Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Salim Gümüş’ü komünist devrimci mücadelemizde yaşatacağız!..

Salim Gümüş’ü komünist devrimci mücadelemizde yaşatacağız!..

Ebedi mücadele dostumuz Salim Gümüş’ü elim bir kazada yitirdik.

İşçi çocuğuydu. İş cinayetinde kaybettiği, tutkuyla bağlı olduğu babasından gelen işçi damarı onun yaşamının öylesine doğal bir parçasıydı ki…

Hem devlet tarafından öldürülen Dev Sol militanı Ferda Civelek’in mimlenmiş akrabası olarak, hem de kendi devrimci ele avuca sığmazlığıyla polis baskısı, tehditleri, işkencesi ile öğrenci devrimciliği sırasında, erken yaşlarda tanıştı.

Enerjik bir pratikçi olduğu kadar aydındı. Güne 2 gazete okumadan başlamaz, ne kadar yorgun olursa olsun bir miktar kitap okumadan uyumazdı. Onca koşuşturmaca arasında otobüslerde bile sayısız kitap okur, her şeyi merak eder, sorgular, tartışır, inceler araştırırdı. Kafasına yatmayan konularda ikna oluncaya kadar o konunun uzmanı görünenlere bile sıradışı sorularıyla ecel terleri döktürürdü. Çorlu’daki ilk dönemlerinde Çorlu işçi mücadeleleri tarihi ile ilgili bir çalışmaya başlamış, bir dizi önemli bilgi, belge, tanıklık da toplamıştı, o çalışması üzerine epey bir konuşmuş, destek olmaya çalışmıştık. Ne yazık ki bu çalışmasını sürdüremedi, ama yaptığı kadarıyla bile sınıf mücadelesi tarihimizden öğrendiğimiz yeni şeyler oldu. Son döneminde yeniden üniversiteye gidip Osmanlı tarihi okudu. Kafasındaki soru Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun bugününü şekillendiren tarihsel dinamiklerdi. Siyaset tarihi konusundaki ilgi ve okumaları, face sayfasında güncel yorumlarına bile tarihsel bir derinlik kazandırmaya başlamıştı.

Geçen yıl Mayıs ayındaki bir paylaşımında şöyle diyordu:

“Hiç bir şeyi unutmuyoruz elbette. Ne kim olduğumuzu, ne yapmaya çalıştığımızı, neden yaptığımızı, ne istediğimizi, kime karşı mücadele ettiğimizi, neyle karşı karşıya olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nereye gitmek istediğimizi, yaşadığımız hiç bir şeyi elbette unutmuyoruz. Toplumların hafızası vardır, biz işte o hafızanın kendisiyiz. Sokakların, meydanların bir tarihi vardır işte o tarihin çocuklarıyız biz. Ve tarih bizi yeniden çağırdığında elbette randevuya tam saatinde geleceğiz.”

Daha sonra ayrıldığımız Alınteri işçi gazetesinde onunla uzunca bir dönem birlikte çalışmıştık. O zamanlar iyi işçi muhabirleri yetişiyordu ama herhalde en iyilerinden biri Salim’di. Bazı muhabirleri kapıdan ittirerek habere gönderirsin, Salim’i ise haberlerini yazıncaya kadar bile büroda tutabilmek mesele olurdu. İşçi sınıfına hiç zorlanmadan doğallığında içerdenleşirdi. O dönemlerde, İstanbul’da, başta metal sektörü olmak üzere, tanımadığı öncü işçi neredeyse yok gibiydi. Bir iki klasik soru sorup fotoğraf çekmekle asla yetinmez, işçilerle hemen kaynaşır, herşeyi konuşur, paylaşır, içlerinden biri olur, işçilerin hangi konuda neyi nasıl algılayıp düşündüklerini bilir, arkadaşı, yoldaşı olur, direnişlerin, fabrikaların bir ucundan girip öteki ucundan çıkar, girdiği her işçi ortamına bir enerji ve canlılık katardı.

Henüz günümüzdeki elektronik sistemlerin olmadığı o dönemde, onun girip çıkamadığı fabrika yok gibiydi. Hangi fabrikada o gün öğlen yemekhanede hangi yemek çıkacağına kadar bilir, “bugün filanca fabrikanın yemeğine davetliyim” diye gülümseyerek bürodan çıkardı. İşçi haberciliğine giderek bir toplumsal-siyasal derinlik kazandırdığı gibi, içerden sınıf deneyimi ve üzerinde düşündüğü gözlem ve tespitleriyle, gazetenin temel siyasal yazılarının da doğrudan işçilerin kafalarındaki sorulara, çelişkilere yanıt veren somutlukta olmasına katkıları olurdu.

Hiper-aktifti. Enerjik, son derece sosyal ve insan canlısıydı. Özü sözü bir saydam bir insandı. Bulunduğu her ortama bir neşe, yaptığı her işe aklı kadar duygularını ve ruhunu katardı. Her durum ve koşulda haksızlığa uğradığını düşündüklerinin yanında yer alır, onları vargücüyle savunur, hatta onlar kendilerini savunmadıklarında bile o savunmaya devam ederdi.

Daha sonra bir sendika şubesinde -örgütlenme uzmanı olarak- çalışmaya girdi. Sendikacılar onun ününü diğer şube ve işçi temsilcilerinden duymuşlar, işçi çalışmasındaki deneyiminden ve işçiler tarafından sevilip sayılışından üye/aidat sayısını artırma sınırları içinde yararlanmayı ummuşlardı. Bu onu yeni alanlarda işçi sınıfı örgütlenmesi olanakları için heyecanlandırmıştı ama, sendika bürokratlarına boyun eğmediği, onlara karşı da işçilerin mücadelelerini ve özlemlerini savunduğu için çok geçmeden atıldı.

Çorlu’da uzun bir süre başta deri, tekstil ve metal işçileri direnişleri olmak üzere, havzada nerede bir işçi hareketlenmesi olsa içinde oldu. Pek bir siyaset ayrımı yapmadan, Çorlu’nun çorak sol siyaset ortamında, hangi siyaset veya sendika bir işçi örgütlenmesi veya çalışması yapıyorsa, yardımcı ve destek oldu.

Çorlu’da kendi yaşam ve mekanını kurduktan sonra da, giderek Çorlu’nun merkezi devrimci figürlerinden biri haline geldi, solun bir ölçüde canlanmasında önemli rol oynadı. Özellikle son 5-6 yıldır Çorlu’da hemen hiçbir sol siyasal hareket ve kampanya yoktur ki, Salim önemli bir rol oynamış olmasın. Çorlu deri işçilerinin örgütlenme girişiminden, Çorlu’nun zehir saçan deresinin islahı için kampanyaya, Çorlu’da Gezi eylemlerinin örgütlenmesinden 7 Haziran seçimleri için miting ve kampanyaların organizasyonuna, referandumda Hayır! Kampanyasından Çorlu’da KHK ile atılan eğitim emekçilerinin direnişine, Nuriye-Semih ile dayanışma, Ulaş’ı anma eylemlerine kadar hepsinin ön safında o vardı. Deneyimlerini heyecanla, ama anlamlı sonuçlar da çıkararak görüştüğümüzde bizimle de paylaşırdı. Onun varlığında, Çorlu belki de sol siyaset açısından tarihinin nisbeten canlı dönemlerinden birini yaşadı. Bir dönem ESP ile çalışmış, daha sonra Çorlu HDP’nin temel figürlerinden biri olmuştu.

Eşi bir twit nedeniyle 2 ay tutuklandı, kendisine hileli referandum sonrasında yasaklandığı halde Hayır! eylemlerine katıldığı için soruşturma açıldı. Bazı Çorlu HDP üyeleri ve KHK’ya karşı eylem yapan eğitim emekçileri evleri basılarak gözaltına alındı. Ama o böylesi bir dönemde HDP İl eşbaşkanlığını üstlenmekten de hiç gözünü sakınmadı.

Tüm bu süreçte, yine siyaset ayrımı yapmadan, Çorlu’da bir şeyler yapmaya çalışan genç devrimcilere olsun, zor durumda kalanlara olsun yardım ve desteğini esirgemedi. İşsize iş bulmaya çalıştı, parası olmayana elinden geldiğince destek oldu, işçi çalışması yürütmeye çalışana kapılarını açtı…

Salim’le Çorlu’daki Daiyang SK metal işçilerininki gibi işçi direnişleri gibi nedenlerle gittiğimizde görüşür, yazışmaya devam ederdik. İşçi muhabirliği ve örgütçülüğü döneminden kalma alışkanlıkla bizi direnişteki işçilerle tanıştırmakla kalmaz, farklı sektörlerden Çorlulu işçilerle de biraraya getirirdi. “İşçi direnişi olunca geliyorsunuz, ben davet edince gelmiyorsunuz” diye bize şakacıktan kızmış gibi yapar, bizi Çorlu’nun o çok sevdiği 5-10 kişinin zor sığabildiği bodrum kattaki en salaş meyhanesinde ağırlamadan bırakmazdı.

Bu ölüm çok apansız oldu be Salim. Çok amansız oldu. Yoldaşlığın, dostluğun, devrimciliğin, devrimci dayanışmacılığın, mücadelen yaşamın o kadar doğal bir parçasıydı ki, şimdi bu olana inanmak imkansız. Mücadelerle dolu yaşamın ve tükenmez enerjin ve umudun komünist devrimci mücadelemizde yaşayacak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*