Anasayfa » DÜNYA » Şanzelize’nin Gulyabanileri: Video-eylemin gözüyle Sarı Yelekliler

Şanzelize’nin Gulyabanileri: Video-eylemin gözüyle Sarı Yelekliler

Şanzelize’de bir Cuma gecesi, sokaklar ışıl ışıl… Zafet Takı’na doğru uzanan geniş mi geniş, göz alıcı bir cadde, tüm ihtişamıyla Şanzelize… Bu Cuma gecesinde anormal gözüken bir şeyler var. Mağazalar vitrinlerini kapıyor birbiri ardına. Bir inşaat şantiyesini andırıyor her bir köşe. Zengin kalabalık panik içinde, koşturarak alışveriş yapıyorlar adeta. Paralı Uzakdoğulu ve Arap turistler biri seçip de eliyle koymuş gibi burada iki adımda bir karşımıza çıkıyor ve anlamsız boş bakışlarla anlamaya çalışıyorlar: “Neler oluyor Şanzelize’de böyle?” Olan şu ki Şanzelize yarın ortaya çıkacak olan “gulyabanilerine” hazırlık yapıyor pür telaş. Sarı Yeleklilerin eylemlerinden bir gün öncesinin gecesinde zenginliğin, lüks mağazaların, fiyat etiketleri en az üç haneli sayılar içeren markaların merkezi olarak bilinen bu meşhur caddede zenginlerini erken saatte kovalamaya başlayan gecenin içinde başka bir hareketlilik yaşanıyor.  Çoğu göçmen işçi olarak çalışan Polonyalı, Ukraynalı, Belaruslu inşaat işçileri ve marangozlar o mağazadan o mağazaya taşıyorlar tahta paletleri. Ukraynalı olan “Bu ülkenin sorunları onları ilgilendirir ama bence sorun yok her yeri yıkabilirler.” deyip tahtalarını çakmaya devam ediyor.

Bazı dükkânlar çekim yaparken bizi kovuyor. Ankara Yüksel’de polis kamerayı nasıl kapatmaya çalışıyorsa, Paris Şanzelize’de aynı polis ruhu kuşatmış zengin mağaza müdürlerinin ruhlarını. Her sistem kendi polisini yaratır. Üniformalıları tanımak en kolayı, aramızdaki milyonlarca üniformasız polisi tanımak, bulmak, onlarla yüzleşmek aslolanı. Şu zenginlerin malını korumak için günü geldiğinde onlardan önce bize saldıran paralı elemanları… İşte böyle ortaya karışık, kitlesel direnişler bu nedenle gelecek devrimlerin en öğretici laboratuvarı… Bize dostun ve düşmanın kim olduğunu gösteriveriyorlar. Kapitalizmin sınıfsal çelişkiyi örtmek için kılıktan kılığa girdiği bu maskeli baloda görünenlerin hiç de göründüğü gibi olmadığını, simitçinin de cebinde ayfon olup işçilerin de artık araba ve ev sahibi olabildiklerini anlatıp durdukları eşitlik masalında anlatılanların da anlatıldığı gibi olmadığını bize en iyi patlak veren halk hareketleri gösteriyor. Gezi’den, Arap Baharı’ndan, Sarı yeleklilerden ve nicesinden “daha fazlasını” beklememek gerektiği doğru, ama azımsamamak lazım daha fazlasından da bir azını.

Tüm mağazaların tüm bodyguard’ları siyahi. Bu lüks mağazaların zengin müşterilerini korumak görevi onlara verilmiş. Dayak atılacaksa siyahiler atacak, dayak yiyecekse siyahiler yiyecek… Fransa’daki iş bölümü kendini bir gecede bile açık ediveriyor. “No madam, no!” Bir yerden kovulduğunu anlamak için dil bilmeye gerek yok, işte dünya vatandaşı olmak böyle bir şey! Hâlbuki ele güne karşı yarın Sarı Yelekliler gelecek de parlak camlarını indirecek diye korkularından hepsi o pırıl pırıl vitrinlerine daha en civcivli saatler geçmeden tahta çakmaya başladılar bile. Kameramdan değil sarı yeleklilerden korkuyorsunuz, siz tahtaları çakıp gideceksiniz, yarın Sarı Yelekliler gelecek, gelecek, gelecekler  “vi, mösyö, böö!” Çantamdaki sarı yeleği gösterince karşımdaki lejyonerlerin dil bilmesine gerek kalmıyor küfür yediklerini anlamak için.

Daha akşamın beşinde dükkânların vitrinlerini kapattırırlar işte!

Sarı yeleklerin bu direnişi ne işe yaradı diye soranlar, direnişin kazanımlarını 42 taleplik listelerinden elde edebildikleri çok az somut kazanıma kıyasla arz-talep cetveline vurup istatistiklerle açıklamaya çalışanlar, siyaseti uzun zamandır siyaset bilimi olarak algılayıp siyasetin laboratuvarının üretim alanları, fabrikalar, tarlalar, sokaklar olup parlamentolar, başkanlık sarayları, akademik salonlar olmadığını hala anlamak istemeyenler, tarihi nicedir sınıf savaşı olarak tanımlamaya şerh üstüne şerh düşenler, sol-entelijansiya, parti bürokratları, sekreteryaları, baylar, mösyöler, proflar, doktorlar, ünvanlı sosyalistler; bu hesaplar dışında başka ölçüsü var direnenlerin. Âlim olmaya gerek yok, direnişten bir gece önce çıkıp da Şanzelize’de şöylecene avare bir tur bile yeter kapitalizmin direnişin heyyulasında duyduğu tir tir titreyen korkuyu seyreylemek için. Hey gidi serbest piyasa, böyle daha akşamın beşinde dükkânların vitrinlerini kapattırırlar işte!

Şanzelize esnafı hiç benzemiyor bizim mahalledeki bakkal teyzeye, terzi amcaya. Bahsettiğimiz dükkânlar milyonlarca dolarlık çok büyük markaların her birinin yıllık kirası Türkiye’de koca bir AVM’yi satın alabilecek ölçüdeki mağazalar. Yani her biri oldukça büyük burjuvazinin hiç de küçük olmayan temsilcileri. Küçük esnaf filan değiller gözleri yaşlı “Ama bizim dükkânlarımızı yağmaladılar” diye Sarı Yeleklileri lanetleyenleyenler. Zaten ara sokakların gerçek küçük esnafına Sarı Yeleklilerin zararı olmamış. Doğru ya, orda binlerce dolarlık çanta satan “Gucci” dururken kim ne yapsın “Dönerci” dükkânını soyup! Zaten Sarı Yelekliler döner dostu, havyar düşmanı olduklarını duvar yazılarında deklare ettiler.[1] “İçerdeki sütlaç yiyen müşterilerimizi rahatsız ediyorlar” deyip de gazdan gözü görmez olan Gezi direnişçileri dükkânlarına sığındı diye polisi çağırıp direnişçileri gözaltına aldıran Türkiyeli “markalar” herhalde Şanzelize’deki gibi altın yaldızlı ekler pasta satıyorlar olsalardı kim bilir daha neler yaparlardı… Yani sadece Şanzelize üzerinde bile bir sınıfsal çarpışma vukuatı söz konusu. Ve her Cumartesi günkü direnişin sonundaki zayiat dudak uçuklatacak cinsten içlerindeki malların ederi sayılınca. Yani Sarı Yelekliler ceplerinden çalınan paralarla inşa edilen sermayeye tüm işçi sınıfı ve ayak takımı adına verdikleri zararla bile sınıf savaşımında üzerlerine düşeni bir nebze de olsa çoktan önceki dört hafta boyunca yapmışlar bile. Onlara fazla da haksızlık etmeyelim.

Medya ve Sarı-Yelekliler: Full HD dezenformasyon ve amatör kayıt hakikati

Fransa’da 15 Aralık’taki Acte 5 eylemleri itibariyle beşinci haftasına ulaşan Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) direnişi pek çok politik tartışma ve sosyolojik tahlili peşinden sürükleyerek bir ayı aşkın süreyle Fransa sokaklarında kitlesel bir halk hareketine dönüştü ve eylemin dünyanın farklı ülkelerinden basın kanallarının kadrajına girme biçimi direniş ve medya tartışmalarını da yeniden gündeme taşıdı. Zira Gezi Direnişi’nde üç maymunu –ya da tabiri caizse üç pengueni- oynayan ana akım ulusal medyanın birden bire Paris sokaklarında belirivermesi ve Türkiyeli sarı yeleklilerin TRT kameralarını teşhir ettiği görüntüler Türkiye açısından “Sarı Yelek” eylemlerine yönelik ana akım medya ilgisinin arkasında yatan farklı motivasyonlara direnenlerin gözünden eleştirel bir yaklaşım sağlaması açısından önemli direniş imajlarından birini oluşturdu.  Ne olursa olsun direnme mayasının bir kere çalındığı toplumlarda Sarı Yelek direnişi oldukça sıcak karşılandı. Sarı, zaten sıcak bir renkti. Bir de direnen geniş halk kitleleri ve sokak başlarında ateşleri ile birleşince sarı yeleklilerin sıcağı Gezi’nin çoban ateşini hala yüreklerinde hisseden milyonların belleğinde saklı kalmış direniş imgelerini onlara yeniden hatırlattı. Hepimiz sarı yeleklilere atılan gaz fişeklerinin havadan düşerken bıraktığı silik beyaz izlerde kendi üzerimize atılan gaz bombasının göz bebeğimizde saklı imajını yakaladık yeniden. Sarı yeleklilerin kim olduğunu tam çözemesek bile karşılarında lacivert üniforma ve kask yığınlarının altında tam tekmil bir robokop imajı çizen polisi hemen tanıdık; çünkü direnenlerin kendilerini ifade ettikleri biçimler ve renkler her coğrafyada ilk başta onları hemen tanımlamamıza olanak vermeyen oldukça radikal değişiklikler gösterse de, üniformalılar hep aynı kalıyordu.

Batı medyasının doğu coğrafyalarındaki direnişlere yönelik oryantalist ilgisinin karşısına Batı ülkelerinde patlak veren ve hiçbir şeyin göründüğü gibi güllük gülistanlık olmadığına işaret eden direnişlere yönelik Türkiye ana akım medyasının ilgisi çıkınca iki taraflı çelişki ayyuka çıktı. Burada medya profesyonellerinin direniş imajlarını hangi amaçlara hizmet etmek üzere kayıt altına aldığı sorusu ortaya çıkmış oldu. “Doğu’yu sömüren Batı ülkeleri beter olsun” gibi milliyetçi-ırkçı bir bilinçaltıyla çekilen ve sonunda egemenlere başka bir ülkede yaşanan hak ihlallerini kendi ülkelerinde direnenlere yönelik ağır hak ihlallerini meşrulaştırmak için kullanılan direniş görüntüsünden ezilenlere hayır gelmeyeceği her geçen gün ayyuka çıktı. Fransa sokaklarında inen uluslararası medyanın, direnişi, onu asıl içeriğinden soyutlayarak ya da direnişin taleplerinin arkasındaki sınıfsal mücadele dinamikleri ve ilk bakışta hemen çözülmesi çok da kolay olmayan bir dizi girift toplumsal çelişkiyi görmezden gelerek -özünde yine bir sistem sorunu barındırdığı eylemin devam ettiği haftalar boyunca yükselttiği taleplerle artık görmezden gelinemez bir gerçek olarak açığa çıktıktan sonra- aslında yine başka ülkedeki egemen sınıfların çıkarlarına hizmet edecek şekilde bir dezenformasyon yaratmanın aracına dönüştürme potansiyeli daha belirgin bir soru işareti olarak diğer ülkelerin direnenlerinin kafasında oluşmaya başladı.

Son dönemde ise sıcak çatışma, yanan barikat görüntüleri ana akım medya için piyasada iyi satılabilir bir malzemeye dönüşmeye başladı ki büyük uluslararası medya tekellerinin direnişe dair bin bir çeşit çatışma görüntüsü yüksek kalite, full HD servis etmeye başladığını gördük. Ama kırmızının fazla kırmızı gözüktüğü barikat ateşlerinde, sarıları fazla fosforlanmış sarı yelek imajlarında göze eğreti gözüken bir şey vardı. Gerçeküstü bir gerçeklik, gerçeğin fazla montajlanıp gerçekten başka bir halde gözükmesi ve aslında gerçekliğini yavaş yavaş yitirip sarı yeleklilerin karikatürize edilmesi… Direnişe yönelik ana akım medya ilgisinin çelişkisi de bu oldu. Bu çelişkinin karşısında en güçlü duran yine eylemcilerin kendi kendilerini kayıt altına alma ve kendilerinin medyası olarak eylemi duyurma biçimleri oldu: selfie of act[2] (eylemin öz-kaydı). Özellikle Türkiye açısından Avrupa gibi hem coğrafi olarak komşu düzeyinde olunan, bu nedenle hareketin sıcaklığı ve ivmesinin görece daha yakın karşılandığı, hem de mücadele ve demokrasi kültürü açısından arada henüz tarihsel olarak aşılamamış ciddi farklılıkları barındırdığı için belli yönleriyle politik ve ideolojik motivasyonlarına yönelik belli bir düşünsel mesafe ile eleştiri konusu olan Sarı Yelekliler direnişine yönelik belki de kafamızı en çok açan bilgileri de yine eylem alanında “eylemcilerin”  çoğu zaman “bizzat kendilerinin” çektiği ve sosyal medyada hızla viral olarak yayılan her biri birer “selfie of act” olan direniş videoları aracılığı ile edinmiş olduk. Örneğin; TRT’nin teşhir edildiği görüntüler cep telefonu ile eylemcilerin kendi çektiği amatör görüntülerdi.[3] Yine Fransa polisinin sert saldırılarına ilişkin en akılda kalıcı görüntülerden biri Fransa’da sarı yeleklilere paralel olarak sokağa inen liseli gençliğin dizlerinin üstüne çökertilerek ellerini başlarının üstüne koymaya zorlandığı toplu gözaltı görüntüleri oldu.[4] (Guardian bu amatör görüntülere kendi logosunu basıp yayınlamaktan geri durmadı. Dünya âlem biliyor ki Guardian muhabiri değildi o görüntüleri kaydeden. Büyük medya tekeleri için sokakta çekilen ve serbestçe dolaşıma sokulan anonim görüntüye logo basmak medyanın emek sömürüsünün aldığı yeni biçimlerde bir tanesi.) Bu görüntüler çok da yüksek çözünürlüklü olmayan kısa çekim videolar ve fotoğraflar olarak sosyal medyaya yansıdı ve bu haliyle milyonlara ulaştı. Direnişteki sıcak çatışma anlarına dair eylemcilerin eylemin içinden amatör olarak çektiği pek çok video ve video-kurgu toplamları da sosyal medya hesaplarında eyleme yönelik toplu haberlerin verilmesinde oldukça yoğun kullanıldı.[5] Her direnişin bağrından spontan üretimler olarak doğan yaratıcı direniş şarkılarının sarı yeleklilerdeki en meşhur örneğine de yine amatör video kayıtların kurgularından yani oldukça gayri-resmi görüntülerden oluşan bir “resmi klip”eşlik ediyordu.[6]

Sonuç yerine: Selam olsun Şanzelize’nin görünmeyen yüzüne!İstanbul genelinde IŞİD baskınları: 8 kişi gözaltında!

Şanzelize’deki her biri devasa uluslararası şirketlere dönüşen markaların çoğu Çin ve Hindistan üretimi olup da Avrupa’ya getirip sattıkları saatler, çantalar, gömlekler ve pabuçlardan tek bir tanesi ortalama bir Sarı Yeleklinin yıllık gelirine eş değer. Yani bu nedenle hazırlıkları tam tekmil. Öyle iyi biliyorlar ki Sarı Yeleklilerin nasıl da her yeri dümdüz edip geçeceğini ve aslında sokaklara dizilmiş polislerine kendilerinin bile güvenemeyeceğini. Sarı Yelekliler hiç değilse bunu başarmış. Hiç değilse dediğimiz, koskoca bir meşruiyeti fiilen kıra döke direnmenin! Biliyorlar ki Sarı Yelekliler gelecek… Biliyorlar ki o ATM’ler, o vitrinler, o lüks mağazanın içinde teki çalınsa bir Sarı Yelekli yurttaşın bir yıllık ev kirasını ödemeye yetecek ipek şallar, gömlekler öylece yerli yerinde kalmayıverecekler.  Biliyorlar ki mallarında gözü var bu Sarı Yeleklilerin. Sarı Yelek giyip de mallarını soymaya geliyorlarmış! Bravo, Fransız burjuvazisi dünya sol hareketinden önce çözmüş Sarı Yeleklilerin sınıf karakterini! İşte bu yüzden de Şanzelize’de direnişin bir gece öncesindeki esnafının “savaş” hazırlıklarını video-eylemci gözünden görüp kaydetmek en az direnişi çekip kaydetmek kadar önemli ve anlamlıydı.  Çünkü Sarı Yeleklilerin neyi başardığını en çok da huzuru fazlasıyla Fransa burjuvazisinin Şanzelize’deki bu telaşı anlatıyordu belki de….

Gelelim tekrar direnişin bir gece öncesindeki Şanzelize’ye… O küçük burjuva malını koruma telaşı sokağın görünmeye yüzüne ise hiç mi hiç tesir etmiyor; Şanzelize’nin yoksullarına, mültecilerindei dilencilerinde, müzisyenlerinde, -6 derece soğukta krep satan tezgâhtarlarında Guccilerin, Luizvittonların, Dolcegabannaların telaşının zerresi yok. Onlar sokakta yatmaya, metro altlarında buldukları en rahat köşede oturmaya, dileniyorsa dilenmeye, sokak müziği yapıyorlarsa şarkılarını çalıp söylemeye devam ediyorlar… Ve bu ihtişamın içinde kaldırım kenarlarında, sokak köşelerinde, metro altlarında acıktıkça acıkan, üşüdükçe üşüyen ve biriktikçe biriken Şanzelize’nin görünmeyen yüzleri var olduğu sürece her ülkenin Şanzelize’sinde gözle görünen ışıklı yaşamın karşısında buzdağının görünmeye yüzü de büyümeye devam ediyor…

[1] Nail Aras, “Sarı Yelekliler: Kahrolsun Havyar, Yaşasın Döner!” https://otherful.files.wordpress.com/2018/12/kahrolsun-havyar-yasasin-doner.jpg

[2] Oktay İnce, “Eylemin öz-kaydından öz-sunumuna; Selfie of act”: http://artikisler.net/eylemin-oz-kaydindan-oz-sunumuna-selfie-of-act/

[3] https://www.youtube.com/watch?v=6NrdN9P-NBM

[4] https://www.youtube.com/watch?v=gJU0FQqRUWI

[5] https://www.instagram.com/gilets_jaunes.off/?hl=en

[6] https://www.youtube.com/watch?v=9i3alzuVFXo

Eylül Deniz Yaşar/gazetefersude.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*