlede ise komünizmin özgürlük dünyasının anahtarı saklı.

Devrimci Proletarya / Paris

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*