Anasayfa » BASINDAN » “Saf” bir müminin sermayeleşmiş tanrısına tanrılaşmış sermayeyi şikayeti

“Saf” bir müminin sermayeleşmiş tanrısına tanrılaşmış sermayeyi şikayeti

Kapitalizm İçin İftar Vakti
(Samed Kahraman, islamigundem.com)

Mübarek Ramazan ayına kavuşmamızla beraber, sistemin en büyük silahlarından biri olan iletişim araçları da bir süreliğine “mod” değiştirmeye başladı. Televizyonlarda, radyolarda ramazan ve din merkezli tüketime yönelik teşvik sınırları zorluyor…

Evinizde televizyonunuz varsa açıp sadece değişen reklamları izleyin. Tüketim toplumunu, egemen sermayenin inancı bile kullanarak nasıl sömürdüğüne rahatlıkla şâhit olabileceksiniz. Filistinde işgalci terörist devletin donanmasına alenen maddi yardımda bulunduğunu açıklayan ve bundan zerre gocunmayan bir kola şirketi bile ramazan ayı çerçevesinde reklamlarına dini argüman ve sembolleri sokarak, muhafazakar insanları da şiddetle tüketime zorluyor. ‘Hayatın Tadı’ sloganıyla, tüm reklamlarında son derece serkeş, sorumsuz, freestyle bir gençlik modeli çizen firma, ramazanda bildiğimiz aile olgusunun ve birlik beraberliğin ön planda tutulduğu reklamlar işliyor.

Sadece kola firması değil, birçok firma toplumu tüketime zorlarken ramazanı ve bu zamanı/süreci bir velinimet olarak görüyor. Gazetelerin 30 kuponla verdiği Elmalılı Hamdi Yazır Meallerinden tutun margarin reklamlarının “ramazan sofralarınıza lezzet katın” sloganına kadar net bir sömürü hissedilmekte. Her sene Kapitalist Sistemin kitleyi tüketime zorlarken, ramazan sürecinde seçtiği argümanların ve pazarlama stratejisi sloganlarının daha iğrençleştiğini ve komikleştiğini görebiliyoruz. Artık benzin istasyonları bile reklamlarında ramazanı kullanmaya başladı. İlerleyen senelerde, Ramazana özel okunmuş petrol, hemen gelin Oruç Baba türbesine bizim petrolün kurşunsuz benziniyle de çabucak gidin gibi absürd sloganlar görürsek şaşırmayalım.

Tek sorun iletişimcilerin din merkezli sömürü stratejileri değil. Ramazan ayının özündeki nihayetini farklı algılatma(!) gayesi. Ramazan ayının gayelerinden biri, boğazdaki yalısında kuş sütünün bile eksik olmadığı sofrasıyla iftar açan bir zengin ile, inşaatta işini yeni bitirmiş bir amelenin domates, biber ve peynir ile açtığı iftar arasındaki farkı sorgulatmaktır insanlığa. Ama ne gariptir ki, televizyonlarımızda daha ramazanın ilk haftasında yine klasikleşmiş: ‘Zonguldak’taki Maden İşçileri Yerin Bilmemkaç Metre Altında İftar Açtı!” başlığı altında yayınlanan haberlerle bizlere Ramazanı kültürel bir gelenek olarak yedirtmeye zorluyorlar. Mevzu Zonguldak’ta yerin metreler altında iftarını alnındaki terinin ekmeğine damlamasıyla açan işçiyi hatırlamak değil, mevzu o işçinin neden pahalı iftar sofralarında belki de ömür boyu iftar açamayacak olmasını sorgulamaktır. Ama kitle iletişim araçlarının, sürekli sınıflı toplumun her daim vârolacağının propagandasını yaparmış gibi bir yayın politikası izlemesi tamamen ramazanı istismar ederek kendi sistemlerinin paradigmal çizgilerini müdafaa ettiklerinin açık göstergesi.

Şu gerçeği kabul etmemiz gerekir. Şuan egemenlerin küresel anlamda tüm dünyayı yönettiği bir enternasyonel sistem var. Ekonomik olarak Kapitalizmi kuşanmış bir sistem. Bu sistem de lokal anlamda ülkelerde farklı isimlerle yer buluyor. Her ulus devletin bir dini var. Aslında yeryüzündeki tüm devletler, din devletleri. Para, Güç, Sınırlara Bağlılık, Otorite bu ulus devletlerin dinlerinin imâni şartları. Ve sahip oldukları jeopolitiğin yaygın inançlarını/dinlerini de kendi dinleri içine kültürel etkinlik mantığıyla entegre ediyorlar. Ramazan daha doğrusu oruç dinsel bir ritüeldir ve tarihi binyıllara dayanır. Sadece İslam’da değil birçok diğer dinlerde de mevcuttur. Fakat sistemler oruç/ramazan gibi nitelikli ritüelleri bile kendi paradigmal çizgileri üzerinden halka yontmaya çalışıyor. Burjuvazi ve ezilen sınıfın iftarlarına konuk olan sistemin yayın araçları, bakın siz bir aylığına ne kadar mutlusunuz, herkez oruç tutuyor zenginde fakirde diye saçma sapan bir propaganda yapıyor. Her ramazanın başı “Oruç Baba Türbesinde İzdiham” haberini kısırdöngü gibi tekrar eden sistemin yayın araçları, aslında kendi dinlerinin ve yine medyalarından misyonerliklerini yaptıkları şirk dinlerinin propagandasını yapıyorlar. Siz bu kadar salaksınız ahali. Her Ramazan’ı bir taş yığınının ortasında sirke ekmek ile açıyorsunuz. O kadar salaksınız ki ramazan ayına özel margarin yağlar üretiyoruz siz de tüketiyorsunuz. O kadar salaksınız ki ramazanın sadece bir sükut değil içten içte bir isyan ayı olduğunu bilmiyorsunuz. Biraz düşünün, biraz düşünün ve tekrar düşünün. Nedir bu denli uçurumların farkı. Neden evine zor ekmek götüren bir baba var ve neden hergün çöpe yemek döken insanlar olmak zorunda. Obeziteden ölme riski taşıyan hastaların olduğu dünyada, afrikada yiyecek ot dahi bulamayan insanların olduğunu göremeyecek kadar salak mısınız?

(…) ‘Zengini de fakiri de aynı sofrada birleşti bak’ diyenlere; “Gün gelecek zenginin ve fakirin olmadığı toplumda devasa sofralar kuracağız ve aç bir kişiyi dahi bırakmayacağız” diyelim haykırarak.

Kapitalizmin sömürücü, din istismarcısı tavrına karşılık, sınıfsız bir toplum hayali kurarak sofralarımızda kardeşlik çağrıları yapalım.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*