Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Patlamaya hazır bir volkan: Mülteci krizi derinleşiyor

Patlamaya hazır bir volkan: Mülteci krizi derinleşiyor

suriyeli-siginmacilar-ab-ortak-eylem-planiAB ile AKP arasındaki mülteci pazarlığı ve Türkiye burjuvazinin daha ucuz kölelik istemiyle hiçbir sosyal altyapısı olmadan ileri sürülen mültecilere kısmi vatandaşlık vaadi, ve mültecilere karşı ırkçı-faşist kampanyalar, mülteci krizini yeniden tırmanışa geçirdi.

İstanbul İkitelli’de faşistlerin kışkırttığı esnaf ve işsizler ile Suriyeli mülteciler arasında çıkan kavgada iki kişi yaralandı. Konya Beyşehir’de ise bıçaklı kavgada biri Suriyeli mülteci iki kişi öldü, 3 mülteci de yaralandı. Yaralı Suriyeli mültecilerin bulunduğu hastanenin önünde toplanan binlerce kişi mültecileri linç etmek istedi. Olaylar Beyşehir’e sevkedilen çok sayıda asker ve polisle bastırılmaya çalışılırken, kalabalık yer yer polisle de çatıştı.

Başını Sözcü gazetesinin çektiği “Suriyelileri istemiyoruz” ırkçı-faşist kampanyası ise, işsizlik, yoksulluk, ev ve kira fiyatları ve sosyal yıkım tepkilerini mültecilere karşı linç histerilerini körükleyerek realize etmeye çalışıyor.

Bu arada Türkiye burjuvazisi ve hükümetinin yeni mülteci politikası, Kürdistan’daki savaşa sürülebilecek yeni bir kart olarak da gündemleşti. Cemil Bayık, kirli savaşla Kürt nüfus yerinden edilmek istenirken, Suriyeli mültecilerin buralara yerleştirilmek istenmesini “soykırım politikası” olarak değerlendirerek, Kürt halkının buna her türlü yöntemle direneceğini belirtti.

Tek cümleyle Türkiye burjuvazisi ve devletinin mültecilere vatandaşlık sayıltısı, Türkiye’de tüm diğer ekonomik-toplumsal-siyasal krizlerle bağlantısı için de patlamaya hazır bir volkan gibi duran mülteci krizini de daha bir açığa çıkardı ve bir dizi fay hattına daha harekete geçirdi.

Söyledik: AB’de uygulanan “kalifikasyon” ya da “puanlama”ya, yani neoliberal ve bürokratik performansa dayalı kısmi vatandaşlık sistemi, çözümün değil sorunun parçasıdır. Bu sistem, mültecilerin kayıtsız, eğitimsiz, vasıfsız, en yoksul ve güvencesiz kesimlerini kayıt dışı ve kaçak yaşamaya iter. Geriye kalanlara da, çoğunlukla fiilen kullanamayacakları kısmi vatandaşlıkla, uluslar arası mülteci haklarından bile yoksun kılar.

Zaten meselenin bam tellerinden biri, kısmi vatandaşlık sisteminin, uluslar arası mültecilik hakkının (mültecilerin başka ülkelere de gittiğinde kullanabileceği mültecilik hak ve statüsünün, dolayısıyla Avrupa’ya gitme olanağının) gaspını perdelemesi, mültecileri Türkiye’ye hapsetmesi. Tam da bu noktada, bunun, yalnızca bir AKP marifeti olmadığını, Ege’de devriye gezen NATO savaş gemileriyle de perçinlenen küresel mali oligarşik mülteci köleliliği programının bir parçası olduğunu görmek gerekir.

Türkiye’de uygulanacak kısmi vatandaşlık sisteminin Avrupa’dakinden de çok daha geri ve keyfi, mülteci hak ve statüsünün bile olmadığı altı boşluğu, ve Türkiye’deki demokratik ve sosyal kazanımların da bugün Avrupa’da da gasp edilmekte olanın çok gerisinde olduğu düşünülürse, mültecilere eziyeti resmileştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Kaldı ki mültecilerin yasal iş, eğitim, sosyal güvence, barınma/konut sorunları çözülmeden, uluslar arası mültecilik haklarından olsun yararlanabilecekleri mültecilik statüleri bile tanınmadan, çoğunlukla kullanamayacakları biçimsel ve kısmi vatandaşlık hakları olsa ne olur, olmasa ne olur?

Türkiye burjuva devleti, Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanırken Ortadoğu’dan gelenlere tanımayarak derin bir ırkçılık güdüyor. AB ile yaptığı mülteci anlaşması çerçevesinde Ege’de artık Nato savaş gemileri mültecilere karşı devriye geziyor ve Türkiye sınırları da mültecilere tümüyle kapanmış durumda. Cihadçı çeteler sınırlarda cirit atarken, sınırı geçmeye çalışan sivil mülteciler artık düpedüz TSK tarafından katlediliyor. Mültecilerin bulundukları illeri terketmesi yasaklandı. Mültecilere tarım dışında yasal iş alanı tanınmıyor ve kaçak çalışmaya zorlanıyorlar. Mültecilerin kayıt dışı ve asgari ücretin yarısına çalıştırılmalarına, iki kat fazla kira ve gıda fiyatı ödemek zorunda bırakılmalarına, ırkçı-şovenist saldırı ve mafya, fuhuş sarmalı altında tutulmalarına karşı, hiç bir önlem ve koruma yok, tam tersine bunların hepsi teşvik ediliyor. Mültecilerin 4’te üçünün çocuk, kadın ve yaşlılar olmasının daha da yakıcı kıldığı eğitim, sağlık, sosyal koruma ihtiyacına dair hiçbir şey yok.

Yıkıcı değersizleştirmeye, performansa ve ağır bürokratik eziyete dayalı neoliberal kısmi vatandaşlık bunların hangisini çözecek?

Bir de Sovyet Sosyalist Devrimi ile Rusya’da uygulamaya geçirilen 1918 Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası’nın 20 ve 21. maddelerine bakalım:

20. Madde: Tüm ulusların işçilerinin dayanışmasının sonucu olarak Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti, Rusya Cumhuriyeti’nin topraklarında yaşayan, çalışan ve işçi sınıfına mensup olan yabancılara Rus vatandaşlarının tüm siyasi haklarını verir. Ayrıca Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti yerel Sovyetlerin bu gibi yabancılara karmaşık formaliteler olmaksızın yurttaşlık verme hakkını tanır.
21. Madde: Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti siyasi ya da dini zulüm nedeniyle sığınma talep eden tüm yabancılara barınma ve iltica imkanı sunar.

Sosyalist mülteci politikası, neoliberal kapitalist mülteci politikasından yalnız farklı değil tam karşıtıdır. Siyasi ve dini zulüm nedeniyle sığınma talep eden tüm yabancılara sosyalist ülke sığınma ve barındırma olanaklarını açmaktadır. Burjuvalara değil “çalışan ve işçi sınıfına mensup” mültecilere, kayıtsız koşulsuz tüm ve tam eşit siyasi hakları tanımaktadır. Hiçbir bürokratik engel tanımadan, işçi mültecilere tam yurttaşlık verme hakkını yerel işçi sovyetlerine tanımaktadır. Burjuva mülteci politikası, ancak sermaye ve para sahibi mültecilere tam vatandaşlık, vasıflı ve meslek sahibi mültecilere de neoliberal performansa ve bürokratik eziyet ve köleleştirmeye dayalı kısmi vatandaşlık verirken, ancak burjuva sınıf diktatörlüğü karakterini gizlerken; sosyalist mülteci politikası açıkça proleter demokratiktir, işçi ve yoksul mültecilere tam eşit çalışma, sosyal ve siyasal hakları yerel işçi sovyetlerinin güvence ve korumasında tanımaktadır. Bu yaklaşımın, mülteci sorununun da ancak sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisi temelinde, tabandan ve enternasyonalist kaynaşmayla çözülmesini gözettiği açıktır. Mülteci sorunu sermaye, burjuva vatandaşlık, bürokrasi temelinde hiçbir şekilde çözülemez, ancak bunların kaldırılması temelinde çözülebilir.

Buraya doğru ilk adım, işçilerin birliği halkların kardeşliği için mücadeledir. Tekelci oligarşik kapitalist güçler tarafından yıkıma uğratılmış, işçi, kent yoksulu mültecilerle sınıf dayanışmasıdır. Tam eşit siyasal, sosyal, sınıfsal kolektif haklarının, en başta da örgütlenme ve eylem haklarının tanınması için mücadele ve dayanışmadır.

İşsizliğin, sosyal güvencesizlik ve geleceksizliğin, fahiş ev kiralarının, petrol ve kan jeostratejisi savaşları ve yıkımlarının sorumlusu işçi ve emekçi mülteciler değildir. Tüm bunların sorumlusu, kapitalist güçlerdir. Türkiyeli işçiler ve sosyalistler, “çalışan ve işçi sınıfına mensup” mültecilerle dayanışmayı, ortak sınıf düşmanlarına, ırkçılığa ve köleciliğe karşı mücadeleyi yükseltmek, birleşik mücadele ve örgütlenme kanallarını açmak zorundadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*