Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Sağlık emekçileri sağlık bakanlığının önündeydi

Sağlık emekçileri sağlık bakanlığının önündeydi

Kamu Hastane Birlikleri yasasına karşı çalışma yürüten, hastanelerde bu yasayı refaranduma sunan sağlık emekçileri Sağlık Bakanlığı önünde refarandum sonuçlarını açıkladı. Kamu Hastane Birlikleri Yasasının toplum sağlığındaki yansımasının ne olacağı sağlık emekçileri tarafından Abdi İpekçi Parkı’nda halka anlatılmaya çalışıldı.

Pek çok kişi “Tekel,Türktelekom, Tariş… Şimdi sıra hastanelerimizde, hastanelirimiz özelleştiriliyor!” ve “Hastanelerimizin satılmasına izin vermeyelim!” ajitasyonlarına ilk başta şaşırarak, sonra da “olmayacak şey” diyerek cevap verdi. Pek çoğu da “niye hala susuyoruz” diye toplumsal duyarsızlıktan yakındı.

SES’in öncülüğünde sürdürülen çalışmadan rahatsız olan polis ses aracının sesini kesmeye çalıştı. Ancak buna güçleri yetmedi, sesimiz daha da gür çıktı.

SES genel başkanı Bedriye Yorgun tarafından okunan basın açıklamasıyla refarandum sonuçları açıklandı. Referandurum sandıklarından yasa tasarısına 100 binin üzerinde hayır oyu çıktı. Sağlık Bakanlığı önündeki eylem, kitle örgütleri, partiler ve sendika temsilcilerinin Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısına karşı kısa konuşmaları ve 1 Mayıs ve 26 Mayısa çağrılarla son buldu.

Basına ve kamuoyuna
AKP hükümeti sermayenin küreselleşmesi sürecinde önemli düzeyde yaptırım gücüne sahip olan IMF ve DB gibi tefeci örgütlerin talimatlarına selam durdu. Dünya ekonomilerinin tek bir pazara dönüştürülmesi için;

Devletin denetim gücünün yabancı tekellere devredilmesi,
Emek piyasalarının esnekleştirilmesi ve emek örgütlerinin kazanımlarının kaldırılmasını 2 temel strateji olarak belirledi.

Yağma ve talanla birlikte anılan özelleştirmelerle kamusal alanın tasfiyesiyle birlikte kamuda örgütlü emekçileri de tasfiye edip, yerine güvencesiz, örgütsüz ve daha ucuz emek gerekliydi.

Peki bu nasıl gerçekleşecekti? Gats hükümleri gereği adına dönüşüm dedikleri masal başladı. Ne vardı bu masalda; sağlık güvencesi olmayan hiçbir vatandaş kalmayacaktı. Prim ödeyemeyenlerin primini devlet ödeyecekti. Sigortalılara mevcut olanların dışında ek bir yük getirilmeyecekti. Tüm sağlık harcamaları kapsamda olacaktı. 18 yaşın altındaki çocuklar sağlık yatırımlarından koşulsuz olarak yararlanacaktı. Sadece bunlar mı? Bu masalda hasta hakları, insan hakları ve demokrasi de vardı. Üstelik herkes birinci sınıf vatandaş olacaktı. İstediği yerden ilaç ve sağlık hizmeti alacaktı.

Peki ne oldu. Dönüşümün yıkımın maniplasyonu olduğu anlaşıldı. Çünkü atılan her adım sağlık alanında bir yıkım yarattı.

Temel bir insan hakkı olan “sağlık hakkı” ticarete konu edildi. Sağlık hakkının kapsamı ve kullanımı daraltıldı. Eşitsizlik derinleşti. Tıp tüccarları – sefalet işçileri ve müşteriler yaratıldı.

Halkın sağlık hakkı paketlendi. Çok uluslu ilaç tekellerine, tıbbi cihaz teknoloji üreticilerine, özel hastane patronlarına, yani sağlık hakkı tıp tüccarlarına armağan edildi. İkinci bir vergi anlamına gelen GSS 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girdi. 1. yıldönümünde sermaye sahiplerine armağanları katkı katılımla katlandı, paketlendi ve yeniden sunuldu. Böylece sağlık alanında eşitsizlik derinleşti. Adında adalet olan söylemde “eşit işe eşit ücret” ilkesini benimseyen AKP hükümeti sağlık çalışanları arasındaki ücret farkını 25 kata kadar çıkararak ücret adaletsizliğini derinleştirdi. Sağlıkta taşeronlaştırma sonucu kölelik sistemini yeniden bize dayattı. İş barışını bozdu.

Kamusal sağlık yatırımları yerine hizmet alımları yaygılaştırıldı. 1. basamak sağlık kurumları, sağlık ocakları, sağlık evleri kendi kaderine terk edildi. Personel açığı giderilmedi. İşsizler ordusuna sağlık emekçileri de eklendi. Aile hekimliğiyle paralı ve tedavi hizmetlerini önleyici piyasa modelinin ilk adımları atıldı.

SSK hastaneleri ile devlet hastanelerini birleştirdi. “SSK’lıların bütün hastanelerden ve eczanelerden faydalanmasını sağlayacağım” dedi. 35 milyona hizmet veren SSK eczanelerini kapattı. Tıpkı aşı üreten fabrikaları kapattığı gibi. İlaç harcaması 5 kat arttı. Özel sağlık sektörü 12 kat büyüdü. Sosyal güvenlik kurumları tek çatı altında birleştirildi. Herkesin prim ödeyeceği sistemin alt yapısı oluşturuldu. Böylece sağlıkta kasko devri başlatıldı.

Performansa dayalı döner sermaye uygulaması ile hastaların müşteri olarak görüldüğü piyasası anlayış hakim kılınmaya başlandı. Sağlık emekçileri arasındaki, ücret farkı 25 kata kadar çıktı.

Aile hekimliği uygulaması ile koruyucu sağlık hizmetlerine ve sağlığın toplumsal boyutu tasfiye edilerek hizmeti bireyselleştiren bir süreç başlatıldı. Hizmet almak için bir nüfus cüzdanı yeter denildi. Katkı katılım payı ile Sağlık Bakanının pamuk elleri vatandaşın cebine girdi.

Tam gün yasası ile özelleştirme sürecinde önemli bir eşik daha aşıldı.

Sıra öldürücü darbeye geldi. Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı. Bu tasarı devlet hastanelerini ticari işletmeleri çevirme tasarısıdır. Amaç kamusal sağlık hizmetinin tasfiyesidir. Gizli özelleştirmedir. Yani amaç talandır. Bu tasarı sağlık çalışanlarını taşeronlaştıracak, hastalar ise parası kadar hizmet alabilen müşteriye dönüştürecek.

Sağlık hizmetinin insan sevgisine, insanlık onuruna saygıya dayanan vicdani özünü kar hırsıyla kirletti.

Bizler sağlıktaki kirli dönüşüme dur demek için sözümüzü örgütledik bir araya geldik. El koy, paketle, sermayeye teslim et yasasına dur diyeceğiz. Küresel efendilerin gönüllü destekçilerine köstek olacağız. Sağlık hakkımızdan, iş güvencemizden insanca yaşama hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Bir halkın türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür demiş bir halk ozanı.

Yıllardır onurun, mücadelenin, dayanışmanın, direnmenin türküsünü alanlarda, yollarda, işyerlerimizde kısacası ülkenin her köşesinde söyledik.

Amaç talan, birlik yalan, sınıflandırılan insan diyerek tüm sağlık emekçileri olarak Kamu Hastane Birlikleri Tasarınızı oyladık. Referandum yaptık, oyladık. Sonucunu açıklıyoruz. Reddediyoruz. Sağlık emekçileri bütün engellemelere ve baskılara rağmen sandıklarda oyunu kullandı. 103.512 sağlık emekçisi ve hasta yakınını 102.721’i talana, satışa, iş güvencesinin gaspına HAYIR dedi. 791 kişi EVET dedi. Yani %99.2 HAYIR diyenlere kulaklarınızı tıkamayacağınızı umut ediyoruz. Aksi taktirde geçmişte nasıl ki sözümüzü yasalardan önce söyledik. Mücadelemizle tarihe onurlu sayfalar eklediysek 25 Kasımı kadına yönelik şiddet günüyle anılmakla bırakmayıp, meşru hakkımızı kullanıp yine tarihe grevle bir not düştüysek, 26 Mayıs’ta da uyarı grevimizi gerçekleştireceğiz. Doğmamış bebelerimizin geleceğine ve ipotek altına alınan yaşamlarımıza sahip çıkma mücadelemizi sonuna kadar direnerek sürdüreceğiz ve asla bundan vazgeçmeyeceğiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*