Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Renault Direnişi ve Burjuvazinin Patlayan Balonu

Renault Direnişi ve Burjuvazinin Patlayan Balonu

Daha on gün önce AKP ile MHP, Türkiye burjuvazisinin faşist ve neoliberalist bu iki gerici partisi arasında 2023 mü, 2071 mi olacak üzerine “yok mu artıran” denilecek bir bezirgân rekabeti sürüyordu. “Büyük Türkiye” daha da büyüyecek, daha da güçlenecekti. Kişi başına milli gelir 10 bin dolarda da kalmayacak, 20 bin dolara çıkacaktı. Kapitalist Türkiye ekonomisi dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olacaktı. Ekonomi büyüyor, ihracat artıyordu. İhracat daha da büyüyecek, 1,5 trilyon dolara ulaşacaktı. Otomobil uçuyor, iç ve dış pazarlarda koşuyor, otomotivdeki ihracat tutulmuyordu. İhracatta en önde, en birinciydi. Satışlar ve cirolar patlıyordu. Gerici ve faşist oyları almak için R.T. Erdoğan ve D. Bahçeli açık artırma yarışına girmişlerdi. Meydanlarda, televizyonlarda bar bar bağrılarak söylenen bunlardı.

Emekçi sınıflara pompalanan kapitalist hayallerle onlar kendilerini aç tavuklar gibi buğday ambarında görmeliydiler. Karınları guruldasa, öz emekleriyle ürettiklerini vitrinlerden seyrediyor olsalar, yaklaşan kışla birlikte kara kara ödeyecekleri doğalgaz faturalarını düşünüyor olsalar da; bankaların, otomotiv, kimya, inşaat tekellerinin hayalleri ve hedeflerinden, gerçekleşecek fetihlerden belki kendilerine de bir küçüçük pay düşeceğini hayal edebilirlerdi. Ama gerçek olan şu ki, tekelci kapitalistlerin hayalleri ve hedefleriyle işçilerin gerçekleri örtüşmüyor. Bursa, Eskişehir, Gebze, İzmir’de başlayan metal işçilerinin eylemleri, iyice şişirilmiş ve atmasyon yarışına dönüşmüş “Büyük Türkiye” balonunu patlattı. Bağrılarak anlatılanlardan farklı bir Türkiye gerçeğini; tekelci kapitalistlerin ve partilerinin resmettiği Türkiye ile işçilerin, kent ve kır yoksullarının yaşadığı Türkiye’nin farklı olduğunu gösterdiler.

Bunu ancak bir işçi eylemi yapabilirdi. Renault ve Arçelik işçileri, Bosch, BMC ve Otokar işçileri Türk Metal çetesinin imzalamak istediği toplusözleşmeyi görüşme masasına oturmadan yırtıp attılar. Tekelci kapitalistlerin, Erdoğan, Bahçeli gibi burjuva politikacıların yüksek atışlı palavraları, işçilerin hakları ve çalışma koşullarının buzdan duvarına çarptı. R.T. Erdoğan’ın, D. Bahçeli’nin konuşmalarında, her gün gözümüze sokulan otomobil ve banka reklâmlarında vaat edilenler ile yaşamda var olan, derin acılar ve umutsuzluklarla, korkularla yaşanılanlar farklıydı.

Üretim artar, ihracat ve cirolar patlar, karlar büyürken ücretler düştü

İşçiler için gerçek, toplu sözleşmeyle zar zor sağlanan, hatta büyük çoğunluğu için artık toplu sözleşme dahi olmadan verilen ücretler ve bu ücretlerin giderek daha da düşürülmesiydi. Dün satın alabildiklerini bugün daha zor satın alabilir, hatta satın alamaz duruma düşmekti. Büyüyen işsizlik tehlikesi ve artık daha fazla sayılarda işsiz kalmaktı. Her an işten atılma ve işsiz kalma tehditi altında çalışmak ve yaşamaktı. 2002 sonrasında bütün rakamlar otomotiv üretiminde hızlı bir artış, ihracatta büyüme ve iç pazar satışlarında artma, cirolarda ve karlarda patlama gösterirken, işçi ücretleri nispi ve mutlak olarak düşüyordu. Tekelci kapitalistlerin söylediklerinde doğru olan toplam otomotiv üretiminde, ihracatta ve iç pazar satışlarında hızlı yükseliştir; sözünü bile etmedikleri ise, bu on yıllık sürede işçi ücretlerinin nispi ve mutlak olarak gerilemesi, işçilerin daha yoksullaşmasıdır. Vasıflı ve orta vasıflı işçilerin yoğun olarak çalıştığı otomotiv fabrikalarında ücret artışları enflasyon artışının gerisine düşürüldü ve asgari ücret düzeyine doğru geriletildi. Son on yıl içinde metal işçilerinin sermaye karşısındaki konumları yarı yarıya geriledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Milli Prodüktivite Merkezi’nin verilerine göre, metal işkolunda ücretlerin üretilen değer içindeki payı 10 yıl önce yüzde 5’ler düzeyindeyken, bugün yüzde 2,5’a düştü.

2002 sonrasında üretimi artırmak, öğünülen dev ihracat ve satış rakamlarına ulaşmak için çok sayıda yeni işçi işe alındı. İşçi sayısı yüzde 45 arttı. İşe yeni alınan her işçi grubuyla üretim artırılırken, bu fırsat sayılıp yeni alınan işçilere daha düşük ücretler verildi. Sadece bununla da kalınmayıp yeni işe alınan işçiler 2–3 aylık sözleşmelerle kölece çalışmaya ve güvencesizliğe, her an işten çıkartılabiliriz korkusuyla diken üstünde yaşamaya mahkûm edildiler. Faşist Türk Metal’in varlığı, metal işkolunda örgütlü işçilerin büyük kısmının Türk Metal’de oluşu kapitalistler için ek bir sigortaydı. Büyüme ve sermayeyi büyütme kararlarını işçileri sendikayla da kontrol ve denetim altına almış olarak pervasızca uyguladılar.

Burjuvazi, sömüreceği işçiye iş vermeyi bir lütuf gibi sunarken, bir işsizin ve düzensiz işlerde çalışanın gözünden düzenli bir işinin olması ve otomotivde çalışıyor olmak “kaymak gibi bir iş”te çalışmaktı. Bu “kaymak gibi iş”te çalışanların gördükleri ve bugün direnişle değiştirmeye çalıştıkları tablo ise farklıydı. Artan cirolar, patlayan ihracat, büyüyen sermaye; buna karşın ürettiklerinin karşılığı olarak işçilerin aldığı ücretin yarı yarıya azalması… Üretimde istikrarsızlaşma, daha düzensiz ve daha fazla çalışma, cumartesi ve pazar günlerinin dahi kaybedilerek dinlenme haklarının da ellerinden alınması. İşsizlik tehditi ve korkusuyla ne söylenirse kabul etme ve boyun eğme. Onurlarının ayaklar altına alınması. Bu koşullarda bir yanda sermaye birikir ve büyürken, diğer yanda kendisiyle birlikte gerilimi ve işçilerin mücadele etmek dışında başka hiç bir yol kalmadığını görmelerini biriktirdi.

Burjuva demokrasisi, işçi eylemlerinin başladığı yerde bitiyor

Sınıfsal ve sosyal hakları içeren bir burjuva demokrasisi biçimini bir yana bırakalım, yere göre sığdırılmayan ve özgürlüğün göstergesi olarak sunulan birey hakları yönünden bakalım. Bu tip geri bir burjuva demokrasisi biçiminde de anayasal bir hak olarak her bireyin istediği bir kuruma, sendikaya üye olma ve üyelikten çıkma, üye olduğu kurumun faaliyetlerine katılma hakkı vardır. Bu hak, burjuvaların kurduğu, yönettiği, doğrudan veya dolaylı kontrol altında tuttuğu siyasal, toplumsal, kültürel örgütlerde tepe tepe kullanılırken; sözkonusu işçiler ve bir nebze işçilerin çıkarlarını savunan sendikalar olunca yok oluyor. Bu hakların yerine kapitalistin sendikalaşmak isteyen işçileri işten atması, faşist sendikanın destek için gelen Bosch işçilerine saldırması, polisin işçileri tehdit etmesi, gözaltına alıp tutuklaması geçiyor.

Türk ve Fransız tekelci kapitalistlerin fabrikası Renault’da işçiler sadece ve sadece istedikleri sendikayı seçmek istedikleri için işten çıkartılıyorlar. İşçi düşmanlığıyla tescilli MESS’in, demokrasi şampiyonu TÜSİAD’ın demokrasisi, işçi eylemleri başladığı anda bitiyor. İşçiler, faşist Türk Metal sendikasının kendilerine sormadan hazırladığı, işçilerin değil tekelci kapitalistlerin çıkarlarını gözeten toplusözleşme taslağına karşı mı çıkıyorlar, toplu sözleşme sürecinde söz yetki ve kararın kendilerinde olmasını istiyor, kendilerine sorulmayan ve kendilerinin onayını alınmadan imzalanacak bir toplusözleşmeyi red mi ediyorlar, orada demokrasi bitiyor. Son derece geri bu burjuva demokrasisi, işçiler hak istediğinde, işçi eylemleri başladığında, henüz bu eylemler sistem için bir tehdit oluşturmaya dahi çok uzakken bitiyor. Cop, gaz ve yasak demokrasisine dönüşüyor.

TÜSİAD, MÜSİAD, TUSKON demokrasisi

Hani nerede demokratik hak ve özgürlükler? Nerededir sizin birey hak ve özgürlüklerini geliştirme anayasanız? Neden kendilerine sorulmadan hazırlanan bir toplu sözleşmeyi reddeden ve sendika değiştirmek isteyen işçiler işten atılıyor? Ne oldu sendika seçme, üye olma ve üyelikten çıkma hakkına, bunlar bireylerin hakları değil midir? Kimdir Renault işçilerini desteklemeye giden Bosch işçilerine demir çubuklarla saldıranlar? MESS, Türk Metal çetelerinin kolkola girdiği yerde işçiler için demokrasi, demokratik hak ve özgürlükler yoktur. MESS ve TÜSİAD kapitalistlerine göre demokrasi, sermaye sahibi kapitalistin özgürce yatırım yapma, mallarını pazarlama, işçileri sömürme hakkıdır. İşçilerin kendi istedikleri sendikayı seçebilme hakkı değil, sermaye uşağı sarı sendikaların onaylanması hakkıdır.

TÜSİAD, AKP vs. lerin anayasası işçi eylemine çarpmış, o çok şişirilen birey haklarının işçiler için değil sadece bujuvazi için olduğu açığa çıkmıştır. Renault işçilerinin eylemi, burjuva demokrasisinin kimler için olduğunu ve bu demokrasinin işçiler için bugün çok dar ve geri düzeyde olan sınırlarını açığa çıkartmıştır. Dün iktidarını faşist temellerde kuran, bugün ise burjuva demokrasisinin savunucusu olan TÜSİAD’ın demokrasisi, sermayenin neoliberal açılımlarına hız kazandıracak “öteki”leri kapsamaya hazırdır. Artı değer ve azami karları için bir tehdit oluşturmayan, tersine yeni bir katmanlaştırmayla büyümesine hizmet edecek ulusal sorun, kadın hakları, birey hakları, çevre ile ilgili sorunların çözümünü ister, çağrılarını yapmaktan da bir an geri durmaz. Söz konusu işçi sınıfı ve işçilerin hakları olunca tekelci demokrasinin sınırları da çıkar ortaya. TÜSİAD, MÜSİAD, TUSKON demokrasisi, sadece TÜSİAD, MÜSİAD, TUSKON içindir. Sendika değiştirmek isteyen işçiler için değil! Bir yandan ücretleri günden güne düşürecek, sendikaları dahi silecek işçi kiralama şirketlerini yaygınlaştıracaksın, işçiler ağzı var dili yok çalışsın isteyeceksin, diğer yandan demokrasi nutukları atacaksın. Bu ikisi birlikte var olamaz.

Anayasa sokaklarda, grev ve işgallerde yazılır

Dipçik zoruyla kabul ettirilen, Meclis komisyonlarında ve kulislerinde yazılan anayasalar yırtılmaya mahkûmdur. Bankaların, borsanın, otomotiv, kimya, bilişim, inşaat tekellerinin sınırlarını çizdiği anayasalar yırtılmak içindir. Anayasalar grev ve işgallerde yazılır; anayasa sokak ve meydanlarda yazılır. Demokratik hak ve özgürlükleri için savaşan Kürt halkı kendilerine yasaklananları, lütuf gibi sunulanları yırta yırta, yıka yıka ilerliyor. Bunun için bir halk olarak direniyor. Büyük bedeller ödüyor ama durmuyor.

Asıl büyük savaşı, kapitalizmi yıkma savaşını yürütecek olan işçi sınıfıdır. Renault işçileri iş bırakarak sarı sendikanın toplu sözleşmesini tanımayacaklarını ve sendika değiştirmek istediklerini söylüyorlar. İşte demokrasi budur. Sendika ağalarının kendilerine sormadan hazırladıkları satış sözleşmesini yırtmaktır demokrasi. Faşizm uzantısı yasa ve baskıcı tutumlarla engellenen sendika değiştirme hakkına karşı işçinin üretimden gelen gücünü kullanmasıdır. Demokrasi, fabrikanın işgalidir. Demokrasi grevdir, genel grevdir. Emeğin yumruğudur. Burjuvaziye sormadan eylem yapmak, haklarını mücadeleyle almaktır. Demokrasi, sokakların meydanların sınıf eylemleriyle özgürleştirilmesidir. Renault işçilerinden, BMC, Arçelik, Otokar işçilerinden yükselen sestir demokrasi.

İşçiler eylemleriyle sadece geri düzeydeki burjuva demokrasisinin sınırlarını göstermiyorlar; değişen, değişmekte olan işçi bilinciyle birlikte kendi sorunlarıyla ilgili kendilerine sorulmadan kararlar alınmasına, dışlarındaki ve üstlerindeki bir gücün kendilerini yönetmesine de karşı çıkıyor, toplu sözleşme sürecinde söz, yetki ve kararın kendilerinde olmasını istiyorlar. Bugünkü işçi eylemi istemini sendikal demokrasi ile sınırlı olarak ifade etse de, eylemsel düzeyde ortaya çıkan işçi sınıfındaki bilinç gelişimi, sınıfsal bir demokrasi, sosyalist bir işçi demokrasisi ihtiyacını da gösteriyor. Bu geliştikçe burjuva demokrasisine sığmayacak, onun sınırlarını açığa çıkartacak ve yıkıp aşacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*