Anasayfa » GÜNDEM » Pozantı: O çocuklar büyüyecek…

Pozantı: O çocuklar büyüyecek…

Pozantı hapishanesinde Kürt çocuk tutsaklara sistematik tecavüz dehşetinin açığa çıkmasından sonra, büyük burjuva gazetelerinden birinin işgüzar bir muhabiri, Adana-Mersin hattında “araştırmacı gazetecilik” yapıyor. Aklınca “yaşları 9-17 arasında değişen bu Kürt çocuklarının nasıl ‘suça’ itildiğini, ‘terör örgütü tarafından maşa olarak kullanıldığını’, ‘yaşadıkları sağlıksız politikleşme sürecini’ analiz edecek, Pozantı dehşetini böyle klişelerle dengeleyecek.

Muhabir, bu klişeleri teyit ettirmek için Adana ve Mersin’de çok sayıda kişi, kurum, uzmanla görüşüyor, BDP, İHD, İŞTAR, çocuk aileleriyle konuşmalar yapıyor… Ortaya çıkan sonuç ise beklediğinin tam tersi: “Çocukları kimse yönlendirmiyor. Zaten yönlendiremez de!..”

Muhabir, köy ve mezralarından 90’lı yıllar boyunca zorla göçertilip Mersin’e yerleşmiş, çoğu kent yoksulu Kürt aileler arasında yaptığı araştırmanın sonuçlarını şöyle özetliyor: “Geleneksel aile yapısı ve yaşam tarzından kopuş, kente uyum sağlayamamak ve elbette yoksulluk; şaşkın, umutsuz ve güvensiz bir kitle yaratmış.” Bu ailelerin çocuklarının da “otonom ve kaotik” bir biçimde büyüdüğünü de hayretle tespit ediyor: “Bugün “otonom ve kaotik” bir yapılanma olarak varlığını sürdüren, BDP’yi “reformist” ve “light”, kendilerine engel olmaya çalışan ailelerini “hain” olarak nitelendirebilen, polis üniforması ve zırhlı araçlarla özdeşleştirdikleri devleti “düşman” olarak gören, çocuk yüreklerindeki “kin” tarafından yönetilen, PKK’yı “tek irade” olarak yücelterek kabul eden bir kitle.”

Muhabir, İŞTAR’la (Mersin’de Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde gözaltı ve cezaevinden geçmiş çocuklar ve ailelerine psikolojik uyum çalışmaları yapan bir kurum) konuşuyor ve çocuklarla grup rehabilitasyonu yapan bir hekimden şunları dinliyor: “ (Pozantı Cezaevindeki-bn) Çocukların ne anlattığıyla ilgileniyor bugün herkes. Ama bunlar geçen yıldan itibaren konuşulan, rapor halinde yetkililere sunulan şeyler. İlgilenilmeyen tek şey şuydu; bu sirkülasyon sürekli olarak devam ediyor. Bu çocuklar sürekli olarak gözaltına alınıyor, cezaevine yollanıyor ve oradan da çok kötü deneyimlerle çıkıyorlar. Paramparça bir çocukluk; çocukluk mu yetişkinlik mi belli değil. Kürt siyasetinin içindeler ama bir taraftan da kaotik ve otonom bir halleri var. Basın açıklamaları veya yürüyüşler sırasında BDP yöneticileri ortalığı sakinleştirmeye çalışırken bir çocuk taş atıyor ve çatışma başlıyor. Yetişkinler aslında bu durumdan rahatsızlar; söz de geçiremiyorlar.Burada göreve başlamadan önce çocuk haklarıyla ilgili okuduğum yazılarda bahsedilen şuydu: ‘çocukların siyasete malzeme yapılmaması, istismar edilmemesi, kullanılmaması…’ Oysa burada şunu gördüm, çocukları yönlendiren kimse yok, zaten yönlendiremiyorlar ki mesele bu. Taş atmak çocuklar için bir varoluş biçimi, bir siyasi kimlik. Bu kimlik aynı zamanda travmayla baş etme biçimi.”

Psikiyatri dilinde “travma” denilen, yalnız onyıllardır süregelen ulusal ezilme, baskı, aşağılama, inkar, özgürlüksüzlük, yıkım ve yoksulluğun birikimli ve derin etkisi değil, göçedilen yerlerde merkezinde karakol ve cezaevinin baskı, ezme, hakimiyet, devriye, kontrol ve gözetleme kaleleri gibi yükseldiği, bir tür açık cezaevine dönüştürülmüş ezilen ulus gettolarına dayatılan kölece yaşam. Muhabir, bir dededen torununa “taş atma” deyince, torunundan hain muamelesi gördüğünü ve “içimde kin var, taş atınca yüreğim soğuyor” yanıtı aldığını dinliyor.

Mersin’deki Kürt mahallelerinde, bir ulusal kölecilik kalesi gibi yükselen karakolun ve saat başı sokakları devriye gezen zırhlı polis araçlarının, sırf varlığının bile Kürt çocuklarının Kürt olarak varoluşunu nasıl bir ezme ve bastırma aracı olduğunu, bu yüzden polis araçlarına ve polise taş atmanın çocuklar için bir varoluş, bir özsavunma, bir onurunu koruma, bir yaşam, bir isyan biçimi olduğunu, 5 yaşındaki kız çocukların bile polislere taş atarak varolabildiğini, ve kimsenin bu çocuklara taş atın diye talimat filan vermediğini, çocuklarla polis arasında yalnızca belli günlerde değil, neredeyse hemen her gün çatışma ve kovalama yaşandığını, Kürt mahallelerinde belli bir yaşa gelip de gözaltında ağır dayak yemeyen, cezaevinde tacize uğramayan neredeyse tek bir Kürt çocuğunun kalmadığı, o karakol ve cezaevlerinde çocukların yaşadıklarını yalnız İHD’nin değil İŞTAR gibi TCK’ya bağlı yarı resmi rehabilitasyon kurumlarının sayısız kez rapor ettiği halde sistematik bir ezme ve inkar uygulaması olarak sürdürüldüğü, devletin ihbar edilen uyuşturucu tacirlerini “terörist olacağına uyuşturucu satsın daha iyi” diye kolladığı ve bizzat organize ettiği, yalnızca dayak ve işkencenin değil tecavüz ve uyuşturucunun da kirli savaş araçları olarak sistematik olarak Kürt çocuklarına karşı kullanıldığı, cezaevi, karakol ve zırhlı devriyelerin zaten açık cezaevi gibi olan Kürt gettolarında sürekli Kürt ulusal kimliğine bir taciz ve tecavüz aracı olduğunu, ve o çocukların gözaltından ve cezaevinden her seferinde daha büyük ulusal kin ve isyan ateşiyle çıktıklarını… İşte burjuva medyanın yazdıkları ve yazamadıkları…

Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir

O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*