Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Profesyonel ordu: Hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı?

Profesyonel ordu: Hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı?

İşçi Meclisi’nden:

Ben oğlumu bu ortamda askere göndermek istemiyorum…” Bu sözleri bir başkası söylediğinde ensesinden tutulurdu. Ama TÜSİAD başkanı Ümit Boyner söyleyince gündem yarattı; “Annelere tercüman oldu” dendi.

Asıl meramı ne?

Ümit Boyner askerlik bahsini açarak milyonlarca kadının gönül teline boşuna dokunmadı elbette. O, gerçekte ardı ardına gelen asker cenazeleri vesile edilerek gündeme getirilen profesyonel ordu konusuna bir “kadın girişi” yaptı.

Kara Kuvvetleri’ne bağlı 6 komando tugayı önümüzdeki ay profesyonelleştiriliyor. Hakkari-Şemdinli arasındaki sınır hattına 5 bin kişilik profesyonel kuvvetler yerleştirilecek. Sınırda 10 yıl boyunca görev yapmak üzere özel timler alınacak. Bunlar daha sonra kıdem tazminatıyla emekliye ayrılıp devlet kademelerinde görev verilecek. Aslında bölgede zaten kullanılan bir statü olan ücretli uzman erbaşlık uygulaması 1986 yılında başladı. En az orta öğrenim düzeyindeki uzman erbaşlar, 3 aşamalı bir fiziki dayanıklılık ve canavarlığa müsaitlik sınavından geçirilerek işe alınıyorlar.
Burjuvazi, bir kez daha bir koyundan, yani asker üniforması giydirilip kirli savaşa sokulan emekçi gençlerin cenazelerinden iki, üç, beş post çıkarıyor. En başta, gerillaya karşı operasyonel gücünü artırmak, ordunun aynı zamanda moral yükü haline gelen cenazeleri azaltmak istiyor. Gençler ve anneler için değil ama; kendi prestiji için! Bölgede geçici olarak değil, yıllarca kalacak ve birer ölüm makinesi “becerisi”yle donatılmış bir kuvveti eli altında bulundurmak istiyor.

Ancak profesyonel ordunun tek ve asıl amacı hiç de söylendiği gibi sınırı korumak, gerillaya karşı operasyon yürütmek falan değil. O asıl olarak Türk burjuvazisinin ve devletinin bölgesel açılımlarını güçlendirmenin, sermayenin dış politikasını yürütüp güçlendirmenin bir parçası olarak ele alınıyor. Nitekim, Türk ordusu, bir yandan Afrika, Balkan, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin ordularını eğitirken bir yandan da Balkanlar’dan Doğu Timor’a, Afganistan’dan Filistin’e dek pek çok emperyalist işgal, saldırı ve çatışma bölgesinde bulunuyor. 900 bin askere yakın askerle Türk ordusu NATO’nun ABD’den sonra ikinci büyük ordusu. Borsa haydudu Soros’un deyişiyle “Türkiye’nin en büyük ihraç malı”, o. Zaten bu rolü Irak’ta da oynaması için öne sürülen gerekçelerden biri de, Irak’ta bir ABD askerinin maliyeti 250 bin dolarken, Türk askerinin maliyetinin 25 bin dolar olmasıydı! “Mehmetçik Bosna’da, Somali’de…” diye Ayşecik dizisine çevrilen bu seferler de zaten burjuvazinin buralara emperyalist organizasyonlarda yer almanın yanı sıra kendi cephesinden sermaye ve meta ihracının da kanallarından biri olarak kullanılıyor.

Profesyonel ordu kimin için kader?

Profesyonel orduya katılmak kimin kaderi? Onun saflarını hangi sınıfın çocukları dolduruyor; birer ölüm makinesine kimler dönüşüyor?

Söyleyelim: Irak’taki ABD askerleri orduda 3-4 yıldır bulunuyorlarsa bin 528 ila bin 824 dolar alıyorlar. Fransız gençlerine ödenen miktar ise bin 200, bin 300 avro. Türk uzman çavuşlar ise 2 bin TL civarında maaş alıyorlar. ABD, AB ve Türkiye için yoksulluk sınırının altındaki bu paralar için elini işçi ve emekçilerin, ezilen halkların kanına bulamayı, en sefil insanlık suçlarıyla bir psikopata dönüşmeyi kim göze alıyor? Türkiye’deki asgari ücret belli. Haftada 49 saat çalışılan Fransa’da asgari ücret bin 337 avro; yani paralı asker ücretine eşit. ABD’de sınır ötesi operasyonlar dahil ordunun asli bileşimini, en düşük ücretli işlerde çalışan ya da işsizlikten kıvranan siyah, Latin vb. emekçilerin çocukları oluşturuyor. Avrupa’da da paralı askerlik işsizliğin yoğun olduğu bölgelerden katılımla doluyor. Zorunlu askerlik kaldırılırken, işçi-emekçi sınıfın kaderi burjuva ordusuna asgari ücret karşılığı yazılmak oluyor.

Ümit Boyner’in “Ben de bir ananızım…” diye titrettiği kirpiklerinde, gözyaşı değil işçilere ve ezilen halklara sıkılacak kurşunlar birikiyor! Biz işçi ve emekçiler ise, elimizi kendimize çevrili silahlara sürmeyeceğiz! Açlığımızın, işsizliğimizin sorumlusu kapitalizmin ordusunu beslemeyecek, elimizi sınıf kardeşimize, ezilen halklara kaldırmayacağız! Onurumuzu çiğnetmeyecek; başkaldırımızı sınıf düşmanına yöneltmek için gün günden örgütleneceğiz!

Paralı askerler

Adı en çok duyulan paralı asker güruhu “Blackwater” elbette bu çakal sürüsünü Irak, Afganistan halkına uyguladığı işkence tecavüz ve katliamlardan tanıyoruz ve kin tutuyoruz. Bu çakallara sahipleri güvenlik şirketi olarak gösteriyor. Aslında “paralı asker”, “profesyonel katil” her biri. En verimli faaliyet alanları efendilerine karşı direnişte olan bölgeler. Buralarda katlettikleri insanların hesabını soran yok onlara. Iraklılar’ın en nefret ettikleri isim Blackwater.
bu paralı askerler bir patronu korumak için ayda ortalama 7 bin dolar, halkın kanını emen teşhir olan kin duyulan bir katili korumak için ise 10 ile 15 bin dolar arasında para alıyorlar.

Blackwater adı hep cinayet ve katliamlaraa anıldı sayısız katliama karıştı. Ama şimdiye kadar hiçbirinin hesabını verdiği görülmedi. Soran da olmadı.
Amerikalı diplomatları taşıyan bir konvoyun korumalığını yapan Blackwater (Karasu) adlı şirket için çalışan özel güvenlik elemanlarının, 16 Eylül’de başkentin batısındaki el-Yarmuk civarında rast gele ateş açması sonucu17 masum sivil hayatını kaybetmişti.

FBI, Blackwater elemanlarının yoğun trafikte otomobillere ateş açarken yasaları ihlal edip etmediğini hala soruşturuyor.
Bu çakal sürüsünün 800-900 kadarının Irak’ta bulunuyor.Tabii, Irak’ta ev baskınları da düzenleyip, istedikleri gibi insanları aşağlıyor, gözaltına alıyor, tecavüz ediyor, evlerden istediklerini alıp gidebiliyorlar.
Blackwater, Global ve Black Hawk, Kontgerilla, JİTEM hepsi aynı düzenin farklı sürülerdeki çakalları. Biz bu çakalları katliamlarından işkenceci yüzlerinden dolayı, kinimizden unutmayacağız. Yaptıklarının hesabını verecekler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*