Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Proxima Centauri B: Kırmızı Cüceler Toplumu(Öykü)

Proxima Centauri B: Kırmızı Cüceler Toplumu(Öykü)

Geminin rotasını kumanda edemiyordum, tüm sistem şifrelenmişti. Uzay aracı çok gelişmiş teknolojik donanıma sahip olmasına rağmen, günlerdir ne bir gezegen ismi ne de bir rota bilgisine ulaşabilmiştim. Hazırlıklıydım, yoldaşlar böyle olacağını söylemişti ama herhangi bir sarsıntı yoktu. Yolculuk yaptığıma dair ne bir yükseklik, ne bir ısı, ne de itici güç bilgisi vardı. Etraftaki tüm kabloları dışarıya çıkarmıştım ve uzay gemisine ait bilgi edinmeye çalışıyordum.

Bu duruma karşın teknolojik donanımlı bir gezegene olan merakım hiç bir zaman azalmadı. Garip olan tarafı üzerime uzay elbisesi bile giymeden yola çıkmıştım. Tek iyi giden şey araçtaki oksijen ve ısı seviyesinin otomatik ayarlanıyor oluşuydu. Merakımın tuzağına düşmüştüm artık, gözümün önünden tüm hayatım geçmeye başlamıştı. Araca neden bindim diye kendimi sorgulamaya, rüyada mıyım diye düşünmeye başladım. Ne saçma bir şeydi! Ama gerçekti, bu yolculuğu ben kabul etmiştim. Allah kahretsin kontrolsüzce bir cesaretti. Haberleşme cihazlarından iletişim kurmaya çalıştım, bozuk bir ses bile alamadım. Aracın, iniş, kalkış algoritmasından başka bir şey yoktu. Monitör ve bilgisayarlarda bugüne kadar hiç görmediğim anlaşılmaz hatta anlamsız bir dil vardı. Hiçbir şeyi okuyamıyor, korku filmi senaryoları gibiydi.

Artık bir uzay üssüne iniş yapıldığını fark etmeye başlamıştım. Bu zamana kadar ki tek belirti buydu; çünkü günlerce araç aydınlatması bir kere bile aksamamıştı. Kemerimi bağlayıp stres içinde beklemeye başladım. O ara konuşma sinyali verildi, o kısa konuşmada şöyle deniyordu:

“Dora, kırmızı cüceler toplumu adına konuşuyorum; Proxima Centauri B Uzay üssüne hoş geldin! Yolculuk sürecinde yaşattığımız sıkıntıların farkındayız ve bundan dolayı özür dileriz. Yolculuk güvenliği gereği iletişim ve bilgi aktarımı yapamadık. Çıkış kapısı çok kısa bir zaman sonra açılacaktır. Görüşmek üzere…”

Stator ünitesi açıldığında gözüm ışıktan dolayı neredeyse hiç bir şey görmüyordu. Köşeye doğru eğilip bekledim ve yavaş yavaş uzay aracından aşağı doğru inmeye başladım. Hafif başım dönüyor, nefes almakta güçlük çekiyordum, gözlerim kısılıyor karşımdan gelenleri görmüyordum. Yalnız sağ tarafımda yüksek kızıl kayalar vardı. Hava nemden daha çok ıslaklık hissi veriyordu. Bilişim bilimcisi Aros’la yaptığımız uzaylar arası gizli macera ve iletişim karşılık bulmuştu; artık inmiştim, gökyüzü aşırı parlıyordu sonra fark ettim ki gezegenin çevresi kelebek kozası gibi esnek bir camla örülmüştü. Güneşin yansıması, kızıl toprağı, evleri, iş yerleri, küçük bina ve sokakları sarı renge boyamıştı. İnsanın ruhunu etkileyen şey bu olağanüstü ortamdı. Sanki bir bilgisayar oyununun karakteri gibiydim. Etrafı bulanık olarak görüyordum, sonra biri kolumdan tuttu ve beni çekmeye başladı, yavaş yavaş çekilen tarafa doğru yönelmiştim, yalnız beni çeken kişiyi hala göremiyordum. Kısa bir yürüyüşten sonra gözlük verildi, gözlüğü taktığımda karşımda onlarca kırmızı cüceyi görüp irkildim, etrafta gördüğüm şeylerin zihnimde yarattığı duygu tarifsizdi, insan görünümlü vücutları kırmızı olan bu varlıklar dikkatlice yüzüme bakıyorlardı.

Cücelere “Aros kim?” diye sordum,
Cücelerden biri
“benim, rahat ol, güvendesin.” Cevabı verdi.

Bilişimci Aros, şakacı ve konuşkandı; sarı sakalı, kaba burnu, iri gözleri ve beyaz teni insandan neredeyse farksızdı. Zeki ve yüksek bilgili olduğu anlaşılıyordu, onun tüm cümleleri Dünya dilleri arasında olmamasına rağmen, holografik ses istemcilerinin devreye girmesiyle, aramızdaki dil farkını bir anda ortadan kaldırmıştı. Hangi kırmızı cüceyle konuşsam hepsinin ses tonu Aros’unkiyle aynıydı.
Bu arada giymem için Nano giysi verildi ve daha sonra giysi hakkında bilgilendirme yapıldı. Bu giysi yoğun x-ışın radyasyonlarının zararlarından koruyor ve aynı zamanda günlük gerekli olan mekanik enerji miktarını sağlıyordu. (Gözlük, saat, hiper mobil bilgisayar gibi)

Almula: “Hoş geldin Dora, planladığımız zamanda iniş yaptın”, dedi.

Bilken: “Karnı aç mıdır acaba”, etrafına baktı “sıvı takviyesi yapalım mı?” diye sordu.
Etrafta uğultu vardı, yoğun ilgi gösteriyorlardı ama anlamakta güçlük çekiyordum, cevap vermemeyi tercih ettim.
Robotik bir jet mekiğine benzer, otomobil büyüklüğünde bir Drone’ye bindirildim. Bilişim bilimleri enstitüsüne “git” komutuyla, yolculuk başladı.

Etrafa baktığımda ormanlar ve yaşam alanları farklı yerlerde durmuyordu, sokak ve mahalleler doğanın kendisiyle bütünleştirilmişti. Sokak ve mahallelerden geçen yollar estetik bir şekilde bina seviyesinde inşa edilmişti.

Aros: “tüm sokak ve mahalle yerleşkeleri, sadece kırmızı cücelere göre değil Proxima’ya göre tasarlanmıştır” dedi.

Her noktada bilgilendirme yapılıyor, led ışıkları, efekt ve seslerle, holografik ekranlar ile ön cam üzerinde yol hakkında bilgi veriyor, tünelden, yüksekten geçen yol güzergahları, toplu taşıma araçları dahil buradan geçiyordu.

Okyanus altı tüplerle kıtalar arası yolculuk saatte 20 bin km hızla hipersonik su altı trenleriyle sağlanıyordu. Yoldan araç geçmiyordu. Gezegen yıldızın etrafında döndükçe, gezegenin bir diğer yarısı sürekli karanlık halde kalıyor, diğer bölgeler tüm gün boyunca ışıklarla aydınlatılıyordu.

Aros tüm enerji ihtiyacının yarısını Proxsima’nın yüzeyine gerdikleri cam sayesinde elde ettiklerini, diğer kısımlarınsa yeşil enerji üretimiyle olduğunu söyledi. Proxima’nın etrafına gerilen cam aynı zamanda zararlı güneş ışınlarını temizliyordu. Kırılmayan cam güvenlik sağladığı gibi aynı zamanda Proxsima’nın tüm ulaşım ve aydınlatma ihtiyacı için gerekli enerji miktarını karşılıyordu.

Yolculuk sırasında dalmıştım, bir an irkildim, o an yüksek tepelerin üzerinde yoğun bir kalabalık vardı ve yavaşladık, herkesin dikkatlice beni izlediğini fark ettim. Sürekli sorular soruyorlar, gülümsüyorlardı. Kelimeleri tane tane konuşuyor, sözüm bitene kadar dinliyorlardı. Elimi tutuyor, koluma giriyorlardı. Yanımdakiler onlara bir şeyler açıklıyordu. Tıklım tıklımdı sokaklar, düşünce ve tartışma köşeleri, müzik, pandomim, tiyatro, bilim forumları, ilizyon ve sihirbazlık gösterileri her şey, yüksek grafik yansıtıcılarla bütünleşmiş sokak oyunları yaşam meydanlarındaydı. İnsanların yanından ayrılmayan ve sürekli etrafta dolaşan hayvanlar vardı.

Ben:“Aros bir şey sorabilir miyim?”
Aros:“elbette”
Ben:“bu şehrin ismi nedir?”
Aros:“Proxsimada kent yok”, “ülkede yok” diye cevap verdi.

Binaların, yol ve çevrenin mimarisi sanatsal çizimler ve renklerle dekore edilmişti. Yol başlarında uçuşan robotları kontrol eden cihazlar vardı. Robotlar internet dalgaları sayesinde kendi kendine öğrenebiliyor, programlanabiliyor, birbirleriyle ve cücelerle iletişim kurabiliyor, kendi kendilerini ve toplumu teknik olarak kontrol edebiliyordu. Tüm bunları kendilerine tanımlanan, kırmızı cüceler toplumunun ahlak ve normlarına göre yapıyorlardı. Cüceler daha ilk doğduklarında konuşma dilleriyle birlikte yüksek algoritmik yazılım dilleriyle tanışmışlardı. Çevrede robotik akıllı şebekeler ve hacimsiz teknolojiler kurmuşlar, doğasal olanakların az olmasına karşın ormanları, hayvanları en iyi şekilde kullanıyorlardı. Burada kendimi ilkel bir mağara adamı gibi hissediyordum. Böylesine renkli bir gezegende, üzerimdeki giysi sefilce ve sönük duruyordu. Böylesine karmaşık bir kimyaya sahip bir yeri hayal bile edemez, gözlerimle görmeden inanamazdım.

Evlerin, fabrikaların, ofislerin, yemekhanelerin, çamaşırhanelerin, sanat ve bilim merkezlerinin, dağıtım mağazaları, hatta mezbahanelerin duvarları yoktu. Kırmızı cüceler toplumu duvara karşıydı.

Almura bu durumu şu şekilde ifade ediyordu: “duvarlar kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen özel mülkiyet toplumunu ifade eder, durmadan duvar ören bir düzenin sonu gelmiştir”

Yerleşim yerleri karışık vaziyette değil, kırmızı cücelerin ihtiyaçlarına göre konumlandırılmıştı. Örneğin her mahallede yemekhane ve çamaşırhane, sağlık ve gıda ofisleri mutlaka vardı. Kimse tek başına bu işlerle boşa zaman harcamıyor, buradaki çamaşır ve gıda robotlarının yardımı ile ihtiyaçlarını daha hızlı karşılıyorlardı.

Mezbahaneler, kasap robotlar dahil hepsi kırmızı cüceler tarafından kontrol ediliyor, günlük taze etler, işlenen tarımsal üretim, dağıtım odalarının raflarına bant sistemi ile ulaştırılıyordu. Bütün üretim haneler ile dağıtım merkezleri arasına bağ kurulmuştu.
Etrafımdaki makineler, veriler, algoritmalar cücelerin sürekli kontrol ettiği bir şey değil, kırmızı cüceler toplumunun elbirliği yönetmeliğine göre kendini kontrol ediyordu. Aros, sürekli olarak etraf hakkında tanıtım yapıyor, bilgilendiriyordu. Aros’a yol üstündeki müzeyi merak edip sordum. O da bana bu müzenin Kırmızı Devrimin tarihsel müzesi olduğunu söyledi.

Proxsima’nın tarihinde Dünya tarihindeki gibi, ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum ve kapitalist toplum gibi bir tarihsel gelişim süreci yoktu. Tarihlerinde sadece iki toplum vardı: Komünal toplum ve köleci toplum. Köleci toplumla bozulan insanlık, bundan bin yıl önce kırmızı kölelerin ayaklanmasıyla yıkılmış, milyonlarca kırmızı cücenin kendisini feda ettiği savaşlarda, tüm kral ve muhafızlar köleler tarafından öldürülmüş ve devrim yönetimi iş başına gelmişti. Cüceler demokrasisini işletmiş, cüceler konseyi özel mülkiyeti yasaklamış, köleliği yasaklamış, sömürüye yol açacak ve tekelci krallığa yol açacak tüm bütün gelişmelere karşı önlem almıştı.

Köleci toplum, kırmızı cüceler ayaklanmasından önce, kraliyet için çalışmayan sanatı neredeyse bitirmiş, kendisine bağlı olmayan eğitimcileri görevden almış, aydınları, düşünürleri zindana atmış, felsefeyi, sanatı, düşünmeyi yok etmiş, bilimi yasaklamıştı.

Aros, Devrim öncesi karabasan dönemini şu şekilde açıklıyor:

“Komünist devrim yönetimini kurmasaydık, bugün bilim, sanat ve teknolojiyle sürekli gelişen cücelerin düşünsel yetilerini ve emek güçlerinin özgürleşmesini yaratamazdık. Çünkü kalıplaşmış düşüncelerin, geleneklerin, asalak zengin sınıfların bize biçtiği dar kafalı sınırları aşamazdık. Bunun için zenginliğin birkaç kişinin elinde birikmesinin ve kölelerin sömürülmesinin tüm yollarını kapattık, bitmediği gibi köleliği ortadan kaldırdık… Bugün kırmızı cüceler savaşlarla övünmüyor, nefret ediyor, tarihimiz boyunca düşmanı yok ettikçe silahlarımızı da yok ettik, çünkü aklımızı geliştirdik, sadece dış gezegenlerin belirsizliğine karşın savaş teknolojisini ve kırmızı cüceler toplumunun yüksek gelişmişliğiyle birebir bağlantılıdır.”

Proxsima meydanları, konutlar genelde tek kişinin yaşayabileceğinden çok daha büyüktü, lüks değil ama estetik ve rahattı. Giysileri tüm mevsimlere göre tasarlanmıştı. Gruplar halinde kalıyor, az bir kısmı yalnız yaşamayı tercih ediyordu. Yüz yüze iletişim, özgüven en yüksek seviyedeydi. Nüfusun yaşlı kesimleri 160 yaşından sonrakileri kapsıyordu. Yapay zeka ile birleştirilmiş hiper bilgisayar ve iletişim araçları, bilginin hızlıca yayılması ve dönüştürülmesi için kullanılıyor, büyük olanak sağlıyordu, yüz yüze iletişim seviyeleri çok yüksekti, kitap, müzik, çizim, animasyon, film, oyun, dans, spor en çok kullanılan yöntemlerdi. Beş boyutlu holografik oyunlara grup olarak katılıp, beden rollerini katarak oyun oynuyorlardı. İmalat sistemi robotların kontrolündeydi, inşaat gibi alanlara holografik yüksek boyutlu yansımalarla kurulacak bina modeli simülasyonla kuruluyor, daha sonra gerçek mekan üzerine simülasyonla inşa ediliyor, yapımı sırasında ortaya çıkacak mühendislik hataları, iş hataları, iş güvenliği hesaplanıyor hızlı ve verimli bir iş planı çerçevesinde yapılıyordu. Cüceler nüfusu planlayan, bedensel hazlarını kontrol eden bir erdemlilik düzeyine ulaşmıştı, dünya dahil bir çok gezegene ulaşabilecek güçte olmalarına rağmen, hiçbirisinde gözü olmayan ve müdahale etmeyen bir toplum… Kusursuz gibi görünmelerine karşın, her bir cüce sorunlarını dürüstçe ortaya koymaktan çekinmiyor ve kendi içinde elbirliğiyle çözmeye çalışıyordu.

Bilişim bilimleri enstitüsünün önüne gelmiştik, aracın kapıları hızlıca açıldı, enstitü büyük bir alana inşa edilmişti. Yalnız içeri girip girmediğimi ilk başta anlayamamıştım. İçerde hemen boynuma sarıldılar, çok ilgili, samimi bir yakınlık hissediyordu insan. Beni baştan aşağı inceliyorlar, köleci toplumdaki krallara, tanrı figürlerine benzetiyorlardı. Dünyada olduğum sıradaki tüm yazışmalarımız oradaydı. Dünya hakkında konuşacaktık. Yalnız etrafta dikkatimi çeken bir şey oldu, etraf dağınık görünüyordu. Yalnız tüm merkezlerde boş zamanlarını akıllıca değerlendirecek planlamalar ve araçlar kurmuşlardı. Proxsima’nın diğer büyük bölümünde kaba beden gücüne olan gereksinimlerini daha çok robotlara devretmişlerdi. Serbest bir düzen olmasına rağmen, kimse işsiz değil, cücelerin hiç biri zamanını boş yere harcamıyor, az zamanda verimli ve kusursuz işler çıkartıyorlardı.

Zihin okuyabilecek ekipmanları vardı, zihnimi okuduklarından şüphelendim, şüphelendiğimi anladıklarında onlardan daha da çok şüphelendim; Aros’un tanıştırdığı bilişim bilimci kadın şunları söyledi:

“Sevgili meslektaş, (gülüşmeler) Proxima’da hiç bir kırmızı cücenin mutluluğunu hırsızlık yaparak bozacağını düşünmüyoruz. Hırsızlık bu toplumda unutulmuş bir şeydir, toplumsal eşitlik ve özgürlükten faydalanmak için hırsızlığa değil iyi ve dürüst olmaya ihtiyaç vardır. Cüceler kendi kafasıyla, doğru ve dürüst düşünmeyi, düşüncelerini paylaşmayı bilirler.“ dedi.

Enstitü ve bilimsel ARGE çalışma merkezleri herkese açıktı ve bunu seçkin uzman kişiler yapmıyor, tüm yurttaşlar bizzat bu özellikleri taşıyor ve yararlanıyordu. Bilim, sanat, teknoloji, tıp alanındaki tüm çalışmalarda herkese katılma hakkı tanınıyordu. Toplumsal yaşam, çalışma planlaması her yerde asılıydı. Tüm her şey burada açık ve net olarak tanımlanmıştı. Cüceler birbirleri arasındaki özgürce düşünme, geliştirebilme yeteneklerini, tüm zeka ve üretkenliklerini, beden aletlerinin bir çoğundan kurtulmuş, doğaya ve toplumsal yaşama göre, her şeyin ortaklaşa paylaşılması hazzına ulaşmışlardı.

Komünist devrim yönetimi yüksek komünist devrimi tamamlarken en son paraya olan ihtiyacı tümden ortadan kaldırmış. Üretim artık insanların kendi gereksinimleri için üretiliyor olmuştu. Zorunlu 5 saat çalışma süresi hızlıca 2 saate inmiş, oda zorunlu olmaktan çıkartılmıştı. Boş zaman, insanın müzik, sanat, bilim vd. tutkunluk, toplumsal ilişkiler ve ihtiyaçlar için büyük bir olanağa döndükçe yaratıcılık artmış, üretkenlik gönüllü çalışma ile büyümüştü. Gerçek mutluluk, çalışmanın çalışma olmaktan çıkması, insanın kendisini, bilgisini, kafasını geliştirebilmesi için bir toplumsal, yaşamsal ihtiyaca ve araca dönüştürmesiyle sağlanmıştı. Tüm yönetim planlanması yerellerde alınıyor, yönetimde kırmızı cücelerin en hassas organı olan Proxsima’nın geleceği için herkes bu görevlere dönem dönem katılıyordu. Her şey toplumun kendisi tarafından, toplumsal yaşam alanlarında herkesin gözü önünde yapılıyordu. Eğitim serbesti, okul ve öğretmen sistemi devreden çıkartılmıştı. Cücelerin kendi kendine öğrenebilme, öğrenebildiğini paylaşabilme yetisi güçlenmişti. Sınavı, puanı, yılı, diploması yoktu ve eğitim yaşamla bütünleşik ve ömür boyuydu. Toplum içerisinde görev ve hizmetler değişken ve dinamik hale getirilmiş, cücelerin kendi yaşam ihtiyaçlarına göre dizayn edilmişti. Tıp, Bilim, Sanat ve Teknoloji muazzam bir özendiricilik vardı ve birbiriyle arasında birlik güçlenmişti. Toplum hizmetine katılmamak Komünist ahlak ve düşünce sistemine karşı olduğundan bir tür bencillik olduğu belirlendiğinden, kendini düşünene ve ukalalığa tahammülleri yoktu, utanç verici bir şey olarak görülüyor, ayıplanıyordu, her şeyin temelinde doğa, emek ve akıl koyuluyordu. Bu ortamda dinler yoktu, fal, astroloji gibi batıl ve boş inançların zerresi tutunamamıştı.

Bilken; Adalete, hak ve hukuk, yasa, yargı, polis ve cezaevlerine ve demokrasiye artık gerek kalmadığını belirtiyor. Bunlar köleci toplumdan kurtulmanın rolleri ve araçlarıydı diyor ve özel mülkiyet yasaklandıktan sonra sınıfların sönümlendiğini, parayı ortadan kaldırır kaldırmazda tüm haksızlıklar, zorbalıklar savaş ve suçların birer birer ortadan kalktığının altını çiziyor. Kırmızı cücelerin kendi koydukları doğal yasalarının, bundan farklı olduğunu, hiçbir canlının kendi koyduğu yasalarına karşı gelemeyeceğini, bunun içinde zaten adalet sistemine gerek olmadığını söylüyor. Biz Proxsima’nın ruhuna göre yaşıyoruz, diyor.

Aros konuşmasında dünyadaki sisteme dikkat çekerek, bunun ilkel bir köleci sistem olduğunu, işçiler ve yoksulların tüm zamanlarını patronlar için çalışmakla geçirdiğini, tekelci sermaye köleliğinin engellenmesinin zorunlu olduğunu, uydurma işlere büyük emek harcanmasının sonlanması gerektiğini belirterek; doğa ve emek kaynaklarının büyük bölümünün israf olmasının, özgürleşmenin komünist topluma ertelenmeden, kitlelerin kafa olarak gelişmesinin olanaklarının hemen yaratılmasının gerek olduğunu, hemen şimdi acil özgürlük diye önermektedir…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*