Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Referandum’un Ardından Nafile Beklentiler

Referandum’un Ardından Nafile Beklentiler

Ercan Akpınar yazdı;

Bir sermaye partisi olarak CHP’den demokratik çıkış beklemenin dayanılmaz çaresizliği herşeye rağmen sürüyor. Sandık hileleriyle “Hayır” ın zaferinin engellemesine karşı sokakta bir demokratik muhalefet oluşturmaktan kaçan CHP’nin mazaret olarak dile getirdiği “ama onlar silahlanmıştı” sözleri bir burjuva partisi olarak sınırlarını gösterse de burada başka bir şey daha var. defalarca yazıp belirttiğimiz gibi CHP denen sermaye partisi Başkanlık sistemine değil, AKP’nin şu haliyle “yasalaştırdığı” Başkanlık sistemine karşıdır, ve bu karşıtlık onun siyasal temsiline soyunduğu (yok,yanıldınız, neoliberal faşist gericiliğe karşı emekçi kitlelerde gün geçtikçe yükselen demokrasi talep ve ihtiyaçlarına önderlik değil; zaten bunu yapacak ne niyeti, ne de mecali var, ne de var oluş kodları buna izin veriyor.) Türkiye tekelci burjuvazisi ve onun bağlılık ilişkisinde olduğu emperyalist burjuvazinin itirazları üzerinden şekillenmektedir. CHP’nin referandumun şaibeli sonuçlarına yarım ağız karşı çıkışından hayal kırıklığına uğrayanlar, TÜSİAD ve emperyalist burjuvazinin referandumu hemen öncesinde ve sonrasında yaptığı açıklama ve çağrılara baktıklarında CHP’nin politik tavrının (tavırsızlığının!) bunlarla uyumunu görecektir. Artık yerli ve yabancı sermaye kesimi ayrım yapmanın da (tekeller arası çok yönlü ve derinlikli ilşki ve ortaklıklar nedeniyle) zorlaştığı şu kesitte mali oligarşik tekelci sermaye kesimlerinin -ve soın dönemde Kürt sermaye çevrelerinin de- “artık kısır tartışmalardan kurtulup önümüze bakalım, ekonomik istikrarı sağlayacak düzenleme ve reformlara yoğunlaşalım” yönlü çağrıları CHP’ye de pusula olmakta ve artık Nisan referandumunu olmuş bitmiş bir şey olarak değerlendirmektedir. Kendi iç tartışmalarına da yansıyan bu tutum onun demokrasiden de ne anladığını göstermektedir. Artık tek hedefi vardır; kitleler üstündeki etkinliğini kaybetmeden %49’u koruyup olursa sağdan devşirilmiş bir adayla başkanlık seçimlerine hazırlanmaktır.

Bunun yanında temsilcisi olduğu tekelci sermaye kesimlerine ekonomik, politik pozisyon ve taleplerini AKP ile belli bir dengede kurulacak uzlaşmayla hayata geçirebilmek peşindedir. 7 Haziran sonrasındaki “istikşafi görüşmeler” saçmalığına katılırken de, 15 Temmuz sonrası “Yenikapı ruhu” na hayat verirken de aynı uzlaşma arayışı vardı. Her ikisinin de sonuçları malumken şimdi aynı şeyler bu defa hasmı çok daha zor bir durumdayken, ciddi bir meşruiyet krizi yaşarken yapılmaktadır. Trajedinin komediye evrilmesi için gerekli nicel birikim yeterince sağlanmış görünse de, toplumsal devrimci muhalefetin ondan halen demokratik bir muhalafet odağı olarak sokağa inmesini beklemesi bir başka çaresizlik ifadesi olarak yansımaktadır. AKP’nin tüm faşist düzenleme, keyfiyet ve yıkıma dönüşen politikaları karşısında “aklım almıyor; olur mu öyle şey, kınıyorum” deme dışında bir politik muhalefet kulvarı ve odağını hayata geçiremediğinden “Batı cephesinde yeni bir şey yok” komedisi sürecektir. AKP’nin karşısında kendi bulunduğu nokta ve eksenden, en azından ideolojik karşıtlığını sosyal demokrasinin neoliberalize olmuş halinden üreteceği politik hattı kurmadan yürümeye devam ederse son yıllarda üst üste yaptığı hata ve yalpalamalar sürecek demektir.

Mali oligarşi özgürlük değil azami egemenlik ister. Politik olarak neredeyse ortadan ikiye bölünmüş bir toplumsal yapıda, sermaye kesimleri arasındaki rekabetle buradan ortaya çıkan bölünme üzerine inşaa edilmeye çalışılmaktadır. Mesajlar buradaki toplumsal yapıyı yedekleyip kitlesel gücü ele geçirmek üzere verilmektedir. TÜSİAD ve CHP’den kısmi demokratik taleplerin dile getirilmesi %49’un korunup geliştirilmesini hedeflerken; buradaki talepleri kendi çıkarları için yedeklemeye çalışırken; karşıt eksende neoliberal muhafazakar, milliyetçi hezeyanlar körüklenerek, iktidar olanakları, kırıntılar dağıtılarak %51’i korumaya çalışmaktadır. Bu bıçak sırtı süreçte hafif bir kıpırdanma sağlayabilen kesim başkanlık sistemlerini kazanabilecek durumdadır. Hayıcıların parçalı ideolojik-siyasal durumları ortak aday oluşturmada yaşayacakları sıkıntılar göz önüne alındığında Saray’ın çok daha avantajlı olduğu görülecektir. İçinden geçtiğimiz çalkantılı süreçte ekonomik, siyasi, askeri, toplumsal olarak daha ne şoklarla karşılaşılacağını tahmin etmek çok zor olduğundan, bu pilavın daha çok su kaldıracağını, olmaz diye bir şey olmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Son günlerde emperyalist ülke ve kurumlardan tutalım, Türkiyeli sermaye kesimlerine kadar bir dizi kurumun AKP iktidarından beklentisi OHAL’in kaldırılması, Kürtlerle neoliberal çözüm sürecinin yeniden başlatılması ve burjuva neoliberal çoğulculuğa (bunun içinde asla ve asla işçi sınıfına, kır ve kent yoksullarına, emekçi kadınlara, Kürt halkına yer yoktur) uygun demokratik düzenlemeler yapılmasıdır. Nisan referandumunda yapılmış seçim hilelerine, Hayır’ın zaferinin çalınmasına göz yumulmuş, tıpkı 15 Temmuz’un ardından olduğu gibi AKP ve Saray’a “Milli Mutabat” beklentisiyle meşruiyet tanınmış ve bu “tanıma” karşılığında yukarıda belirttiğimiz çerçevede düzenlemeler istenmiştir. Saray sakininin bugüne kadar dayandığı temel olan “sandık demokrasisini” kendi eliyle şaibeli hale getirmesi neticesinde içerde ve dışarda yaşadığı meşruiyet krizini gündemden düşürmek için iç ve dış yoğun bir ziyaret programı hayata geçirerek bu baskıdan çıkmaya çalışmaktadır. Çin’den ABD’ye geçmiş oradan dönüşte TÜSİAD Genel Kuruluna katılmıştır. Sıra da Avrupa’daki NATO Zirvesi vardır. AKP’nin genel başkanlığını aldığı 21 Mayıs’tan önce meşruiyet krizi tartışmasını sonuçlandırmıştır ve partili Cumhurbaşkanı olur mu, olmaz mı tartışmasını da böylece ötelemiştir. (Bu Kongrede AKP’nin referandum sürecinde kaybettiği kesimleri yeniden kazanmak için kısmi demokratik düzenlemelerin işaretini vereceğini bekleyen kesimler yine sükut-u hayale uğradı. Gezi’den bugüne içerde ve dışarda attığı bütün adımları; dinci-gerici, milliyetçi,şoven politik kulvarını bırakıp neoliberal demokratik düzenlemelere yönelmesini beklemek eşyanın tabiatına aykırıydı, öyle de oldu. Kongreden çıkan sonuç bütün politikalara aynen devamdır.) Ana muhalefet partisi olarak CHP’nin buradaki büyük meşruiyet krizini derinleştirecek sokak ve parlamento bazlı bir muhalefet yürüt(e)memesinin de kolaylaştırıcılığın da bu süreci daha rahat atlatacaktır. Zayıf karnını hedef olmaktan çıkarmanın rahatlığıyla bundan sonra sistem üzerindeki faşizan düzenlemelerine kat çıkan uygulamalara ara vermeksizin devam edecektir. Yargının (hukukun!) ve eğitim sisteminin düzenlemelerini kendi ihtiyaç ve yönelimlerine paralel olarak tamamlamış; ordu ve polisi de kendine göre yeniden dizayn etmiş ek olarak paramiliter faşist ASAD benzeri örgütlenmelere gitmiş, burjuva merkez medyayı da büyük oranda istediği çizgiye çekmiştir. CNN’in ATV’leşmesine bir “tık” kalmıştır. Bundan sonra mali oligarşik sermaye kesimlerinin istediği ekonomik düzenlemelere ağırlık verecek, ekonomik krizin daha da derinleşmesi için hiç bir denetime izin vermeyen OHAL’in lütufkarlığında düzenlemeleri peşpeşe hayata geçirecektir. Tabi bu düzenlemelerin faturası işçi ve emekçilere kesilecek demektir. Esnek üretim biçiminin tüm parametreleri acımasızca hayata geçirelecek, iş güvencesinden ücretlere, mesailerden sosyal haklara, sendikalardan grev ve toplu sözleşme hakkına, kıdem tazminatlarına kadar emek sürecinin tüm demokratik öğeleri ortadan kaldırılacak; işçi sınıfının söz ve eylem özgürlüğü, örgütlenme ve toplantı özgürlüğü, grev, iş bırakma (Kristal-İş’in örgütlü olduğu bir çok fabrikada başlayan grev 22 Mayıs gecesi Bakanlar Kurulu kararıyla, ertelendi, yani yasaklandı) vd. hakları tümüyle ortadan kaldırılabilecek, çıplak kölelik hayata geçirilecektir. Burjuva faşist düzeninin parametreleri üretim sürecinde, alt yapıda da egemen olcaka, kurumlaşacaktır. Böylece onun sadece bir “üst yapı” meselesi olarak görenlerde belki büyük resmi anlayabilecektir.

Velhasılı ABD’den, AB’den, CHP’den, olmadı Putin’in Tayyip’i hizaya getirmesini beklemek ham hayaldir. Onların mali oligarşik güç ve egemenlik ilşkilerini sermaye lehine konsolide edecek bu düzenlemelerle bir sorunları olmadığı gibi, küresel düzeyden teşvik etmektedirler. Onların kapitalizmin yapısal krizlerinin derin etkilerini yaşarken talep edecekleri tek demokratik kriter sermayenin sömürü özgürlüğünü ezilen ve sömürelen sınıflar karşısında koruyup geliştirmektir. Rejim krizlerini derinleştirip böylece yapısal sorunlarla birleştirip yönetme yeteneğinin tamamen yitiriilmesi karşısında işçi sınıfının yeni arayışlara girmesi, kendi göbek bağını kendinin kesmeye çalışması, burjuva demokrasilerinin artık hiçbir çekim etkisinin kalmaması sermayenin sömürü özgürlüğünü, iktidarını derinden sarsar.

ABD’den AB’ye, TÜSİAD’dan CHP’ye (hatta NATO’ya !!) burjuva sınıf kesimlerinden demokratik düzenlemeler ( OHAL’in kaldırılması, çözüm sürecine dönülmesi, sistemi “güçler ayrılığı” ilkesinin korunması ve kısmi neoliberal burjuva demokratik kimi düzenlemeler) çağrısı, emekçiler üzerinde zayıflayan sistem hegemonyasının yeniden tesisi ve kaotik bir döneme doğru hızla savrulan Türkiye’yi bu belirsizlik sürecine girmekten alıkoyabilmek içindir. Güç ve egemelik ilişkilerinin tek yönlü, hegemonyayı dışlar tarzda kurumlaştırılmasının tüm sınıf egemenliğini dengesizleştireceğine dair duyulan korkudandır. Hem sınıf iktidarını korumak, hem işçi sınıfını aldatarak daha rahat sömürebilmek için gereklidir, o “demokratik” kriterler ve sadec burjuvazinin sömürü ve egemenlik özgürlüğünü garanti altına alır. Oradan bir beklentiye girmek bir çaresizliğin dışa vurmuş halidir sadece.

ERCAN AKPINAR

Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi C-92

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*