Bir bardak su, bir avuç toprak, bir ağaç gölgesi, bir deniz manzarası, bir şiir dizesi… Artık her şey sermaye malı.

Ya bir dakika zaman?

O da.

Sermaye yalnızca tüm kentsel mekan ve doğayı değil, toplumun tüm serbest zamanını ele geçirmek için bitmez tükenmez taurruzlar düzenliyor.

Çoğumuz kendi gönlümüzce değerlendirebileceğimiz günde birkaç saatlik zamandan bile mahrumuz.

Ücretli çalışma süreleri durmaksızın artırılıyor.

Çalışmayan kesimlerin (emekli, ev kadını, öğrenci) çalışması, çalışanların ikinci iş yapması, i-pod bilgisayarla serbest zamanın da çalışma zamanına dönüştürülmesi, çalışan kadınların daha çok çocuk yapıp bakması dayatması artıyor.

Ev-iş rutininde yolda geçen süreler artıyor.

Öğrencilerin yıllık eğitim gün ve süresi uzatılıyor. Okula başlama yaşı düşürülüyor.

Çalışma saatleri uzuyor

Türkiye’de ücretli emekçilerin hızla büyüyen kesimi, haftalık resmi çalışma süresi olan 45 saatin (kamuda 40 saat) 1.5-2 katını bulan sürelerde çalıştırılmaktadır.

1989-2008 arasındaki 20 yılda, haftada 50-59 saat çalışanların oranı yüzde 13′ten 18′e, 60-71 saat çalışanların oranı yüzde 10′dan 19′a, 72 saatten fazla çalışanların oranı ise yüzde 5′ten 10′a çıkmıştır. (DİSK Sosyal-İş’in araştırması, rakamlar kayıtsız çalışanları içermemektedir.) Haftada 60 saatten fazla çalışanların oranının 50-59 saat çalışanların oranını geride bıraktığı, 72 saatten fazla çalışanların oranının 2′ye katlandığına dikkat edilmelidir.

mesai34

2008 itibarıyla (yasal fazla mesai ile birlikte) haftalık 50 saatlik çalışma süresinin üstündeki aşırı çalıştırma süresi toplamı, haftalık 80 milyon saattir. (Ki bu rakam, resmi istatistiklerde görünen işçi sayısı üzerinden hesaplanmıştır. Gerçek rakam, bunun en az iki katıdır. İşçilerin yaşamından fazladan gasp edilerek ek sermaye birikimine çevrilen bu dev çaplı toplumsal zaman – yılda en az 8 milyar saat- işçilerin kendini yeniden üretme, kısmen geliştirme ve gerçekleştirme olanağının zamansal olarak nasıl ortadan kaldırıldığını bütün dehşetiyle ortaya koymaktadır.)

2010 itibarıyla haftada 40 saat çalışanlar yüzde 17′ye, 41-49 saat çalışanlar yüzde 23′e inmişti. Haftalık fiili ortalama çalışma süresi 55 saate çıkmıştı.

Son 5 yılda haftada 72 saatlik çalışma (haftada 6 gün, günde 12 saat) daha hızlı yaygınlaştırıldı. İş saatlerinin aşırı yoğunlaştırılmasıyla birlikle, (isterse halen 8-9 saat çalışıyor olsun) geriye kalan sözde serbest zamanda, çoğu işçi en basit zihinsel, duygusal, toplumsal etkinlik enerji ve motivasyonuna sahip olamamaktadır.

Haftalık çalışma süresi, 500+ işyerlerinde 49.5 saat, işyeri küçüldükçe, 10- işyerlerinde ortalama 60 saate kadar çıkıyor. En uzun çalışma süreleri otel, lokanta, mağazalar (59.5 saat), sanayide ise madencilikte (58.5 saat). İşçilerin eğitim düzeyi azaldıkça, çalışma süreleri de artıyor; Yüksek okul mezunu 50 saat, ilkokul mezunu ve altı: 56 saat. Bununla birlikte bu farkın büyük işyerleri ve eğitimli işçilerde de esnek, güvencesiz çalıştırma biçimlerinin yaygınlaştırılmasıyla geriye doğru kapanmaya başladığını, işgüvencesini tümden yokeden, taşeronluğu ve kiralık işçi şirketlerini esas işlere sokan, kamuda 40 saat ve 2 günlük hafta sonu tatili kaldıracak “ulusal istihdam paketi” geçerse, kamu çalışanları, büyük sanayi işçileri ve beyaz yakalı işçiler açısından da 40-50 saatlik haftalık çalışmanın “hayal” olacağını öngörmek zor değil.

Esnek-güvencesiz çalıştırma, ücretleri düşürürken çalışma yoğunluğu ve sürelerini durmaksızın artırmaktadır. Burjuva hükümetin bu Ekim-Kasım ayında Meclise getirip yasalaştırmayı planladığı “ulasal istihdam stratejisi”, esnek-güvencesiz çalıştırmanın en kıyıcı biçimlerini temel çalıştırma biçimi haline getirerek, çalışma yoğunluğu ve sürelerini her türlü fizik-toplumsal sınırın ötesinde artıracaktır. Taşeronluğun esas işlere de girmesi, kiralık işçi şirketleri, çağrı üzerine çalışma, evde parça başı çalışma, kısmi zamanlı çalışma bunlar arasındadır. İşsizliği azaltma ve istihdamı artırma kılıfı altında dayatılan paket, 8 saatlik çalışmanın son kalıntılarını kamu’yla birlikte ortadan kaldırıcak, işçilerin büyüyen kesimlerinde hem aşırı çalışmayı (ya da ikinci işi) hem de işsizliği (hem de aynı işçiler açısından) aynı anda azamileştirecektir.

Saat ücreti, işgünü yasalarla tanımlanmış “belli saati kapsar durumdan çıkar çıkmaz bütün anlamını yitirir. Karşılığı ödenen ve ödenmeyen emek arasındaki ilişki yok olur. Kapitalist, şimdi artık emekçiden, emekçiye kendi varlığını sürdürmek için gerekli emek zamanını bırakmazsızın, ondan belli miktarda artı emek sızdırabilir. Çalışmadaki bütün düzeni ortadan kaldırdığı gibi, kendi işine, keyfine ve o andaki çıkarlarına uygun geldiği şekilde en korkunç, aşırı çalışmayı mutlak bir iş kesilmesi izleyebilir.” (Marx)

mesai4940

Esnek çalıştırma, patronların işçileri istediği kadar süre aşırı uzun ve yoğun çalıştırarak (bazan birkaç günlüğüne kesintisiz, bazan birkaç haftalığına veya aylığına günde 12-16 saat) istediğinde uzun süre iş bekleterek veya daha kısa aralıklarla iş aramak (ya da ikinci iş yapmak) zorunda bırakarak işçilerin tüm zamanı üzerinde mutlak sermaye hakimiyeti kurmasının biçimidir. İşçiyi bırakalım bedensel, zihinsel, psikolojik, toplumsal yetilerini geliştirmeyi, giderek (8-10 yılda) sürdüremez hale getirecek kadar yıkıcıdır. Özel emeklilik sigortasına yüksek meblağlar ödeyebilen bir azınlığın dışında, bir emeklilik zamanının bırakılmaması da cabasıdır.

Ders, ödev, sınav saatleri uzuyor

4+4+4 eğitim sistemi ile öğrencilerin yıllık eğitim süresi, 180 günden 190-220 güne çıkartılma girişiminde bulunuldu. Tepkiler üzerine bu geçmedi, ancak ders saatleri ve yükü birinci sınıftan sekizinci sınıfa doğru artırıldı. Haftalık ders saati 1-4. sınıflarda 25′den 30′a, 5-6. sınıflarda 30′dan 36′ya, 7-8. sınıflarda 37′ye çıkarıldı. Öğrencilerin yıllık devamsızlık hakkı, 20 günden 10 güne indirildi. 9. sınıflara konulan matematik kitabının sayfa sayısı 4 kat artırılarak 1150 sayfaya çıkarıldı. Okula başlama yaşı düşürüldü. SBS sınavı, 3 yılda her dönemde bir olmak üzere MEB denetimde merkezileştirilen 6 sınava çıkarıldı. Sınav ve dershane cehennemi bütün ortaöğretime yayıldı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Okula başlama alt limiti 60 ay olacak. Çocuklarımızın ömründen 1 yıl kazanacağız.” (aynen böyle!) demişti. Kendileri ve kendi öz gelişimleri için oyun icat edip oynayan çocukların kapitalizme ne faydası vardır ki? Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı kestiği gibi, kendileri için oyun oynayan çocukların oyununu keser. Yerine onlara sermayenin oyununu satıp düzenin ödevini yaptırmaya başlar. 9 yaşında “mesleğe”, 15-16 yaşından itibaren çalışmaya ve evlenmeye yönlendirir. Olabildiğince ucuz, nitelikli fakat sermayenin neoliberal çalışma disiplinini içselleştirmiş teknik üretim faktörü olarak şekillendirir.

Sonuçta çocuklar kendi icat ettikleri oyunları oynama döneminden 1 yıl kısılarak sermayenin sıradüzenine 1 yıl önce giriyor, ders, ödev, sınav, dershane yükleri de alabildiğine artıyor, hem okuyup hem çalışanların oranı da giderek yükseliyor. Yani kapitalizmin çocukların az çok özerk olarak değerlendirebilecekleri serbest zamanlarından gasp edip zorunlu işgücü üretim zamanına çevirdiği zaman da çocuk başına gerçekte 2 yılı buluyor. Çünkü kapitalizmin derdi, olabildiğince çok sayıda bebeğin meta-işgücü olarak şekillendirilmesi için gerekli toplumsal emek zamanın kısaltılmasıdır. Bu da kadının olabildiğince çok çocuk yapıp bakma zamanının artırılması ve çocukların okul, ders, ödev, sınava çalışma zamanının azamileştirilmesi ile yapılabilir. İşyerinde işçilerin çay, tuvalet molalarının bile kısılarak çalışma yoğunluğu ve uzunluğunun azamileştirilmesi ile, çocuğun oyun eğlence öz gelişim zamanının kısılıp ders çalışma yoğunluğu ve uzunluğunun azamileştirilmesi, kapitalizmin aynı mantığının sonucudur:

İşgücü metası dahil her türlü metanın üretimi için toplumsal olarak gerekli emek zamanı minimize edip artıdeğer üretimini (sermaye birikimini) azamileştirmek. Bu emek üretkenliğinin düşük olduğu eğitim sektöründe, ücretli köle üretim zamanını yoğunlaştırarak; çocukların kendileri için gerekli emek zamanı kısaltıp, gelecekte sermayenin artıdeğere çevireceği artı-emek harcama zamanlarını artırarak ve yoğunlaştırarak yapılır. Sermaye ve devletinin çocukların serbest zamanına da el koyması; neoliberal azami emek disiplin ve üretkenliğine koşullandırılma, son derece tahrip edici biçimler almaktadır. Büyük çoğunluk için hiç gelmeyecek bir gelecekteki bir havuç için (örneğin görece “iyi” bir iş ve ücret) vahşi rekabet, her türlü eziyete katlanarak öz doyum ve ihtiyaçları sürekli erteleme ve bastırmaya koşullanma, bu disiplinin başlıca unsurları arasındadır. Aynısı üniversiteler için geçerlidir (+ yaz okulları). Okurken ücretli çalışan öğrencilerin (üniversite öğrencilerinin yüzde 25′i) oranı giderek artıyor.

Çocuk, yaşlı, hasta bakım saatleri uzuyor

Toplumsal yok-zaman tablosu, kadınların hiç-zamanıyla tamamlanmaktadır. Sosyal hak ve güvencelerin tümden tasfiye edilmesi, yaşlı, engelli, hasta bakımını (iş ve trafik sakatlanmaları, kanser, kalp yetmezliği gibi ağır hastalıklarda büyük çaplı artış ile birlikte) erkek egemen cinsiyetçi işbölümüyle aile ve kadının omuzuna yıkılmaktadır. “Kadın istihdam paketi” ise, kadın işçilerin yarım asgari ücrete kiralık işçi şirketlerine haftada 35 saate kadar çalışma ya da daha düşük ücrete evde veya “ev işi” benzeri işlerde 10-12 saat parça başı çalışmayı, aynı zamanda daha çok çocuk yapıp bakmayı dayatmaktadır.

Sonuçta, kapitalizmde bütün mesele gelip: Toplam toplumsal emek zamanını son sınırına kadar genişletmek (eğitim, sağlık, ulaşım, doğa dahil her şeyi emek-zaman, yani parayla ölçülebilir hale getirmek), bunun içinde de toplumsal olarak gerekli emek zamanı minimize, artıdeğer sömürüsü (sermaye birikimi) için zamanı maksimize etmeye, dayanır. Bu da, işçilerin, kadınların, çocukların kendilerini yeniden üretmek gerekli emek zamanını kısaltarak (karşılıksız çalışma zamanlarını azamileştirerek) ve iş-dışı serbest zamanlarını kısaltarak yapılır.

zaman2

Sabahın köründe topuklu ayakkabılarıyla metroya yetişmeye çalışan, makyajını erkeklerin tacizkar bakışları altında metroda yapmak durumunda kalan, akşam eve gelince haşin bir şekilde çocuklarının üstündekileri çıkarıp çamaşır makinasına tıkıp yemek yapmak için mutfağa giren, yemekten sonra çamaşırları asıp çocuğunun 1150 sayfalık matematik kitabının 448. sayfasından verilen ödevine yardım ederken yorgunluktan uyuya kalan bir kadın işçiyi…. Serviste iş arkadaşlarıyla sohbet bile edemeyip yorgunluktan uyuklayarak evine dönen, ardından çocuğuna “bugün okulda neler yaptın bakalım” diye sorup spor programındaki flaş habere dalıp giden erkek işçiyi… Birazdan anne ya da babasının “ödevini yap!” diye bağıracağını bildiği için oynadığı oyuna da yabancılaşmış çocuğu …. düşünelim.

Çocuk sorar: “Anne bizim niye kendi istediğimiz şeyleri yapmaya hiç zamanımız yok?”
Annesi yanıt verir: “Çok fazla zaman ürettiğimiz için çocu’um!…”

Her türlü ürün ve hizmetin üretimi için toplumsal olarak gerekli emek zamanın durmaksızın kısalması, yeni yetenekler, ihtiyaçlar, ilişkilerin geliştirilmesi için artı-zaman da yaratır. Fakat kapitalizm, bu artı-zamanı da işçilerin daha uzun çalışma, daha çok artıdeğer üretme zamanına çevirir. Bir kutupta sermaye, kendi emeklerini burjuvaziye sermaye olarak üreten işçilerin kutbunda sefalet birikimi: Bu aynı zamanda, bir kutupta zaman, diğer kutupta zamansızlık birikimidir. İşçi, ne kadar çok artızaman üretiyorsa, kendisi, kendi gelişim, ihtiyaç ve ilişkileri için o kadar zamandan yoksun kalır.

Günde 10 saat, 12 saat, 16 saat geberisiye çalışan işçi biliyor. Üstüne kocasına, yaşlısına, 2-3 çocuğa bakan kadın biliyor. Daha fazla ders, ödev yapan, daha fazla sınava çalışan çocuk biliyor. Tüm zamanları sermayenindir. Tüm saatler birer kelepçedir.