Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Grev: Küresel mali sermayenin bileşeni olarak sağlık, küresel işçi sınıfının bileşeni olarak sağlık…

Grev: Küresel mali sermayenin bileşeni olarak sağlık, küresel işçi sınıfının bileşeni olarak sağlık…

Acıbadem Sağlık Yatırımları Grubu da, muazzam hızlı bir büyüme, bütünleşme ve merkezileşme süreci içindeki küresel tekelci ve mali oligarşik sağlık endüstrisi zincirinin bir bileşeni haline geldi.

Acıbadem, 90’lı yılların başlarında orta boy bir özel sağlık polikliniği iken, sağlıkta neoliberal özelleştirme ve özel sağlık yatırımlarının devletçe teşviki politikaları ve karanlık bağıntılarıyla, Türkiye’nin en büyük özel sağlık tekellerinden biri haline geldi. Her biri 300-500 işçinin çalıştığı birer büyük imalat sanayi fabrikası kadar kar getiren 20’ye yakın büyük özel hastane zinciri ile bir çok imalat sanayi tekelini sollayarak en büyük ve en karlı 500 şirket arasına girmekle kalmadı. Tüsiad yönetim kuruluna imalat sanayi dışından giren ilk büyük sermaye gruplarından biri oldu. Acıbadem grubu sahibi Mehmet Ali Aydınlar, Tüsiad yönetim kuruluna girmesinin ardından Türkiye Futbol Federasyonu başkanı olarak yükselişini sürdürdü.

Acıbadem grubu, hisselerinin yüzde 46’sını sattığı Ortadoğu merkezli Abraaj yatırım fonuyla ortak olarak, sağlık alanındaki yatırımlarını bölgeselleştirdi. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da hastaneler satın alarak, bölgesel bir hastane zinciri haline gelmeye başladı. Grup en son, daha önce know-how anlaşmaları yaptığı Makedonya’daki bir tıp merkezi ve hastanenin yüzde 50 hissesini satın alarak ortak oldu.

Mehmet Ali Aydınlar ve Abraaj Capital, şimdi de Acıbadem grubundaki hisselerinin yüzde 75’ini Malezya merkezli küreselleşen bir “kamu” yatırım fonuna sattılar. Malezya merkezli kamu yönetim fonu Khazanah ve onun sağlık sektöründeki kolu İntegrated Healthcare Holdings (İHH- Tümleşik Sağlıkbakımı Holdingleri) Acıbadem grubunun büyük ortağı ve yöneticisi haline geldi.

Acıbadem Sağlık Yatırımları Grubu, artık Asya-Pasifik’ten Doğu Avrupa’ya uzanan bir küresel hastaneler zincirinin bileşeni!

Acıbadem’in yüzde 75 hissesini satın alan İHH grubunun yüzde 70’i Malezya devlet yatırım fonuna, yüzde 30’u ise Japonya çıkışlı küresel tekel ve mali sermaye gruplarından Mitsui’ye ait!!

Malezya-Japonya mali sermaye ortaklı İHH sağlık grubunun, Çin, Hindistan, Malezya, Singapur, Brunei’ye yayılmış 3 “uluslar arası markalaşmış” hastane zinciri, 15 bini doktor ve hemşire olmak üzere çalıştırdığı 30 bin sağlık işçisi var. İHH, Malezya’nın en büyük özel tıp üniversitesi İnternational Medical Üniversity’nin (İMU) de sahibi. İMU ise ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda dahil dünya çapında 33 tıp üniversitesi ile ortaklıklara ve ortak araştırma-geliştirme, yatırım projelerine sahip. Bu zincire Acıbadem grubunun da dahil olmasıyla, İHH Asya-Pasifik Bölgesi’nden Orta Doğu’ya ve Doğu Avrupa’ya uzanan coğrafi koridor dahilinde 8 ülkede onlarca hastane ve 35 ülkede tıp üniversiteleri anlaşmaları ile sağlık sektöründe faaliyet gösteren küreselleşen bir entegre hastane zinciri ve sağlık yatırımları grubu olacak. ABD çıkışlı HCA’nın (Hospital Coorparation of America- Amerikan Hastane Şirketleri) ardından dünyanın ikinci büyük küresel özel hastane zinciri haline gelecek.

Universal Hastaneler Grubu Dünya Bankası’nın portföyünde!

Sağlık sektöründeki bölgeselleşme ve küreselleşme İHH-Acıbadem ortaklığıyla da sınırlı değil.
Universal Hastaneler Grubu ile küresel yatırım fonlarından ADM Capital arasında daha önce ortak yatırım anlaşması imzalanmıştı. Bünyesinde Alman Hastanesi, Ege Sağlık, İtalyan Hastanesi, Çamlıca, Diyarbakır, Bursa, Tiran Hastaneleri gibi 18 hastaneyi barındıran Universal Hastaneler Grubu, fon yönetim şirketi ADM Capital ile anlaştıktan sonra, devreye bir de Dünya Bankası yatırım fonlarından İFC (Uluslar arası Sermaye Fonu) girdi. İFC, Türkiye’deki Universal Hastaneler Grubu’nun yüzde 26 hissesini alarak, bu grubu da küreselleşmiş tekelci sağlık endüstrisi zincirinin bir parçası haline getirdi.

İFC’nin Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika bölge yöneticisi, son 1 yıl içinde 120 milyon doları Türkiye Universal Hastaneler Grubu olmak üzere, bölgede 2 milyar dolarlık sağlık sektörü yatırımı yaptıklarını, bölge çapında 150 hastane ve sağlık şirketini portföylerinde topladıklarını açıkladı. Universal Hastaneler Grubu ise, bu ortaklıkla Irak’ta aldığı 5 hastane ihalesinin inşaatı bittikten sonra işletmesini de alacağını, Türkiye’de 6 hastane daha açacağını, 2012 yılı için 500 milyon dolarlık ciro beklediklerini açıkladı.

Memorial Sağlık Grubu ise, Antalya’da Yıldız, Topçular, Hayat Hastaneleri ve Dokuma Tıp Merkezi’ni elinde tutan An-Deva Sağlık Grubu’nun yüzde 62.5 hissesini satın aldı. Memorial Sağlık Grubu “2002’den sonra sağlık sektörünün dinamiğinin değiştiğini, güç birliğinin öneminin ortaya çıktığını ve zincirleşme sürecinin başladığını”, Antalya’nın küresel turizm nedeniyle sağlık sektöründeki bölgesel ve küresel zincirleşme açısından kendileri için “iyi bir yatırım” olduğunu açıkladı.

Bu arada ABD çıkışlı en büyük mali sermaye gruplarından Warren Buffet, küresel ilaç tekellerinden Lubrizol’u 9 milyar dolara satın aldı. Fransa çıkışlı küresel ilaç tekeli Sanofi-Aventis ile ABD’nin en büyük biyoteknoloji tekellerinden Genzyme’i ele geçirmek için 18.5 milyar dolarlık bir operasyon yürütüyor!…


Kimin eli kimin cebinde?

Sağlık sektörü, küresel mali sermayenin çoklu birikiminin organik ve öne çıkan bir bileşeni haline gelmiştir. Küresel tekelci kapitalizmin aşırı birikim krizi koşullarında, dev çaplı aşırı finans birikimi, küreselleşen temelden yeni bir azami kar ve değerlenme alanı olarak düzenlenen sağlık, eğitim gibi sektörlere doğru akmaya başlamıştır. Türkiye’de bölgesel birikim temeline doğru geçiş yapmakta olan tekelci özel hastane zincirleri de, küresel mali sermayenin bir bileşeni olan küresel tekelci hastane zincirlerinin bir bileşeni haline gelmektedir. Sağlık sektöründeki bölgeselleşme, küreselleşme, küresel tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi, küresel banka-finans, ilaç, biyoteknoloji, tıp üniversiteleri ile hastane zincirlerinin kaynaşması, hastane zincirlerinin de küresel mali sermayenin çoklu-bileşik birikiminin bir bileşeni haline gelmesi, büyük bir hız ve belirginlik kazanmıştır.

Acıbadem’in bir hastanesinde tedavi (olan değil) hizmeti satın alan bir kişinin aklına, Acıbadem grubunun eski sahibi ve şimdiki küçük ortağının Futbol Federasyonu başkanı, gittiği hastanenin de Asya-Pasifik’ten Doğu Avrupa’ya bünyesinde onbinlerce sağlık işçisi çalıştıran bir küreselleşen hastaneler zincirinin bir bileşeni olduğu, en tepesinde de küresel mali sermaye fon ve gruplarının bulunduğu aklına gelir mi? Universal hastanelerinden birinden tedavi hizmeti satın alanın aklına, Universal’ın Avrupa’dan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya 150 hastane ve sağlık şirketinin bağlı olduğu küresel bir yatırım fonunun denetiminde olduğu, Irak’ta da 5 hastane işlettiği aklına gelir mi? Bu hastanelerin birinde çalışan bir doktor ya da hemşirenin, küreselleşmiş sağlık tekellerinin her birinin çok sayıda ülkede çalıştırdığı 20 bin, 40 bin kişilik sağlık işçisi ordularının bir bireyi olduğu, ve yine sağlık alanının da bu küresel mali sermayenin çoklu birikiminin herhangi bir alanına indirgendiği, mali sermayenin çoklu birikim alanlarından bir üst düzeyde kaynaştırdığı finans, imalat, tarım, hizmet sektörlerinde çalışan işçilerden bir farkı kalmadığını aklına getirir mi? Yine bir devlet ya da tıp fakültesi hastenesinde çalışan bir doktor ya da hemşirenin, bunlarında özelleştirme, “kamu hastaneler birliği” vb gibi uygulamalarla adım adım küresel azami kar, azami sömürü ve soygun alanı olarak yeniden düzenlenerek, küresel mali sermaye birikiminin bir bileşeni haline geldiğini görür mü?

Türkiye’de kamu sağlık işçilerinin greve çıktığı şu günlerde, bu sorulara da yanıt verebilmek gerekir. Ancak bu sorulara yanıt verildiğinde, sağlık alanındaki mücadele de, bu doğrultudaki tek tek khk ve yeniden düzenlemelere direnişle sınırlı olmaktan çıkar, özel sektörde çalışan sağlık işçilerini de, paralı sağlık cenderesinden hoşnutsuzluğu artacak kitleleri de, mücadelenin uluslar arasılaşan ufkunu da, sağlık ve eğitim işçilerinin de birer bileşeni haline geldiği yeni ve daha yüksek kolektif işçi niteliğini de kapsayan yeni bir düzleme doğru geçiş yapar…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*