Anasayfa » GENÇLİK » Potansiyel “teröristlere” karşı, paralı asker, özelleştirilmiş ordu!

Potansiyel “teröristlere” karşı, paralı asker, özelleştirilmiş ordu!

Ben oğlumu bu ortamda askere göndermek istemiyorum!” Bunu, bir işçi, emekçi anne söylese; anında tepesine binilirdi… “Vatan, millet düşmanı! Terörist…!”

Her işçi, emekçi; 12 Eylül’ün mimarı TÜSİAD için, uygulayıcısı Genelkurmay ve MGK için, potansiyel teröristtir zaten! Bundan kuşku duyan, karşı çıkan her işçi; Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri’ni, MGK raporlarını vb., bugünden geçmişe doğru şöyle bir tarayabilir. Örneğin; işsizliği, “ciddi bir tehdit” olarak alıp, “tavsiye kararına” bağlayan MGK raporlarını, kolayca bulabilir…

TÜSİAD (Başkan Boyner): “Ben de bir ananızım… Ben oğlumu bu ortamda arkere göndermek istemiyorum!”
AKP Hükümeti (Başbakan Erdoğan): “Gencecik askerler şehit olunca memlekette infial yaşanıyor. Paralı askerler ise ölümle karşılaşacağını bilerek görev yapacak!”

İşçi, emekçi analar; Kürt analar söylese; anında suçüstü, anında yaka paça: “Vay terör yardakçısı, vay terörist!”
Eeee, o zaman; “koca” TÜSİAD, ne “ist”? Hükümet, ne?

İnfial
Analar ağlıyor. Asker, gerilla cesetlerinin üzerine basa basa politika yapan TÜSİAD’ın timsah gözyaşlarından söz etmiyoruz. Başbakan’ın dediği gibi, “memlekette yaşanan infial”den konuşuyoruz. Analar; asker anaları; Kürt işçi, emekçi, gerilla anaları; sadece ağlamakla kalmıyorlar. Bir yandan dünyayı kahreden ağıtlar yakarken; bir yandan da, kirli savaşa karşı öfkelerini, tepkilerini büyütüp, giderek birleştirmeye başlıyorlar.

İnfial; önceki dönemlerde daha çok karşıtlaşan, şimdilerde daha çok bütünleşen, bu kitlesel öfke, bu kitlesel tepki birikimi, bu kitlesel basınç işte. Giderek daha fazla eyleme dönüşmekte olan… Artık ateş; oğullarını askerlikten, değilse tehlikeden muaf tutan, sermaye sınıfının anaları dışında; neredeyse, tüm anaların kucağına düşüyor, tüm anaları yakıyor. Yangına, dev çaplı bir yangına dönüşüyor. Doğan, erkek çocuksa eğer; zaten çoktandır boyutlanmış, sınavların engelli koşusunda büyümüş, intiharlarla iş cinayetleriyle büyümüş, asgari ücret işsizlik büyümüş vb. kaygılara; büyüyen askerlik kaygısı da ekleniyor.

Yangın, Hükümeti de, TÜSİAD’ı da, paçalarından başlayarak tutuşturuyor. Onlar da, kirli savaşta katlettiklerinin cesetlerini çiğneyerek; infialden kurtulmak için infiali kullanarak; profesyonel orduya geçiyorlar. Böylece; kamunun en büyük ve zorunlu olarak (diğer kesimlerin özelleştirilmesinde sopa olarak kullanıldığı için) en sona bırakılan parçası da, özelleştiriliyor.

Nihai karar
Başbakan Erdoğan: “Terörle mücadelede uzmanlaşmış bir güç kuruyoruz. Kritik ve hassas bölgelerde, profesyonel güvenlik gücü şeklinde terörle mücadele edecekler. Nihai kararı vereceğiz ve adımı atacağız. Bu çalışma bir yıl içinde hayata geçecek!”

Ordunun özelleştirilmekte, profesyonel orduya geçilmekte olduğu, kesinkes doğru. Buna, Erdoğan/AKP’nin nihai karar vereceğiyse, komik olduğu kadar; AKP’ye TÜSİAD’dan bir sopa daha yedirecek! Çünkü, profesyonel orduya geçme kararı; Türkiye sınırlarının çok ötesinde; TÜSİAD ve MGK’nın da katılımıyla, çok önceden alındı. Genelkurmay, yıllardır buna çalışıyor. Bir yıl içinde, profesyonel orduya geçileceğinin söylenmesi; ihtiyacın aciliyeti kadar, hazırlıkların sona yaklaştığını da gösteriyor.

Cesetleri yarıştırıyorlar
Başbakan Erdoğan: “PKK’lıların cesetlerinin durumunun insanlık suçu olduğunu; bunun karşısında ne yapacağımızı soruyor. 10 bin şehidimiz var. Onlara uygulananları biz de size mi göndereceğiz!”
Öldürülen gerillaların cesetlerine, askerler tarafından yapılan insanlık dışı işlemler konusunda, tepkiler iletildiğinde; Başbakan’ın yanıtı bu. Cesetleri çiğnemekle kalmıyorlar; yarıştırıyorlar da.

“Büyük Kürdistan”
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül: “Çalışmaların hukuki tarafını Milli Savunma Bakanlığı, askeri tarafını da Genelkurmay yürütüyor. Genelkurmay bu yapının teknik yönünü çalışıyor. Yani Genelkurmay bu yapıyı kendi bünyesinde nereye bağlayacak, hangi kişilere nasıl, ne kadar süreyle eğitim verilecek gibi konular. Hudut boylarında görev yapacak dendiğinde, Avrupa Birliği’nin sınırların sivil denetime devri konusuyla bir ilgisi yok. O sınır geçiş kapılarının, vatandaşların geçiş yaptığı bölümlerin kontrolüne ilişkin. O, terörle mücadele kontrol altına alındıktan sonraki bir konu. Biz hudut bölgesindeki dağlarda terörle mücadele edecek personelden söz ediyoruz. Bir tür uzun süreli, terörle mücadelede uzmanlaşmış ve maaşlı askerlik gibi düşünün. Bu personel de, halen devam eden çalışmamıza göre, gönüllülük esasına göre, beş yıl askerlik yapacak, iyi bir maaş alacak, ama süresi bitince devletle ilişkisi kalmayacak; örneğin emekli maaşı almayacak. Bütün bunlar yasa taslağı ortaya çıktığında belli olacak. Ama biz bu yeni statünün devlette yeni bir meslek edinme kapısı olmasını arzu etmiyoruz.”

Ne kadar açık ve net. Yasa bakanlıktan; devşirme, eğitim (dip not 1), uygulama Genelkurmay’dan. “Yüksek maaş”, kelle avcılığı priminden başka bir şey değil. “Ama biz bu yeni statünün devlette yeni bir meslek edinme kapısı olmasını arzu etmiyoruz!”; ordu dahil, her türlü kamusallığın sonu.

Can alıcı noktalardan biri de; hudutlarda kurulmaya başlanan, askerden polis hudut birliklerine geçiş süreciyle, yine hudutlarda kurulacak, profesyonel ordu birlikleri arasındaki ilişki. Bakan bunu; AB sınırları ile Kürdistan sınırlarını farklılaştırarak, pek güzel ifade ediyor. Kürdistan sınırında da, hudut polisine geçilmesini, profesyonel ordunun işini yapmasının (dip not 2) bir sonucu olarak ele alıyor: “O, terörle mücadele kontrol altına alındıktan sonraki bir konu.

Okurlarımız; ABD’nin talimatı ve zorlamasıyla, İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin, Türkiye’nin, PKK’ye karşı, ortak ve bütünsel bir imha harekatı başlattığını, biliyor ve takip ediyorlardır. Bu ortak sıkıştırma, sürme, bastırma, imha harekatıyla; Kürt halkının direniş dinamikleri ezilir, PKK darbelenip hırpalanır, yalıtılır, giderek merkezi alanları darlaştırılırken; devreye; çoktan hazırlanmış olan, profesyonel katiller ordusu girecek! Son vuruşu, temizliği onlar yapacak… Plan bu! Çoktan; PKK eylemleri bahane edilerek, uygulamaya girmiş halde…

PKK’yi imha, KUKM’i tasfiye planı ise; çok daha bütünsel, kapsamlı başka bir planın iç bileşeni: “Büyük Kürdistan!” Zaten tüm yönlerden fiili olarak ortadan kaldırılmış olan “kırmızı çizgilerin”, sınırların ötesinde; Kürdistan’ı, dev çaplı bir fabrika, dev çaplı hammadde kaynakları ve pazar olarak, kurmak; ve ABD-İsrail-Türkiye’nin bölgesel yönetimine geçirmek… Türkiye’nin de kurduğu profesyonel ordu; tıpkı ABD profesyonel ordusunun Irak’ta yaptığı gibi, fakat taşeron ve daha ucuza mal edilmiş olarak, bölge işçi sınıfları ve emekçilerine kan kusturma gücü olacak…

Çember kapanıyor
Fakat, öncü işçilerin dikkatini yoğunlaştırması gereken; buna bağlı bir tuzak daha var.

Emekli askeri hakim Ümit Kardaş: “Bu profesyonel güç kimin elinde olacak. Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanırsa tehlikeli. Çünkü biz bunu daha önce Jandarma İstihbarat Teşkilatı (JİTEM) yapılanmasında da gördük. Askeri otoriteye bağlı olması demek sivil denetim altında olmaması demek. Denetimi olmayan bir güç, illegal zemine kayar. Halk siyasi otoriteye hesap sorabilir, ancak TSK’ye soramıyor. En başta soruna bakış biçiminde zaten tehlike var. Hem demokratik açılım deyip hem de böyle bir yapılanma kurmak olmaz. Böyle bir yapı, bölgeye ancak kan, gözyaşı, ölüm, silah getirir. Bundan ne barış ne de huzur çıkar. Oradaki halk, ‘Devlet beni düşman gibi gördüğü için üzerime ordu gönderiyor’ diye düşünür.” (bianet)

Çember kapanıyor! Profesyonel ordu da, “demokratik açılım”, referandum, seçim savaşımlarının bir iç bileşeni, malzemesi haline geliyor. Kamusuz demokrasinin ordusu olarak; işçi sınıfının, emperyalist savaş ve işgallere, bunların taşeron katilliğine, direnişlerinin dipçiklenmesine, asgari ücretinin bile tanklarla belirlenmesine karşı hoşnutsuzluğunun, tepkisinin, soğurulup; yeniden, kapitalist sömürü, egemenlik, bağımlılık ilişkileriyle bütünleştirilmesi. Dün, Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanması gündemdi; bugün, profesyonel ordunun!

Referandum, “halk oylaması”; Savunma Bakanlığı, “halk denetimi”, oluyor… Çember, kapanıyor.

Dip notlar:
1-SOA (Katiller Okulu), çok uzun bir zamandır, Türkiye’da de “hizmet veriyor.”
Okurlarımıza; 2003 yapımı Gözler Önünde Saklı (Hidden In Plain Sight) belgesel filmini izlemelerini önereceğiz. Konusu kısaca şöyle: Her Kasım ayında düzenlenen, “Katiller Okulu”nu (SOA) protesto eylemlerini ele alıyor. ABD’deki merkezi önünde Katiller Okulu’nu protesto eden göstericiler, SOA’yı “Katiller/Darbeciler Okulu” olarak nitelendirirken; ordudaki subaylar, okulun Latin Amerika’ya demokrasi ve istikrar getirmekte önemli bir rol oynadığını iddaa ediyorlar.

2- “Katiller Okulu”, profesyonel ordu ve ölüm mangalarının ne anlama geldikleri; neler yaptıkları hakkında, okurlarımızı biraz daha aydınlatabilmek için; “birgun.net”ten aktarıyoruz:

Geçtiğimiz günlerde Kolombiya’da dünya ve Kolombiya medya tekelleri tarafından neredeyse yokmuş gibi gösterilen, Amerika modern tarihinin en büyük ve korkunç toplu mezarlarından biri ortaya çıkarıldı.
Meta eyaletine bağlı La Macarena bölgesinde ortaya çıkarılan bu toplumezarda en az 2 bin kişinin cesedi bulunuyor. 2005 yılından bu yana bölgede operasyonlarını yoğunlaştıran Kolombiya ordusu binlerce kişiyi isimsiz bir şekilde gömdü. İçme sularına çürüyen ceset parçalarının karışmasından ve artan kaçırma ve öldürme olaylarından ötürü harekete geçen bölge halkı özellikle 2009 yılında defalarca bu toplu mezarların varlığını gündeme getirmişti. Ancak savcılık harekete geçmemişti.

Sonunda yakınları kaybolan ailelerin ısrarları ve Kolombiya’daki insan hakları ihlallerini araştıran İngiliz sendikacı ve parlamenterlerden oluşan bir delegasyonun bölgeyi ziyareti ve araştırmaları sonucu, 2009 Aralık ayında her türlü dokunulmazlığa sahip ordu mensupları tarafından işlenen bu vahşi katliam açığa çıkarıldı.
Sözkonusu olan kıtanın bu zamana kadar bulunan en büyük toplu mezarı… 2000 kişilik bir mezar! Bu, Kolombiya devleti için çok ciddi bir mesele, ancak bu jenositin suçortağı tekelci ve uluslarası medya Nazi toplu mezarlarını aratacak denli bir vahşet ortaya çıktığında bunu büyük bir sessizlikle geçiştirme görevini üsleniyorlar. Bu sessiz medyanın, bu katliamlar temelinde büyüyen devasa sermaye ve Kolombiya’nın sınırsız doğal kaynaklarının sömürüsüyle ilişkili olduğu hiç kuşku götürmez.

Ocak 2010’da (mezarın ortaya çıkışından bir ay sonra) Kolombiya’yı ziyaret eden Avusturyalı bir insan hakları komisyonu bu olay üzerine yetkililerle defalarca görüştü ve bütün yetkili kurumlar (savcılık, adalet ve içişleri bakanlığı ve Birleşmiş Milletler) son derece endişeli bir şekilde sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalıştılar ve bu arada zaman kazanarak, mezardaki ceset sayısını minimize etme ‘operasyonları’ düzenlediler. Ancak buna rağmen resmî sayı olarak en az 2 bin cesedi kabul etmek zorunda kaldılar.
Avusturyalı delegasyonun verdiği bilgiye göre, “ceset çıkarma çalışmalarını denetleyen yoktu, istedikleri gibi cesetleri çıkarıp başka yerlere taşıyıp oralara gömüyorlardı ya da yakıyorlardı ve durumu şikâyet eden kayıp yakınları da evlerinden zorla göç ettiriliyorlardı.”

Kolombiya’da polisin ve ordunun eylemleriyle birlikte organize edilen paramiliter devlet stratejisi, ‘büyük toprak sahipliği’nin egemenliğinin gelişmesinin bir aracı olagelmiştir. Kolombiya devleti kendi açık unsurları (polis, ordu) ve kapalı unsurları (paramiliterler) aracılığıyla 50 binden fazla kişiyi kaybetti. Kolombiya devlet aygıtı göze batar bir şekilde oligarşinin ve uluslararası sermayenin halka karşı sınıf savaşındaki aracıdır; yağmanın garantisi olan paramiliter strateji bu ekonomik mantık içinde yazılmıştır.
La Macarena örneği boyutundaki bir toplumezarın üstünün örtülmeye çalışılması, uluslararası sermayenin ve Kolombiya oligarşisinin yaptığı ticaretin bu dehşet üzerine kurulduğunu gösteriyor; bu cinayetler sadece Kolombiya ordusu ve Başkan Uribe’nin uyuşturucu tacirleri ile olan ilişkisi nedeniyle işlenmiyor, bundan çok daha derin bir nokta olan Kolombiya devletinin soykırımcı yapısıyla ilgisi vardır. Ayrıca ulusal ve uluslararası medyanın suç ortaklığı da son derece belirleyicidir. Bu noktada tek çare halklar olarak bu tür soykırımların üstünü örtme çalışmalarını engellemek bize düşüyor.
Kolombiya için uluslararası dayanışma acildir: Kolombiya kuşkusuz gezegenimizde kapitalizmin kaçınılmaz mutlak hastalığındaki en vahşi halinin gözler önüne serildiği bir dönemi yaşıyor…
(birgun.net/latin_index.php?news_code=1267962788&day=07&month=03&year=2010)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*